Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '12

 
Kategori
Deneme
 

Vali nasıl gelmeli?

Vali nasıl gelmeli?
 

Goca İbram’ın bütün günü, antik çağ kalıntıları arasında geçiyordu. Keçi çobanlığı en iyi bildiği işti. Mermer sütunların üstüne yatardı bazen. Bazen de yassı bir taşın üstüne sererdi sofrasını. Bazı büyük taşların yüzeyinde yer alan erkek yüzlerine bakardı. Kadınların mermer lahitlerin yüzeylerindeki kabartmaları gerçekmiş gibi görünürdü bazen. Heykelleri yapanlara kızardı bazen. Bir pirnar çalısının ardına oturduğunda abdes bozmak için lahitlerdeki kadınların, kı....a baktığını sanıp toparlandığı bile olurdu. Kızardı kendisine bazen, “ulen bir mermerin üstündeki karıdan bile sakınıyosun, ödlek İbram” dediği bile olurdu.

Goca İbram, keçilerini otlattığı saha içinde nerede ne büyüklükte bir tarihi eser olduğunu bilirdi. Merak ederdi bazen, “acaba toprağın altında da mermerler, heykeller var mıdır?” diye sorardı kendisine. Tarihi bilgisi olmadığından herşey kuru bir merak olarak kalırdı içinde.

Yirmi senedir, hazine avcılarının kazdığı çukurlardan başka bir şey görmemişti, yaşadığı çevrede. Gündüzleri yeni açılmış çukurları görürdü de, çukurları açanları hiç göremezdi. Gece çalışıyordu, antika avcıları. Çoğunluklada parçalanıyordu her şey. Gece dikkatsiz kazma ve kürekle çalışanlar, tesadüfen bir şeyler bulsalar da, parçalıyorlardı tarihi birçok eseri, kazma darbeleriyle. Bir yağmalama yaşanmaktaydı Güllüpınar’da, tarihi eser yağmalaması.

Bir gün pirnar çalılarının dibinde yanlarken dalıp gitmişti, uyumuştu. Uyandığında başucunda tekesakallı bir adam dikilmekteydi. Yerinden kalkarken, konuştu tekesakallı.

“Ben arkeolog Nurettin” dedi.

Şaşkın bir vaziyette;

“Ben İbram. Güllüpınarlı. Goca İbram dirle bana.” deyiverdi şaşkınca.

“Arkeolog ne demek” bilmiyordu, Goca İbram. Cahilliği ortaya çıkmasın diye bir şey söylemedi. Arkeolog Nurettin Bey’in arkasında, on beş kadar kızlı erkekli bir grup vardı. Hepsinin de giyim kuşamları bir acayipti. Aletleri de çevrede gördüğü aletlere benzemiyordu. Arkeolog Nurettin Bey;

“İbram Amca, bizi bu yörede tarihi bir kazı yapacağız. Bu gördüğün mermerlerin yerin altında kalan kısımlarını araştıracağız. Bu gençlerin hepsi üniversitede arkeoloji öğrencisi. Tarihi kalıntılarla ilgileniriz biz. Geçmiş medeniyetlerin yaşam şekillerini öğrenmeye çalışırız.”

Goca İbram anladı ki, bunlar resmi antikacı.

Atıldı birden, “ben size nerede ni va, gösteririm. Ben iyi kazma sallarım, kürekle eyi çalışırım” deyiverdi.

Nurettin Bey;

“Biz kazmayla kürekle çok çalışmayız. Yoksa tarihi eserlere zarar verebiliriz. Biz çok hassas çalışırız. İnce aletlerle ve fırçalarla, ağır ağır çalışırız. Toprağı eleriz, toplu iğne kadar bir eseri bile kaçırmak istemeyiz. Bu nedenle işimiz uzun sürer. Bizim işimiz sabırla, olacak bir şey.”

Goca İbram, birden anlayıverdi işin ciddiyetini ve önemini.

Öğrenciler ilk önce çadırlarını kurdular. Kendilerine bir yaşam alanı oluşturdular. Ormanın içine tuvalet bile yaptılar, çöp biriktirecek çukurlar bile açtılar. Her gün keçileriyle aynı yere gelen Goca İbram, merakla izlemeye başladı yapılan çalışmaları. Gençlerin çalışmalarda ne kadar acemi olduklarını gören Goca İbram, küçüklükten beri her çeşit aleti kullanmakta becerikli olduğundan, başladı gençlere işi tarif etmeye. Birkaç defa tarif ettiği halde işi doğru yapamayan gençlere, küfür etmeye başladı farkında olmadan. Kızların yüz kızarsa da, ettiği küfürün farkında olmayan Goca İbram’ı, öylece kabul etti herkes. Bazıları küfür ettirmek için bile, bazı şeyleri anlamamalıktan gelip küfür ettirmeye başladılar. Nurettin Bey bile can sıkıntısını gidermenin yolu olarak, Goca İbram’ın küfürlerine sığınmaya başladı. Goca İbram, her gün çalıştıkları yere gelsin diye, iş teklif etti. Goca İbram kazı ekibinin bir elemanı olarak ayak işlerine bakmaya başladı. Her gün küfür ederken, ekipte küfür etmeyen kimsecikler kalmadı.

“Küfürbaz bir arkeoloji ekibi” olup çıktılar. Kazı alanında, streslerini bu şekilde atmaya başladılar. Küfürbaz Okulu’nun rektörü olarak Goca İbram’ı atadılar.

