- Kategori
- Öykü
Vapurla gelen mutluluk (Bölüm 2)

Kahvesini içip, sigarasını tellendiren yaşlı kadın duvardaki saate baktı birden. Vapurun gelmesine az zaman kalmıştı. Gerçi hangi vapurla geleceklerini tam olarak bilmiyordu ama şehrin ücra bir kıyısındaki bu iskeleye sık sık uğramıyordu vapur.
Yerinden zorlukla doğruldu. Dizleri son günlerde çok ağrıyordu. Hele yağmurlu günlerde sabaha kadar uyuyamıyordu eklemlerinin ağrısından. 'Ne yapalım bu yaştan sonra kabakulak, su çiçeği olmayacağız ya. Tabii romatizma, tansiyon artık bize yakışan hastalıklar:'diye düşündü.
Yavaş yavaş mutfağa doğru yürüdü. Sabahtan yıkayıp , diri kalsınlar diye suyun içine bıraktığı salataları süzdü. Köfteleri buzdolabından çıkarttı. Tavayıı , ateşe koydu, yağını ekledi. Altını yakmadı, gelince sıcak sıcak kızartırım dedi, kendi kendine.
Salon olarak kullandığı baş odaya doğru yürüdü. Büfeyi açtı, İçinden sıradışı günlerde kullandığı beyaz keten örtüyü çıkarttı.Oğlu gene kızacaktı ona. Çocuklar geldiğinde bu örtüyü serme, yemek döküyorlar, lekeleniyor, sonra temizleyeceğim diye çok uğraşıyorsun diye ona söyleniyordu, oğlu. Olsun onun bir tanecik torunlarıydı onlar. Büfenin diğer gözünden misafir yemek takımlarını çıkarttı. Gerçi yıllar içinde kırılan parçalar olmuştu ama kalanlar onlara yeterdi bu yemekte.
Örtüyü serdi, tabakları yerleştirdi. Mutfaktan çatalları, bıçakları, bardakları da getirdi mi masa tamam olacaktı.
Bu arada kalbinin hızlı hızlı çarptığını hissetti. Epeydir görmemişti kızları. dersleri , okulları derken pek gelemiyorlardı. Kızlar uzamıştır diye düşündü. Kız çocuk çabuk boy atıyordu, hele ergenliğe yaklaşınca.
Onların günün birinde büyük birer hanım olacağı fikri hoşuna gitti birden.Ama ben göremem onları gelinlikle diye düşündü. Ne garipti. İnsanın çok sevdiği, adeta aşık olduğu bir canlının iyice büyüdüğünü göremeyeceğini düşünmek. Sanki sana verilenle yetinmek zorunda idin..
Bir kaç kere daha mutfağa gidip geldikten sonra masa tamam olmuştu. Vapur saati de neredeyse yaklaşmıştı. Vapur gelmeden üstünü başını düzenlerse iyi olacaktı. Torunlarının karşısına böyle pejmürde ev kıyafeti ile çıkmak istemiyordu.
Yatak odasına yöneldi. Sabahtan hazırlayıp yatağın üstüne koyduğu desenli elbisesini giydi. özellikle böyle canlı renkleri seçmişti. Onu daha genç gösteriyordu bu renkler. Yüzüne biraz allık, dudaklarına ruj sürdü mü tamamdı. Saçını taradı, toplayıp ışıltılı tokasını taktı. Bir de kulaklarına elmas küpelerini takıp aynaya bakınca kendini beğendi.
Artık torunlarının karşısına çıkmaya hazırdı. Sağlıklı, canlı, neşeli bir babaanne olarak onları karşılayabilirdi.
Tam bu sırada iskeleye yanaşan vapurun düdüğünü duydu. Hemen pencereye koştu ve vapurdan çıkıp sokağa sapanları seyretmeye başladı. Henüz torunları gözükmemişti. Her zaman torunlar önden koşardı sokakta. O da pencerede, düşecekler diye aklı giderek , bir yandan da gururla seyrederdi. Son senelerde pek koşmuyordu torunları. Büyümüşlerdi ne de olsa. yavaş yavaş , kırıtarak anne babalarının yanında yürüyorlardı artık.
Devamı sonraki yazımda