​ Yalan, iftira ve iddia, gerçekle aynı şey değildir. / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
 

Yalan, iftira ve iddia, gerçekle aynı şey değildir.

Yalan, iftira ve iddia,  gerçekle aynı şey değildir.
 

Keşke gerçek yalancıların burnu böyle uzamış olsa!


Bir kısım medya geçenlerde, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Aydınlık Gazetesi sahibi Mehmet Sabuncu'nun işyerinde (19 Ağustos 2011 tarihinde yapılan aramada) bulunan belgeler arasında, sahte e- posta adresleri ve sahte mailler olduğunu yazdı.

Başka bir kısım medya ise, önceki gün tutuklanan ve Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü'nün Fas, Kazakistan ve Rusyadan kadın getirttiğini bunlara, 1000-1500 dolar maaş verip, dini nikah yaparak ilişki yaşadığını haberleştirdi.

Gördüğünüz gibi ortada farklı kesimlerin hassasiyetini kaşıyan ve onları töhmet altında bırakan iki iddia bulunuyor. Biz, bu konularda değişik tahminlerde bulunulabiliriz, yani: 

a- "İki haber de uydurma ve yalandır.

b-  Biri uydurma, diğeri gerçektir.

c-  İkisi de doğrudur" diyebiliriz.

Fakat, eğer bunlar gerçekten vuku bulmuşsa kanaatle, yorumla, tevil ve tefsirle ne bu ikisinin, ne de yaşanmış diğer olayların vasfını değiştiremeyiz. Vak'ayı görmezden gelerek ademe mahkum edemeyiz. Çünkü olan olmuş ve hadise bilfiil yaşanmıştır. Yok eğer bunlar uydurma ve üretme birer haber ise, ne kadar ciddiye alırsak alalım, doğruluklarına ne kadar inanırsak inanalım onlar asla gerçekleşmemiştir. Yani böyle bir şey hayata geçmemiş, fiilen yaşanmamıştır. Burada bilmemiz gereken şudur: Fikir ve kanaatlerimiz, hadise veya hadiselerin doğruluğunun veya yanlışlığının kanıtı değildir. 

Ahlaka mugayir eylemlerde bulunmuş veya suç işlemiş insandan hatasını kabul etmesini beklemek beyhudedir. Kimse, işlediği cürmü (çok az kimse müstesna) kendiliğinden ikrar etmez/edemez. Bunu yaptığında sosyal statüsünü kaybedeceğini, toplumdan dışlanacağını veya mahkemece cezalandırılacağını bilir.

Bu yüzden, hata ve günahını mümkün olduğunca gizleyerek, durumunu korumaya ve cezadan kurtulmaya çalışır. Bazan,  açık ve kesin delillere rağmen eylemini inkar edenler bile olur. Mesela, Danıştay Davası sanığı Alpaslan Arslan, olay yerinde (hem de) silahıyla yakalanmasına rağmen, suç işlemediğini söylemiştir. Pişmanlık duyarak suçunu itiraf eden insan sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.

İnsanlar genellikle, bir zanlı veya suçlu hakkındaki kararlarını şahsın tipine, akraba, arkadaş veya yandaş olup olmadığına, siyasi görüşünün, hayat tarzının kendilerine uyup uymadığına bakarak verirler. İddianın yanlışlığına veya doğruluğuna pek aldırmazlar.

Haklarında açık ve kesin suç delilleri bulunsa bile, fikir ve amaç birliği içinde oldukları kişileri karşı argümanlarla savunmaya çalışırlar. Mesela, tutuklanmış bir doktorun hastalarını konuşturup ağlatarak, bir askerin kahramanlıklarını manşete çekerek, bir klüp başkanını kutsayarak duygu sömürüsü yapar, kamuoyunu etkilemeye çalışırlar. Hareketlerinin, doğru mu, yanlış mı olduğuna bakmazlar. Dürüst davranıp davranmadıkları hususunda nefis muhasebesi yapmazlar, Hakkı, hukuku ve adaleti bir yana bırakıp yandaşlarını kurtarmaya odaklanırlar.

Yukarıda da söylediğim gibi insandan, (günah çıkarır gibi) (1) işlediği hata ve cürümleri itiraf etmesini bekleyemeyiz. Herhangi birimizden, (pek azımız dışında) böyle bir davranış umamayız. Ancak, ciddi iddialarla tutuklanmış insanların masumiyetine dair beyanlarda bulunmayarak kamuoyunu etkilememeyi becerebiliriz. Ne var ki insanlar, bu yanlış alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemiyorlar.

