Yahudi Soyu, soy kırımına da uğradığı halde, acep ne denli soyludur?!. / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
 

Yahudi Soyu, soy kırımına da uğradığı halde, acep ne denli soyludur?!.

Dünya’yı gezdiğini söyleyenlere, her zaman birkaç yere gidip gitmediklerini sorarım. Acizane sorduğum O yerlere gitmeyenler, Paris’i, New York’u Venedik’i görmekle, Dünya’yı gördüklerini zannetseler de; gerçek anlamda fazla hata ederler. Çünkü Onlar sadece turisttirler. Hatta turist bile değillerdir. Dünya’yı görmek, ancak Dünya’yı anlamakla mümkün olabilir. Bu dediğimi anlamak için de, allâme-i Cihan olmaya gerek yoktur. Zîra, Dünya’nın Doğu’su ile Batı’sı, Güney’i ile Kuzey’i zaten ve tabiaten farklıdır. Bu farklılığa bir de insan hareketleri inzimam edince, fotograf çok daha değişik renk ve görünümlere bürünür. Benim gerçek tercihim, işte o değişik renk ve görünüm kontrastından kâm almaktan ibarettir. Dünya’nın diğer şatafatlı vitrinlerini şutlayalı, benim için çok zaman olmuştur. Ve esasen Dünya, artık benim için, bir leblebi değerinde bile değildir..

Dünya’yı gördüğünü zanneden zevat-ı kirama, sorduğum yerler arasında, Polonya’nın Karakov şehrinde bulunan 1.Austchwitz ile holokost için Yahudi’lere inşa ettirilmiş olan 3 km. ilerideki 2.Auschwitz-Birkenau kampları da vardır. Onlara bu kampları görüp görmediklerini sorarım. Bu zamana kadar bu suali İkiYüz’ün üzerinde insana sormuş olmama rağmen, özellikle bu kampları gördüklerine dair, sadece İki kişiden olumlu cevap alabilmişimdir. Onlar da bu kampları görmüş olmakla, benim gibi insan olmaktan, iliklerine kadar utanmış şahsiyetlerdir.. Schindler'in Listesi filmi 1.Auschwits kampında çekilmiş olan bir filmdir. Esasen bu kampta tecrit edilen Yahudi’lere 2. Auschwits kampı inşa ettirilmek sureti ile kendilerinin kırıma uğrayacakları, o gün için en gelişmiş sistemlere, ciddî katkı sağlamaları temin edilmiştir. Meseleye bu pencereden baktığınız zaman, iliklerinizi donduracak kadar keskin olarak gördüğünüz gerçek resim, “Bir soy kırım için, soyu kırılacak insanlara, kendilerini ve kendi soylarını kırmaları için, en mükemmel sistemlerin, güle oynaya inşa ettirildiğinin, insanlık dışı rezil resmi olduğu gerçeğidir!..“ karşınızda duran. Ben ve iş arkadaşlarım, bu İki kampı da iliklerimiz donarak, kanımız damarlarımızdan çekilerek, dilimiz kuruyarak, söyleyecek söz bulamayarak, bazen de gözlerimiz yaşararak, en ufak detaylarına kadar gezdik. İtiraf edeyim ki; Schindler'in Listesi filmi, orada yaşandığını açıkça ve rahatlıkla tahmin ettiğimiz gerçeklerin, yarısına dahî değinmemiş olan bir filmdir. Buna rağmen çok etkilidir. O kamplarda gerçekten her türden insanlık dışı vahşetin, en alâsı alây-ı valâ ile yaşanmış, bu şekilde de Milyon’larca Yahudi holokosta kurban edilmiştir... Oraları sevgili Hüseyin ile Amerika’daki Ermeni cemaati görseler, bir daha ağızlarına holokost sözünü asla almazlar, alamazlar.