Birileri ekibi çalışırken bir dinlese, edilen küfürlerden Arkeoloji Profesörü Nurettin Bey on sene, öğrencilerde beşer yıl hücre hapsi alırlardı. Goca İbram kesin idam edilirdi.

Gün görmedik küfürlerin, mucidi olmuştu bütün ekip.

Herkes boş bulup meydanı, durmadan sıyırıyordu.

İlin valisi Nurettin Bey’in liseden arkadaşıydı. Kazı hakkında bilgisi vardı. Meraklıydı da tarihi kalıntılarla. Bir gün vali Nurettin Beye;

“Beni kazı alanına götür, Pazar günü gidelim. Av elbiselerimizi giyelim. Hem gezeriz, hem de kazı alanında yapılanları bende görürüm.” deyince, gerekli hazırlıklar yapıldı.

Vali Bey; Afrika’da safariye gider gibi giyinmişti. Görenlerin hiç birisi bu vali diyemezdi. Ava giden normal bir vatandaştan farkı yoktu. Makam arabası yoktu. Koruma yoktu.

Nuretttin Bey’in arabasına binip, kazı alanına vardılar. Kazı alanına vardıklarında, Goca İbram’ı bir ağacın dibinde yanlarken buldular. Yerinden hiç kıpırdamayan, istifini bile bozmayan Goca İbram, ”hoş geldiniz” derken, Nurettin Bey’e dönüp;

“Ni b.k işin va len bu vakitte, tatil gününde burda” diye sorunca valinin suratı değişti.

Nurettin Bey;

“İbram sende peynir ekmek var mı?” diye sordu, lafı başka yere çekmek için.

Goca İbram, ayaklarını uzatırken yattığı yerden;

“Va” dedi. “Bak tee urda, meşenin dalında takılı.”

“Getirir misin?” dedi, Nurettin Bey.

Goca İbram atıldı.

“Ule gıçında y…va. Git kendin al, düdük herif…” deyince, valinin tepesi attı.

“Bana bak. Ben valiyim. Böyle terbiyesiz konuşmalar istemem. Sevmem böyle kötü lafları. Kendine gel!” diye bağırdı.

“Hastirlen valimiş!” diye söylendi, İbram Efe. Kendinden emin bir vaziyette, yerinden bile kıpırdamadan.

Bir sessizlik oldu.

Goca İbram, bir Nurettin Bey’e, bir de kendisini vali zanneden adama baktı.

“Nurettin Bey, bu adam doru mu söylüyo?” diye sordu, kısık bir sesle.

“Doğru” sözünü duyunca, birden toparlanıp, ayağa kalktı. Ceketini iliklemeye çalıştı. Kopuk düğmenin deliğine alttaki düğmeyi geçirince, acayip bir şekil aldı ceketin önü, hazır ola geçti.

Özür dilerim, Sayın Valim. Valiler bu şekilde gelmezlerde, bilemedim… Hemi de tatil gününde…” diye sıraladı sözlerini. Nurettin Bey’de olanlar konusunda özür diledi. Niye böyle olduğunu, dilinin döndüğünce anlattı valiye.

Vali, olup bitenleri dinleyip, merak ettiği konuyu sordu.

“Peki valiler nasıl gelirmiş, merak ettim de söyle bakalım?”

“Özür dilerim, Sayım Valim, anlatayım. Vali gelmeden önce köy bekçisi minareden ilan eder. “Herkes evinin önünü, sokağını temizlesin” diye.

Eee sonra?

“Muhtar köy kahvesinde toplantı yapar. Valiye verilecek yemek ile ilgili para toplar. Valiye verilecek hediyeleri ayarlar.”

Vay! vay!

“Sonra karakol komutanı gelir. Köyde hazırlıkların ne durumda olduğunu denetler, kontrol eder.”

Bak sen.

“Sonra okul çocukları, köylüler köyün girişindeki yolun sağına soluna sıralanır, vali beklenir.”

Hayret bir şey.

“Vali zamanında gelmez bazen, çokça bekleriz emme. Vali gelmeden önce bir iki araba gelir. Vali geliyo! Vali geliyo “diye bağırır.

Sonra?

“Gara bir araba önde, arkasından ikinci bayrağı olan daha yenicene fiyakalı bir araba daha gelir. Vali bayraklı gara arabada olur. Okul çocukları ve köylüler alkışlarız.”

Vali Bey bize “Nasılsınız?” diye sorar. Bizler “Sağol, sağlığına duacıyız” diye bağırırız son ses.

Vali Bey, köyümüzün meydanında durur. Muhtarla konuşur. Yemek yer, kimisi ayran içer. Ayranı çok beğendiğini söyler.

Sonra?

“Sorası mı var Vali Beyim. Vali böyle gelir. Sen avcı gibi çıktın geldin. Vali olduğunu bilemedim. Vali gibi gelsen bi b.k olmicekte… Böle çizmeli mizmeli gelince bilemiyoz, sapıtıyoz işte… Kusur işliyoz… ”

Sustu bir süre, yine konuştu farkında olmadan, hem de anasına dip daldı.

“Böle gelirsen böle oluyo işte, ansnı s...m…”

Vali sevmişti, Goca İbram’ın samimi tavırlarını. Yüreğinde bir kötülük olmadığını anlamıştı.

Vali çevresine bakındı, sıyırıverdi gitti.

Ulen doğru söylüyon anasını si…

 

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..