Aydınlık'çılar, yazımın başında sözünü ettiğim e postalardaki iddialarla ilgili olarak Yasemin Çongar'a yaptıkları açıklamada bunları inkar etmemişler. Fakat ciddiye almadıkları, 'sahte ve deli saçması' saydıkları için yayınlamadıklarını söylemişler. (2)

Ancak, Mehmet Sabuncu'nun bu mailleri neden muhafaza ettiğini açıklamamışlar. Ya da yayınlayarak, "Ey milllet! Bir savcıyı ve bir gazeteciyi Başbakan'la ilişki içinde gösteren şu deli saçması maillere bakın da memlekette ne dümenler dönüyor, bir görün!" de dememişler.

Şimdi, bu e postalardan, aşağıya kısaltarak aldıklarımı okuyunuz. Sonra da bunları yazarak, bir amaca hizmet ettiğine inanan şahıs hakkında biraz düşününüz:

Acaba, sizce böyle biri, ne kadar insan olabilir? Biririlerine söylemediğini söyletmek, işlemediğini işletmek nasıl bir kişiliğe delalet eder?

Siyasi amaçlar ve maddi çıkarlar uğruna gerçek dışı isnat ve iftirlarla, rakiplerini altetmeye çalışanlar kanaatimce, iki ayak üzerinde dolaşmamalılar. Çünkü yaptıklarıyla buna layık değiller. Ayrıca, yürürken ellerini de kullanmalılar. Her insan hata yapabilir, fakat onurlu insan bile bile yalan yazmaz, iftira atmaz.  Buyrun:

"12 Nisan 2011 tarhinde ckansiz@ hotmail.com dan, brte@alparti.org.tr adlı adrese: Sayın Başbakanım öncelikle ... seçimlerde başarılarınıza duacıyım. Bize vermiş olduğunuz görevleri, yol ... arkadaşlarım ... ile birlikte yerine getireceğimizden şüpheniz olmasın. ... CHP ve MHP milletvekili adayların(ı), ... Ergenekon davasında yeni bir dalga ile tutuklayıp onları seçim propagandalarından alıkoyma(yı) ... partimizin ... kaybolan puanları(nı) kazanmasını planlıyoruz. Bu konu ile ilgili görüşlerinizi acilen bekliyoruz. Saygılarımla. Allaha emanet olunuz. Cihan Kansız Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı.

brte@akparti.org.tr'den, ckansiz@hotmail.com'a 13 nisan 2011 de gelen cevap şöyle: Sayın Kansız eylem planınız uygundur. Taraf’a talimat verildi, gerekli belgeler hazırlanacak. Koordinasyonu devamlı kılın. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.

17 Nisan 2011 de akparti.org'tan Kansız'a: Sayın Cihan bey, 10 Mayıs Salı günü sabah saat 5’te harekete geçin. Aynı gün Taraf Gazetesi’nde Ergenekon terör örgütüne mali destek veren vekil adayları ortaya çıktı diye haber yer alacak. Gazete okuyucuya ulaşmadan operasyon bitmiş olsun. Kolay gelsin. Başarılar. Başbakan Erdoğan.

Başbakan'dan talimatı alan Cihan Kansız, Yasemin Çongar'a görev veriyor. Tarih, 13 Nisan 2011: Yasemin hanım ... sizden ricam tarihleri son 12 ay içerisine serpiştirilmiş seri numaraları peş peşe olmayan hepsi aynı makbuz koçanından kesilmemiş ... basım yeri olarak CHP’ye yakın bir matbaanın ismi bulunan milletvekillerine ait para alındı makbuzları. Seksen civarı isim bulunsun, hangi vekil adayları olduğuna siz karar veriniz. Selametle kalınız. Cihan Kansız.

Yasemin Çongar da cevap olarak şöyle diyor:  Cihan bey, sayın Başbakanımızın talimatı üzerine iddianame tarafımızca hazırlanacaktır, bizden isteyeceğiniz evrak, belge gibi şeylerin ne olduğunu bildiriniz. İddianame hazır olduğunda size, Zaman’ın moto kuryesi ile evinizde teslim edilecek. İyi çalışmalar dilerim Yasemin Çongar." (3)

Şimdi siz bunlara inanıp, "Bu memlekette ne pislikler dönüyormuş ta haberimiz yokmuş. Beni bu ülkede dünyaya getiren kadere lânet olsun!" dedikten sonra, birinin bu mesajları işkembeden salladığını öğrenseniz ne yaparsınız? Büyük ihtimalle ikinci şoku yaşar bu kez de başınızı duvarlara vurursunuz.

Not:1 Cübbeli Hoca hakkındaki iddilar için şimdilik biri insani, öteki ruhani iki değerlendirme yapıyorum. 1. Kimse masum değildir.  2. Ruhaniler bundan muaftır. Allah izin verirse ileride Cübbeliyle ilgili bir yazı düşünüyorum. 

Resim: galeri.uludagsozluk.com
(1)Ayrıca samimi bir hristiyanın, günahlarının ne kadarını papaza anlattığı da belirsizdir.
(2) T24.com.tr
(3) Elektronik mektuplar uzun olduğundan bazı kısımlar anlam bozulmayacak biçimde kısaltılmıştır

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..