- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dikkat yaşamın en önemli parçasıdır

tartışılan fotograflarımdan bir tamesi. Tabii buna fotograf denirse?!.
Her zaman müteyakkız olmalısın ki; tedbir ayrılmaz parçan olsun. Ve herkes senden emin bulunsun.
O zaman amatör bir fotografçıydım. Çektiğim fotograflar da pek fena sayılmazdı. Sonra profesyonel olunca, yani hobim fobim haline gelince, çektiğim fotograflar da tartışılır oldu. O mutlu günlerde fotografın durağan yapısının yanında, filmin anlatım gücü de ilgimi çekiyordu. Ve çok küçük yaşlarımdan beri, film şirketimizin montaj odasından çıkmıyordum. Yani elimde fotograf makinesi vardı ama gönlüm sanki filmdeydi. İşte o sıralar yeni yeni moda olan 8mm. Bir film makinesi almış, Onunla oyalanıyordum. O oyalanma süreci içinde, ilk eşimle birlikte iş için Avrupa’ya gitmiştik. Tabii ben her gördüğümün fotograflarını ve de filmini çekiyordum. Epey değişik ülkelerde uzunca süren gezimizin son gününde, eşimin kuzeni ve Onun arkadaşları ile birlikte pikniğe gitmiştik. Ve ben O gün sürekli film çekmiştim. Akşamüzeri piknik yaptığımız yerden kalkıp, bir davete doğru yol almaya başladık. Ve bu yolculuğun bir yerinde, eşimin kuzeni kaza yaptı. Ve o otomobilde olan eşim, Hakk’ın Rahmetine kavuştu. Çok gençtim. Cenazenin Türkiye’ye getirilmesinden, eşimin annesine ölüm haberini bir türlü veremeyişime kadar, tabii çok büyük sıkıntılar çektim. Zor günler atlatıldıktan birkaç ay sonra, seyahatte çektiğim fotograf ve filmleri Avrupa’ya banyoya(1) yolladım. Onları baştan seyretmek bile beni tekrardan yaralayacak olmasına rağmen, bu filmler ve fotograflar banyodan gelince, eve kapanıp önce fotografları, sonra da filmleri, çekim sıralarına göre izlemeye başladım. Hepsi tahmin ettiğim gibi, arzu ettiğim neticeleri yansıtıyordu. En son film ise, kazadan bir saat kadar önce, piknik yerini terk etmeden çektiğim filmdi. Tüm geçmiş gözlerimde canlanmış, tadım tuzum kamıştı. Minik film makarası projeksion makinesinde dönerek sona doğru yaklaşmaktaydı. Son görüntülerde de rahmetli eşim vardı. Film bitmek üzereyken, ben Onun gözlerine zoom-in(2) yapmıştım. Tam kadraj(3) yüzü ve gözleri görünürken, birden bire dikkatimi inanılmaz bir mesele çekti. Eşimin gözlerinde, yüzünü de etkiler bir nitelikte, çok açık, çok net, çok sürekli bir ölüm korkusu vardı. Sanki biraz sonra öleceğini biliyor gibiydi. Ben kameranın yetersiz vizöründen(4) bu gerçeği görememiştim. Görmüş olsam bile ne yapabilirdim? Bunu bilemiyorum. Ancak bu görüntüyü, o sabaha karşı gördüğüm ve bana bu kazayı ikaz eden bir rûya ile bağdaştırmam halinde, elimden geldiği kadarı ile eşimi koruma altına alırdım. Kaderin(5) gereği, O yine ölürdü ama şartları belki daha huzurlu olabilirdi.
İnsanın gözünden kaçanlar, aslında insanın özünden kaçanlardır. Özü sağlamın gözü de sağlamdır. Öz de sözle değil; yaşayarak anlayarak oluşur.
