- Kategori
- İlişkiler
Vicdan hırsızları

İyiliği ve güzelliği çalmaya gayret ederler. Bir de hikâyesi var: Genç adam atıyla giderken merhamet edip yolda gördüğü ihtiyar adamı atına bindirir ve kendi yürümeye koyulur.. İhtiyar ata iner binmez atı mahmuzlayıp kaçmaya başlar. Genç adam ardından bağırır: "Dur! Gitme, geri dön! At senin olsun, atımı değil vicdanımı çalıyorsun."
Kendimde bir şeylerin eksildiğini hissettiğin an, biliyorum ki vicdanımı çalan birileri var. Yaşanan hayâl kırıklıkları insanların vicdanlarından daima bir şeyler alır götürür. On beş sene evvel biri bana şöyle sormuştu: Kimler hayâl kırıklığına uğramaz?
Cevabı çok basit idi, yanıtlayamamış olsam bile: "İdrak kabiliyeti yüksek olanlar..." Bu cevabı genelden özele indirmek de mümkün: İyi tanıdığın bir insanın sana ne yapıp ne yapmayacağını bilirsin, beklenmedik bir şeyle karşılaşmayacağın için hayâl kırıklığı yaşamazsın. Eğer bunu yaşamışsan, demek ki iyi tanıyamamışsın.. Tekil için geçerli olan bu nazarda genel için de geçerli. Varoluşu, kendi varoluşunu ve insanları iyi tanıyanların idare ve idrak kabiliyeti diğerlerine göre daha fazla olmalı. Onlar ki vicdanlarını çaldırmayanlardır.
Bütün cevaplar vicdanımızda. İnsanın vicdanının rahat olması şu iki şeyden birine işarettir: ya gerçekten insanlık vasıfların artıyordur; ya da vicdanın, çalına çalına tükenme yoluna girmiştir. Tıpkı tüketilen diğer şeyler gibi. İçselleştiremeyip dışsallaştırdığımız her şey gibi.
İnsanlar temiz doğup, kirleniyorlar. İnsanoğlunun şeytanı yine kendisi, vicdan hırsızları..
Hem kırmamaya hem de “kırılmamaya” gayret ediyorum. Ayaklarıma çalı çırpı dolansa da, taşlara takılıp düşsem de hayatın bir bütün olduğunu idrak edebilmek için tüm gayretimle çaba sarfediyorum. Doğruları parçalarda değil bütünde aramam gerektiğini kendime hatırlatıyorum. Mayınlara bassam da devam edeceğim. Vicdan hırsızlarının kol gezdiği bu okyanusta geri dönmeye hiç niyetim yok, ne yolumdan ne de insanlığımdan.
***
Teşekkür: Girişte aktardığım kısa hikâye, hep doğru zamanlarda doğru şeyleri söylediğini bildiğim ve daima bir İstanbul Beyefendisi olarak hatırlayacağım rahmetli Melih Dölay’a aittir. Uzunca bir süre geçtikten sonra kavradığım bu kısacak hikâye güzel bir anı olarak kalacaktır. Kendisini bir kere daha rahmetle anıyorum.