Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '14

 
Kategori
Edebiyat
 

Vakitsiz horoz

Vakitsiz horoz
 

Üç yaşlarındaydım, yanlış hatırlamıyorsam. Rahmetli babaannemin beslemiş olduğu bir horozu vardı. Sabah gün ışımadan öter, gün içerisinde de her gördüğünün üzerine atlardı. Aynı şekilde ben de gagalamalarından payıma düşeni almıştım. Sonunda kesildi ve mahallece rahat bir nefes aldık.  

&&&&

Susmak, en anlamlı cevaptır, aslında. Yokluk, dirliğin habercisidir. Tıpkı, zifiri karanlığın sabaha en yakın olduğu an gibi. Konuşmacının en zor anlatımı, dinleyicilerin bildikleri konular üzerine sohbet etmesidir.

Demsiz çayda, mayasız hamurda, olmamış meyvede, pişmemiş aşta lezzet ne ise erken öten horozun dimağımızda uyandırdığı algı da buna eşdeğerdir. Sıkıcıdır kısaca, erkenden öten horoz. Kesilmesi haktır.

&&&&

Ben, derken Şems, kendi katlinin hükmünü verdiğinin farkındaydı. Büyük ilim insanı Bahaddini Veled’in evladı ve talebesi bir medrese profesörü. Kütüphanesinin yoktu ucu bucağı. Ünü sarmıştı Rum diyarını, Yahudi’si, Hıristiyan’ı, Zerdüşt’ü hürmette kusur etmezlerdi. Rum diyarının Türk asıllı âlimi, Celaleddin’i Rumi’ye.

Okumakla bilinseydi, Peygamber (a.s)’e gerek kalmazdı. Okunsun ciltlerce sayfa, yenmez ise bir çeki bal, anlaşılmaz lezzeti, tadı. Çorak toprak gibidir, nazarsız yürek. Özetle, Şems gerek Celaleddin’e, olabilmesi için Mevlâna.

&&&&

Erken öten horozun yok mudur hiç yararı? Olmaz mı? Ordudan önce giden akıncı gibidir. Karanlık gecede dolunay gibidir. Sisli yolda yol açan usta sürücü gibidir. Kınından sıyrılmış yalın kılıç gibidir. Bakışları ile gönülleri delen aşk yüklü bir çift göz gibidir.

Uykusuz bıraksa da az biraz, tehlike öncesi uyanık kalınmasını sağlayan erken uyarı sistemi gibidir, erken öten horoz. Can verir kısaca, dirilsin, diri kalsın, diye canlar.

&&&&

Yokluğu gibi fazlaca ışık da zararlıdır. Gözleri kamaştırır, puslu ve şaşı görüntüye neden olur. Algıda seçicilik sorunu yaşanır. Kalplerin Şems’i ile birlikte gereğinden fazla kalmak da “kör” eder kalpleri. Bu sebepten dolayıdır ki, gündüzün ardından gelen gece rahmettir, aslında.

Kalpleri kör eden ultra nazardan kurtulup, iyileşmenin metodu da sunulmuştur, çabuk unutan âdemoğluna. Son peygamber Muhammed (a.s)’in en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’den bahsediyorum.

Kur’an; Arapçada, “kör, görmeyen, gerçeği göremeyen” anlamlarını içeren çoğul bir terimdir. Kerim; İkram, hediye, lütuf demektir. Anlaşılacağı üzere Kur’an-ı Kerim; kalpleri kör olmuş ve gerçekleri göremeyenlere sunulmuş bir hediye. Yaralı kalpler için, aşk acısı çekenler için eşsiz bir ilaçtır, bu mucize eser.

Şems katline üzülmez de hani unutulur ya tıpkı galaksinin ışıltısının kaynağının güneşten olduğu gerçeği gibi. İşte kalpleri burkan hafif bir sızı bundan olsa gerek. Bu da işin cilvesi sanırım. Her neyse.

&&&&

Haydi Abbas

Haydi, Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun, işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalb ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumana,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı’nın ‘Abbas’ şiirinin konu içeriği ile ilgisi var mı? Bilmiyorum. İçimden geldi, paylaşmak istedim. Yazımızın süsü olsun.

&&&&

Uzun bir aradan sonra siz değerli okurlarımla tekrar bir arada olmanın sevincini yaşıyorum. İyi ki varsınız.

 
Toplam blog
: 635
: 614
Kayıt tarihi
: 07.09.13
 
 

Şiiri, yazmayı seviyorum..hepsi bu kadar.. ..