Yıllar sonra bugün, sağımdaki solumdaki komşularıma, mahallemde beni seven, benim de saygı duyduğum esnafa, yetiştirmeye çalıştığım gençlere, yakın çevreme, danışmanlık yaptığım kişi ve müesseselere, Türkiye’de büyük yerlerde olan insanlara, O yerlere oynayan başkalarına, yüksek sınıftan ya da rütbeden bürokratlara, Medya ve reklâm camiasına, Ona, Şuna, Buna ve bu kişilerin konuşmalarına bakıyorum. Dikkatimi çeken çok önemli bir mesele görüyorum. Bu kişilerin neredeyse hepsi, fotografa bakarak karar veriyor. Elbet bir fotograf karesi, çok büyük bir değer ve anlam taşır. Ama o kare, hiçbir zaman bir filmin senaryosuna, jeneriğine, başına, sonuna ve sürecine, özü ile muhtevasına sahip değildir. Herhangi bir enstantane, tüm aksiyon sürecinden, sadece tek bir anı, tek bir sepete koyar. Bir film ise, aksiyonun tüm anlarını ambara yerleştirir. Geriye dönüp baktığında: Fotografta tek bir anı görüp, onun üzerinden bir karara varırsın. Oysa film, onun doğal ya da yapay senaryosunu kapsayan, tüm anları gözler önüne serer. Ve sen şayet arif bir insan isen, o filmde gördüğün her anı, ayrı ayrı değerlendirmek sureti ile fevkalâde bir neticeye varabilirsin. Bu itibarla tek kare üzerinden fikir yürütmek, fevkalâde hatalı bir tutumdur.
Fotografın değeri tek kare oluşundandır. Hayatın değeri ise, anlarla kıymet buluşundandır.
Bu gerçeğe rağmen, başta medya, ardında da maalesef reklâm sektörü olmak üzre, herkes tek karelik yaşam üzerine, adeta yarış halinde. Haberlerin nerede ise, hepsi tek karelik ancak abartılmış görüşleri yansıtıyor. Muhalefet zaten hiç sinemaya gitmemiş gibi davranmayı marifet sayıyor. Ne zaman ki, işin sahibi bir oturumda konuşmaya başlıyor, o zaman hakikatin rengi de şekli de değişmeye başlıyor. Ve o değişen görüntü, çoğu zaman iddia edilenin de tam tersini yansıtıyor. Gördüğümüz köşe yazarlarının ve bilir kişilerin çoğu da ne yazık ki; fotograf düşkünü. Haber için fotograf gerekli olabilir. Ve fakat, yorum için mutlaka filme ihtiyaç olduğu kesindir. Fotograf üzerinden ancak tahmin yürütülebilir. Sadece tahmin üzerine de ne inşâ edilebilir ki?.. Oysa biz, tahminler üzerine neler inşâ etmiyoruz ki?! Bıraksalar tahmin üzerine, bu ülkenin tüm istikbâlini inşa etmeye kalkacağız.
Ekseriyetle var saydığı yok olanların, halâ var olması, hayret vericidir.
İş işten geçtikten, eşim Hakk’ın Rahmetine kavuştuktan sonra, ben eşimin gözünde gördüğüm o ölüm korkusu sebebi ile o tarihteki mesleğimi bırakıp, reklâm ve sanayii ağırlıklı, fotograf ve sonra da film video işine girdim. Bu sayede ve geçen zaman zarfında gördüm ki; iş daha da enteresan bir hâl aldı. 3D animasyon(6) tekniği sayesinde, standart görüntüler içine bir iki karelik, yapay ve feci görüntüler de yerleştirme imkânı doğdu. Ve maalesef bu rezillikler de, günlük filmlerle, Dünya milletlerine servis edilir bir hale geldi... Bu duruma göre: Yukarıda tarif ettiğim standartların çok dışına çıkan, başka bir filmin süreci, senaryosu, özü ve muhtevası ile baş başa bir durumdayız artık. Konunun profesyoneli olarak ben o filmleri hiçbirinize, öncelikle de gençlere tavsiye etmiyorum.
Günün teknolojisini okuyamayanları, asla maarif, devlet ve hükümete yaklaştırmayın.