Pek iyi de; kim hangi sebep ve saik ile insanları bu şekilde yok etmeyi isteyebilir ki? Bu sualin gayet açık cevabını, Hitler’in “Kavgam” kitabında bulursunuz. O kitabı okuyup da, Hitler’e hak vermeyen, neredeyse kimseyi tanımadım ben!.. Ancak, o kitabı okuyanlar, Hitler’e hak verseler de; insan ve ırk telef etmenin, makul karşılanabilir bir tarafı olduğunu, tabiidir ki; savunmamışlardır. Ya da böyle bir hunharlık karşısında, kimse sessiz kalmamıştır. Ne tekim Almanya karşısında, Dünya milletleri, hiç sessiz kalmadığı gibi, Onlara bu hunharlıklarının faturasını da ağır ödetmişlerdir. Bugün bile Almanya, Yahudi’ler hakkında bir söz ederken, öz geçmişine bakmadan ve birkaç kez yutkunmadan halâ bir söz etmez, edemez. Ancak, bu misâlde söz konusu olan, arî ırk Alman’lar, büyük bir kültür olan, German kültürünün mümtaz mümessilleri ve mümeyyizleridir. Devlet ve millet bilinci olan insanlardır. Haricen kınasalar da, halâ ve hiç kuşkusuz, için için Hitler’e hak vermektedirler. Ve bir gün Dünya milletleri de, Onlarla aynı vasata gelecek ve Hitler’e hak verecek olursa, katiyen şaşmam. Sizler de şaşmayacaksınız zaten. Zîra ne hazindir ki; İsrail’in izlediği yol, bu durumu hak edebilecek niteliktedir.

Uzun zamandır, keza bu günlerde ve hassaten bugün, bir devlet gibi değil de, eşkıya gibi davranan İsrail devleti için, bir mukayese söz konusu olduğunda: Onlar hâla Alman devletinin tırnağı bile olamadıklarını kanıtlar bir çaba içindedirler. Kendine yapılan haksızlıklar sebebi ile bu Dünya’da mutlak adalet ve hukukun, sürekli yanında durması gerekirken, haksız yere tek bir ferde kurşun sıkmamayı ilke olarak kabul etmesi de şart olduğu halde, sürekli şımarıklık ederek, Dünya milletlerini ve bölge barışını hiçe saymakla, alenî katliamlar yapan, İsrail devleti, haddini ve haklarını aştığının bilincinde de değildir. Açıkça anlaşılan odur ki; İsrail devletinin millet olmaktan aldığı ve anladığı bir hukuk bilgisi, insanlık fikri ve de izanı hiç yoktur. Bütün bu insanlık dışı olaylar, çok uzun bir zamandır, Dünya devletleri ve milletlerinin gözleri önünde gelişmektedir. Geçen asrın yarısından beri, Filistin karış karış sürekli işgâl edilmekte, Filistin haritası, her yeni gün, Filistinli’ler aleyhine İsrailli’ler lehine sürekli değişmektedir. Filistinli’nin elinde sapan, İsrailli’nin elinde her tür silâh ile bu dengesiz kavga “Nedense, Dünya’nın İslâm’a karşı kör devletlerinin/ milletlerinin” gözleri önünde sürmektedir?! Başta Amerika olmak üzere, bu kör milletler/devletler her nedense(?!.) kendi bünyelerinde vatandaş olarak bulunan Yahudi’lerden ve tabii Onların uzantısı olan Mason localarından çekindikleri için, bu rezilliğe hiç ses çıkartmamakta, bu ve benzeri sebeplerle de, İsrail aleyhine alınan BM yaptırım kararları, İsrail’e karşı tatbik olunmamakta ya da olunamamaktadır. Ancak, Türk hükümeti bünyesinde Siyonist eğilim ve Masonik bir yapılanma bulunmaması, bu aşamada sadece İsrail’in işini değil; bu meseleye kör kalanların da işlerini zorlaştırmaktadır. Hamas bahanesi ile Gazze’de mevcut sivil halk üzerinde yapılan katliam, sürdürülmekte olan tecrit, bu insanlık dışı durumun, daha fazla sürdürülebilir bir durum olmadığının açık delili olmakla birlikte, O nasıl bir vicdandır ki; İsrail Gazze’ye ulaşacak mama gibi, ilâç gibi her türden mecburî yardım malzemeleri ile araç ve gereçlerinin dahî, Gazze’ye girmesine engel teşkil etmekte, bu olayı da dişli milletler, ahval-i adiden işler gibi değerlendirmektedir. Ne var ki; bu değerlendirme “-One minute” sözü ile yeni bir ivme kazanmış, o talihli ivme, bugün de son aşamasına kadar gelmiştir. Bu noktadan sonra, Bizim ilm-i siyasetimizin önünde durmanın, pek mümkün olabileceği kanaatinde değilim.

