- Kategori
- Kitap
Yakın Tarihimi Öğretenin Kölesi Olurum

İlber Ortaylı'nın Türkiye'nin Yakın Tarihi kitabı
Türkiye’de yakın tarih denilince üzeri örtülmüş sayfalar, konuşulamayan, akılda olan ama açıklanamayan günler akla gelir. Yakın tarih hakkında hemen hemen herkesin bilgisi ve yaşanmışlığı vardır ancak bunları belirli bir çerçeveye oturtup nesnel anlamda anlatabilen yoktur. Liselerde ve üniversitelerde yakın tarihe ilişkin detaylar nesnel bir bakış açısıyla anlatılmazken bu konular hakkında aydınlatıcı birkaç cümleye rastlamakta mümkün değildir. Gençlik kendisinden çok da uzak olmayan “yakın tarihini” kulaktan dolma bilgilerle, internette yönlendirilmiş metinlerde aramaya çalışır, başarısız olur.
Bir ülkenin vatandaşının vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu ülkenin 100 yıl öncesi hakkındaki bilgilere ulaşabilirliği ile 20-30 yıl öncesi hakkındaki bilgilerine de ulaşabilmesi o derece önemlidir. Maalesef ki Türkiye yakın tarihini gençlerine öğretemedi, öğretememeye de devam ediyor.
İlber Ortaylı’dan Hayal Kırıklığı
Tam bu yakın tarih merakı ve bilgilenme istekleriyle güdülenirken İlber Ortaylı’nın “Türkiye’nin Yakın Tarihi” adlı kitabı çarptı gözüme. Alanında iyi çalışmalar yapan, Türkiye’de ve dünyada tanınmış, başarılı bir tarihçi Ortaylı. Çıktığı ilk andan itibaren sürekli en çok satanlar listesinde bulunan kitap Türkiye’nin yakın tarihine olan açlığı olarak yorumlanabilirdi.
Kitabı alanlardan biri olarak içerikteki birçok konu benimde ilgimi çekiyor ve bu kitabı bir çırpıda okuyup bitirmeyi amaçlıyordum. Öylede oldu aslında. Kitabı bir gün içerisinde aralıklı olarak okuyarak bitirdiğimde çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım. İlber Ortaylı’nın kendi içinde bütünsel bir özellik taşımayan bu kitabı, Ortaylı’nın çeşitli konularda ayrı ayrı yerlerde yazmış olduğu yorumların bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş. Durum böyle olunca birbirinden bağımsız gibi görünen farklı konularda İlber Hoca’nın benzer kelimelerden oluşan tıpkı cümleleri oldukça sıkıcı hale geliyor. Örnek vermek gerekirse kitap içeriğindeki 5 farklı konuda İlber Hoca’nın verdiği örnek cümleler aynı. Aynı cümleleri bu kadar sık okumak o kadar sıkıcı bir hava yaratıyor ki bu da bu kitabın tamamen ticari kaygılarla kurmaca bir şekilde piyasaya sürüldüğünün bir göstergesi. Suya sabuna dokunmayan yorumlarla, içerikten ziyade yorum ağırlıklı, başlıklar altında açıklanan görüşler yakın tarihe olan özlemimi aydınlatamazken, “Türkiye’nin Yakın Tarihi” gibi geniş kapsamlı, özendirici bir ismin tamamen satış tekniklerine uygun bir felsefe ile konulduğunu açıkça iddia edebiliyorum.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda var. Yakın tarihe aç onca insanımız var. İşin ehli kişiler 1980 sonrasını yazsa da okusak ne iyi olur aslında?
A.Buğra TOKMAKOĞLU