Yağmurla sohbet / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Şubat '13

 
Kategori
Deneme
 

Yağmurla sohbet

İçinizden bir şeyler azalırken mutlu olabilir misiniz? Bu ne biçim soru diyorsunuz belki de içinizden. Ama cümlemin devamı şöyle gelişiyor : “Gerçi eksilmiyor bir yandan da çoğalıyor”. Kafanızı daha fazla karıştırmadan konuya gireyim istersiniz.

Dün, günün akşama el verdiği saatlerde ben de şemsiyemi elimi aldım ve sokağa attım kendimi. Mutsuz olduğum, sıkıldığım için değildi bu eylemim. İyi gün dostu değilim tabiatın.  Sadece güneşli, çiçekli, kelebekli mevsimlerinde değil kara gününde de yanında olmak isteğiydi belki de. İçini varsın bana döksün. Nitekim şemsiyemin üzerine önce bir kaç damla düştü sonra daha fazla. Ahenkle yürümeye devam ettim. Bir yandan  çevremi izliyor bir yandan da bir şiirimi okuyorum içimden sessizce.

“Toprağa,  incitmeden basmak,

Havayı, şükrederek solumak,

Çiçekleri, hak geçmeden koklamak,

Usulca doğaya  karışmak istiyorum hem de şimdi”

İç dünyamda sustum bir süre. Sonra kendi kendime şöyle dedim :”Tuzun kuru. Yürürsün böyle aheste aheste.” Ayakkabılarının altı delik, üstün çok ince olsaydı, kafanda çözemediğin büyük bir sorunla karşı karşıya bulunsaydın yine aynı düşüncede olur muydun?” Mesela; çalıştığın şirket kapansaydı. Müracaat ettiğin her kurumdan ‘üzgünüm, kadromuz dolu. Ya da şartlarınız bize uygun değil’ gibi  cevaplarla evine omuzların düşmüş bir halde dönseydin. Bir de iyice ıslanan giysin, tenini soğutup, ayakların buz kesilseydi.

Derken o esnada hızla yanımdan geçen bir arabanın bana püskürttüğü yağmur birikintisiyle biraz daha dükkânönlerine doğru yanaşıyorum. Esnaf, dışarıdaki malının üzerini hemen bir muşamba ile örtmüş ve rüzgâr ihtimaline karşı da sıkı sıkıya mandallamış. Kolay değil evine ekmek parası götürecek. Malını korumak zorunda.

Bir elim cebimde diğer elim sıkı sıkı tuttuğum şemsiyemde adımlarımı biraz daha hızlandırıyorum. Yol boyu çıplak ağaçları izliyorum. Bazılarının koca gövdelerine büyük ilanlar asılmış. Ağaçlar olmuş size birer reklam panosu. Bir an, onları Kızılay’ın meydanında ellerinde haklarını aramak için pankart açmış insanlara benzetiyorum. Buruk bir tebessüm yerleşiyor yüzüme. “Hadi ağaçlar konuşamıyor, önlerine yapıştırılan kâğıtlarla bir şeyler anlatıyor insanlara. Peki insanlar neden düşünebildiği halde sorunlarını çözemiyor. Konuşmak; anlaşmak için yetmiyor mu? Tek taraflı mı iletişim?” diyorum içimden.

Az ileride tekrar reklamcı bir ağaç görüyorum. Ağaçların dili olsa neler derlerdi biz insanlara. Öncelikle, “sayımızı artırın”, sonra da “kıymayın bize. Size soluk alacağınız bir hava yaratıyoruz. Gölgemde serinliyor, gövdemde dinleniyor, mahsullerimi yiyorsunuz. Hatta içinizi kağıda dönüşmüş halime boşaltıyorsunuz. Nedir bu caniliğiniz!” derlerdi herhalde. Ağaçla konuşuyorum yine içimden “Haklısın! Hem de şu ıslak kökünden, yeşermeyi bekleyen kuru dallarına kadar” diyorum.

Saatime bakıyorum. Neredeyse bir saat olmuş. Sıcak yuvama, güzel aileme dönmeliyim. Yağmur kesiliyor. Biraz sonra yeniden daha da hızlanarak yağıyor. İşte diyorum tıpkı ben! Biz insanlar ve tabiat ne kadar benziyoruz birbirimize.

İçimden her gün pek çok cümle dökülüyor satırlarıma. Akabinde yağmur gibi kesiliyor. Sanıyorum her şey bitti. Yazacak bir şeyim kalmadı. Sonra yeniden doluyorum. İçimdeki kaynak kurumuyor. Sürekli sızıyor; bazen az bazen de çok.

İşte bu kaynak değil mi bizi yeniden hayata bağlayan. Gözyaşlarımız ıslatıyor yanaklarımızı sonra bir de bakıyoruz güneş doğmuş dudak kıvrımlarımıza ve gülümsüyoruz. Bir lokma yiyecek durumda değilim diyor, öğün saatimiz gelince unutup nasıl da iştahla yiyoruz.

Şemsiyeme rağmen her yanım ıslanmış biraz da üşümüş bir vaziyette evime giriyorum. Hoş geldin, diyen aileme hoş bulduk, diyorum sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi. Doğaya karışmak da güzel, çoluk çocuğa da diyorum.

Bazen kendimizle yaptığımız iç sohbetlerimizde günümüzü ve yaptıklarımızı değerlendirip; galiba akıllanıyorum, diyoruz. Belki de deliriyoruz ne dersiniz? Her ne ise her şeye rağmen hayat yaşama değer.

Şükrediyorum yaşadığım her ana, sevdiklerime ve siz sevgili dostlarıma.

Esen kalın.

Aysel AKSÜMER

 
Toplam blog
: 334
: 482
Kayıt tarihi
: 22.03.10
 
 

Halkla İlişkiler bölümü mezunuyum. Iki çocuk annesiyim. "Bir Öykü Kadar Kısa Bir Roman Kadar D..