İletişim çağı o denli baş döndürücü bir süratle hüküm icra ediyor ki; ABD başkanı ile kendi başkanınızı İki ayrı kanalda ama aynı anda, birbirlerini tekzip ederken bile görebiliyorsunuz. Ya da tüm yorumlar Size battığınızı söylerken, Siz bu iki başkanın ağzından, meselenin hiç de öyle olmadığı gerçeğini öğrenebiliyorsunuz. Meselâ bu gece Amerikanya başkanı bizim Hüseyin, kendisinin hariciye bakaniçesi, İran Cumhur reisi Ahmedinejat, Başbakan Erdoğan ve hariciye bakanımız Davutoğlu aynı konuda çok ayrı kelimelerle aynı şeyleri söylediler. Kılıçtaroğlu da aynı konuda tamamen başka bir şey söyledi. Bu tenakusun tek bir sebebi var. Kılıçtaroğlu’nun haricindeki herkes, filmi seyrediyor. Kılıçtaroğlu henüz fotografı değil, onun çerçevesi ile dahî hemhâl değil. O çerçeveye varıp, fotografı aşar, film seyir etmeye başlarsa, ancak uzun bir zaman içinde, istikbâl vaat edebilir, gibime geliyor. Yine de sanmam. Zîra kendisi rejisörlüğe yakın bir hamurdan gelmiyor. O sanki başka rejisörlerin taşeronu. Tüm bu senaryoları okumakta ziyadesi ile zorlanacağı da çok aşikârdır. Meselâ, İran’a yaptırım dediler ama açıklamalarda, Brezilya ile Türkiye diplomatik gelişmeleri sürdürsün tavsiyesinde bulundular. Bu iki ülke “Hayır” demese, bu imkân ortadan kalkardı. Bu girişime muhatap olan İran, konuya çöpe atılacak mendil gözü ile baktı ama işi de fazla uzatmadı. Başbakanın monşer dediği mütekait diplomatlar, “-Hayır” sözüne felâket yaftası taktılar. Oysa, bu tür davranış: İstikbâli hesaplanmış, ilkeli ve siyaseten düzgün davranış tarzıdır. Ezcümle, yaptırımlar yapay. Olacak önceden aracılığımız ile imzalanan şekil üzre ya da ona benzer bir şekilde olacaktır. Bu gerçeği ben okurken bazı diplomatlarla bir muhalefet liderinin okuyamaması, bu kişilerin film ilmine uzak olduğunun açık delilidir. Şu anda ben dahî hata yapıyorum aslında. Filmin henüz ¾ bölümü bitmiş durumda. Ne var ki; perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu için, ihtimâl hesabına göre yazıyor ve bu tahminin tutacağını kuvvetle muhtemel görüyorum.
Bürokrat aklını çağ çoktan aşıp geçmiştir. Çağın henüz kime ait olduğu bile pek belli değildir!!!
Pek iyi de sıradan insanlar olarak bizler ne yapalım?.. Bizler bir başkalarının ağzına bakarak değil; fotograflara da kanarak değil; her konuda elden geldiği kadarı ile filmin bizzat kendisini, detaylarına da dikkat ederek izleyip, bir karara varmaya çalışalım. Hakkında karara varacağınız: Dünya milletleri, ülkeniz, işiniz, kendi milletiniz, aileniz, evlâdınız, Siz ve bütün bu saydıklarımızın menfaatleri, ya da biraz sonra kazada ölmek üzere olan, eşiniz çocuğunuz olabilir. Sadece bir tek fotografa bakarak, hiçbir şey anlayamazsınız. Hiçbir şey yapamazsınız. Bunu asla aklınızdan çıkartmayınız!..
Acılarla yanmadan önce, gerçeği kavrayanlardan olun.
Haydar Volkan
Çiftehavızlar: 10.06.2010 banyoya(1) Analok ve filmli zamanda bazı filmler bamyo edilmek için yurt dışına yollanırdı zoom-in(2) Görsele yaklaşma kadraj(3) Görselin dış çerçevesi vizöründen(4) Görüntü camı. Kaderin(5) Kadere göre çlüm olacaksa onu engellemek mümkün değildir. 3D animasyon(6) Üç buutlu (yapay boyutlu) dijital çalışmalar