Elli’li yıllarda Katolik olmak sureti ile Dünya’ya Siyonist protokolünü açıklayan, New York hahamının toprağı bol olsun. Ancak, o protokolde sözü edilen bazı konuların, Amerika devletinin kendi ticaret merkezi olan, ikiz kulelerini vurmasından bu zamana kadar, adeta su yüzüne çıkmaya başladığını görür gibi oluyorum. En çok dikkatimi çeken hususların başında, o binalarda tek Yahudi’nin ölmemiş olmasıydı. Bu durum bile, Amerika’daki Yahudi lobisi faaliyetleri konusunda, ciddi bir fikir edinmemiz için yeterlidir. Keza o binalarda bulunan tonlarca altının, nereye gittiğini de bir bilenin olmaması, dikkat çekicidir. Dünya’nın içine düştüğü ekonomik krizde, ticaret merkezi olayının dahli olup olmadığı, henüz tartışılmamıştır. Ancak çoktan tartışılmalıydı. Ve tabii Dünya’da altın fiyatları alıp başını gitmiştir. O kötü düzmece kimin eseridir ki; İsrail’in bu olaydan göze pek görülmeyen ama oldukça büyük bir pay devşirmiş olması da epeyi mümkündür?!. Keza İsrail’in Türkiye ve İran’a rağmen, kendini Orta Doğu’nun dayısı sanması, Sizce çok garip değil midir? Dikkat edilecek olursa: Sivilleri enternasyonal sularda hedef alan, bazı kişilerin ölmesine veya yaralanmasına sebep olan, böyle bir olay karşısında dahî, birçok milletten gelen tepkiler, gülünç olma mesabesini dahî henüz aşamamıştır. BM camiasının nihayî tepkilerini de, ciddi şekilde merak ediyorum. Bu kerre de havanda su dövecek olmaları, beni şaşırtmaz ama bu takdirde İsrail’i dövmek bize ihale edilmiş olur ki; İsrail dayağı çoktan hak etmiş olmasına rağmen, işte bu işi ben fazla fuzulî bulurum.

Esasen İsrail’in, kendi başına bırakıldığı taktirde, kendi başını yiyecek kapasite ile mücehhez olduğu, açık, kesin ve bilinen bir gerçektir. Belki de Dünya milletlerinin izlediği politikalar da “Bekle gör” şeklinde, bu esastan ibarettir. Ancak, bu hâl ve ihtimâl tahtında İsrail’in kendi başını yemesi, uzun bir zaman da alabilir. Bu zamana da, bölgenin fazla tahammülü olduğu söylenemez. Çözüm her ne olacaksa, mutlak ve çabuk netice elde edilir olması esastır. Zîra kendini Auschwits kampından zor kurtarmış olan, gözü yaşlı dünkü çocuk, rüştünü dahî henüz ispat etmeden, fazla şımarmıştır. Üstelik bu şımarıklığını kendisini millet olarak tanıyan, ilk millete karşı yapmaktadır. Esasen çocuğun işi fazla zor demektir. Ama bunu daha kimsenin anladığını zannetmiyorum. Birçok kaynağa istinaden, Bir hatırlatmada daha bulunmak istiyorum. Maya takviminin 2012 yılında bitmesi, Habil ile Kabil meselesinin acep son bulacağına ve artık kavgasız belâsız bir Dünya’da yaşanacağına mı, delil teşkil etmektedir?!. İşte bu sualin cevabı, İsrail ve bölge dengeleri açısından çok önemlidir.

Haydar Volkan

Çiftehavızlar: 31.Mayıs.2010

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..