- Kategori
- Tarih
Vay Benim Müzelerime, Işıl Özgentürk’ün yazısıydı, düşüncelerim ve duygularım …

Sevgili Uğur Yavuz'un çekimi. Afrodisias. Bağrında Kenan Erim. Gün ışığına kazıdı. Işık içinde yat. Afrodisias ve Kenan Erim'e saygı ile.
Işıl Özgentürk dün Cumhuriyet Gazetesi’nde “Vay Benim Müzelerime” başlığı ile bir yazısını yayımladı.
Diyor ki, Eskişehir Eti Müzesi’nde Müze Müdürü oğlunun sünnet törenini yapıyor. Korunması gereken eserlerin arasına pembe örtülü yemek masaları konuyor, davetliler v.s. Halay çeken o davetlilerin Kibele heykellerine özen göstereceklerini hiç sanmıyorum.”
Meğer o müzede ilk değilmiş Eskişehir kentini bence fazla ve bölgeye hiç uymayan heykellerle donatan Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’de orada nikah kıymış. Burada artık ben pes diyorum.”
Acaba müzelerde yapılan sünnet düğünleri ya da nikah törenleri sırasında bir iki kişi de duvarlardaki mozaik tablolara, antik heykellere bir bakış atar mı? Olur olur. Vallahi o zaman bu yeni alışkanlığı destekleyebilirim.”
Ben de pes diyorum, Işıl Özgentürk.
Ancak Muğla’da Arkeolog Profesör Adnan Diler hocam denk geldi. Ve Işıl Özgentürk'ün yazısının içeriğinden bahsettim o da gelmeli, insanlar gelmeli müzelere öyle saklı hale getirmemeliyiz, o tür şeyler yapılmalı , müzelere insanları gelmeli, dedi.
Sevgili Işıl Özgentürk’ün yazısını okuduğumda dün geceydi. Yazıyı dikkatle ve heyecanla okudum. Müze deyince sevgim çok. Müzelere, tarihe saygım çok.
Bir ülkenin çağdaş bir seviyeye gelmesinde geçmiş kültürlerin ve uygarlıkların geleceğe taşınması bir ülkenin tarihine düşkünlüğü bir ülkenin güvencesidir. Dünya ülkeleri arasında yerinizi sağlamlaştırır. Ülkenizi demokrasi, insan hakları ve barışın göstergesi olarak koruyacaktır.
Çok hayıflandım. Müzede bu tür şeyler bir amaç mıdır? Müzelerin tanıtılması, eserlerin korunması, tarihin gün ışığına çıkarılması, sergilenmesi, tüm insanlığın hizmetine sunulması gerekirken.
Bir müzede eserlere dokunup tanıyabilirsiniz. Dokunarak yaşayabilirsiniz. Çocuklarınızı götürürsünüz.
Onların küçük yaşta alacakları müze, tarih eğitimi gelecekte tarihin, uygarlıkların, eserlerin korunmasına, kendi ülkemiz içerisinde gün ışığında sergilenmesinde, kendi yaşadıkları toprakların içinde filizleneceği gelecek yaşam tüneline büyük katkıda bulunacaktır.
Bir müze sevgisi taşıyın, eserlerle baş başa olun. Göreceksiniz sizi dinlendirecektir. O size kültürü tanıklık etmek için orada duruyor, koruyun. Öğrenin.
Düşünsenize sizi yeni yolculuklara zaman tüneline götürecektir.
Işıl Özgentürk’ün dediği gibi yurtsever olmak başka yollardan geçiyor. Demiş ya olmadık yerde Onuncu Yıl Marşı söylemek. Sahi onuncu yıl marşının anlamı işte o yılda yapılanları anlatır, güçlüdür, gerçektir siz de tüyleri ürpertir. Artık biz yeni marşlar, yeni Türkiye ortaya koysak o zaman bu marşı söylemeyi hak ederiz.
Geçmişin bize bıraktığı olağanüstü güzellik ve kültür zaten ülkenin dört bir yanında dalgalanmakta.
Ülkemizin her yeri uygarlıklar müzesi değil midir?
Tarihin görkemi kendi öz duygusu ile bu topraklarda fışkırmalıdır. Gün ışığına selam veren, o yerler.
Rahat bırakmalıyız ki. Truva’ya gitmiştim. Yedi kat yerleşim yerine, uygarlığa. Ne çok yağmalanmıştı bugüne dek. Bir şey bırakılmamış, geriye kalan sanki kendi yalnızlığına dönen, insanlıktan çekinen o kalıntıları, duvarları birkaç parça eserleri ile sanki gelmeyin bizi yağmalamayın. Sizden çekiniyoruz basmayın topraklarımızı, uygarlığımızı geri verin, der gibiydi. Sessizce girip çıktım o alana, konuşarak, dokunarak duygularına, saygılı. Çıktığımda geriye dönüp baktığımda duygularım , nefesim, heyecanım orada onlarla kalmıştı.
Yalnızlıkları daha rahattı. Huzurları kaçmıştı bir avuç çıkar, işbirliği, yağmalama, kandırma, talan etme politikalarıyla para babalarından, eser kaçakçılarından. Doymamışlardı.
Yaşamayı unutturan o günümüz insanlığı. Serin bir uygarlık getirir sana bir avuç yıldızları, bir avuç toprağı, bir avuç yurdu. Bir geleceği. Bir yurtseverliği.
Sayısız antik tiyatrosu da mı size bir duygu taşımıyor. Bakın o günlerin tanığını. Nasıl da dizilmiş taşları. Sesleri yansıtan. Hayal edersiniz, zamana yolculuk. Mutlu olur, hayatınız değişir, sizi etkiler.
Ya bugün neler yapıyorsunuz? Kaç ören yeri kaç müze, kaç esere dokunup konuşuyorsunuz. Koyu gölgeli mor dut meyveleri arasında mı, yoksa incir ağacının o hayalet kentinde mi, saygılı kurulmuş dostluklarda , evlerde mi? Yoksa nar çiçeğinin ezgili çağıran bilim insanını bağrında taşıyan görkemli topraklarda mı?
Hanlarda, hamamlarda, taşlarda bilimi durmadan kazıyan kalenin neferinde mi? Aşk kentinde Stratonikeiada’mı? Neredesiniz? Fosilleri, gergadanları çene kemiklerini mi kırıyorsunuz? Gladyatör dövüşlerinde misiniz?
Ya da Mustafa Kemal Paşa’nın o Cumhuriyet değerleri ile yükselen ışığında Ulus’ta mı?
Etnoğrafya Seksiyonunun en gizli yerinde mi? Ya bugün neler yapıyorsunuz? Güllüce eğlencede mi?
Müzeler hayat bağınız, geleceğiniz, çocuklarınızın yaşamı olsun. Işıl Özgentürk demiş her sünnet töreninde çalınan fantezi müzikle birbirlerine fısıldaşıp “biz kimiz, nereden geldik, burası neresi” diye sormaktan bitap düşmüşlerdir.
Sormasınlar, bırakın kendi bağrında, yurdunda, yurdunun insanı ile birlikte kaynaşıp, yaşasın. Birlikte sizi yolculuğa kendi duygularına, kültürlerine götürsünler…
Rahat bırakın…