​ Bi alemiz biz! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
 

Bi alemiz biz!

Bi alemiz biz!
 

Cübbeli Ahmet Hoca ve koltuğu


Hepimiz bi âlemiz!

Medyaya, menfi bir haber düştüğünde önce, failin hangi tarafta olduğuna ve statüsüne bakıyoruz.

Bizdense, bir süre sessizliğe bürünüyor sonra da, ya gizliden ve yavaştan, ya da alenen ve fütursuzca savunmaya geçiyoruz.

Karşı taraftansa anında atağa kalkıyor, "Allah yarattı demeden" verip veriştiriyoruz.

Böylece ne mal, yani ne karakterde varlıklar olduğumuzu bir kez daha kendi kendimize ilân etmiş oluyoruz. Allah için çevremize şöyle bir bakalım. Cebi para görüp te hayatı aynı kalan kimse var mı? Parayı bulan bir çok kişinin ilk icraatı, "yenisini alacağımdan eskisinin hükmü yoktur!" hesabıyla önceki hanımını kapı önüne koymak olmuyor mu?

Öncesinde üç kuruşa kuyruk sallayan, bir lokma ekmek için ona buna temennah çeken adam, biti kanlanınca herkese tepeden bakmıyor mu?

Ne  var ki, ttüm insanların şansı yakalaması, umduğuna erişmesi mümkün olmuyor. Çoğunluk güçsüz, beceriksiz, muhtaç ve talihsiz sınıfına giriyor. Ben onları ikiye ayrıyorum.

A- Müsbet karakterleri ve aldıkları iyi terbiye sayesinde elindekiyle yetinmeye razı olup, sağa sola saldırmadan, "adam gibi yaşama" yolunu seçenler. Bence, eli öpülesiler işte bunlardır. Allah'tan başka kimseye eğilmez, onurlarıyla yaşar  ve öylece ölürler.

B- Bulduğuyla yetinmek yerine, kontrol edemediği dürtüleri nedeniyle kötü yola, çalıp çırpmaya, kırıp dökmeye, taciz ve tecavüze yönelenler. İşte günahları en çok ortaya çıkanlar, en çok suçüstü olanlar ve en çok aşağılanıp hakarete uğrayanlar bu ikincilerdir. Çünkü kimse bunlardan yana olmaz ve onları savunmaz. Üstelik bunların nasıl eğitilip topluma kazandırılacağı hususunda kimse kafa da yormaz.

Ötekilerin, yani statü sahipleriyle tuzu kuruların gizli icraatları kolay kolay ortaya çıkmaz. Ancak, hasımlarıyla derin bir zıtlaşmaya girenin, ait olduğu grup içindeki birilerince gözden çıkarılanın ya da sırlarını bilen biriyle anlaşmazlığa düşenin durumu değişebilir. Ahmet Ünlü Hoca, bu üç kusurlu hareketten birini göz ardı ettiği yani gizli işlerinden haberdar olan bir adamını işten attığı için açığa düşmüştür.

Cübbeli medyaya düşen açıklamasında, "Eğer ben böyle bir şey yaptıysam Allah'ın ve meleklerin lâneti üzerime olsun! Yapmadıysam da Allah'ın ve meleklerin laneti iftirayı atanların üzerine olsun!" diyerek bir çeşit "mülâane" yapmış. İslami literatürde buna, "lian" deniyor. Lian'ın anlamı lanetleşmedir ki, eşini zina ile suçlayan erkeğin, iddiasını kanıtlamak için (dört) şahit bulamadığı durumlarda uygulanır. (1)

Lütfen bir şeylerin ardına sığınıp kendimizi aklamaya kalkmayalım. Yusuf Peygamber bile, "Allah'ın yardımı olmadıkça ben nefsimi temize çıkaramam!" demiştir. Doğrusu her insanın, bir görünen, bir de gerçek yüzü vardır. İlki, her an karşımızda olandır. İkincisi, yani gerçek yüzü ise, güce eriştiğinde veya kendinden emin olduğunda ortaya çıkandır. İşte asıl insan, bu ana maskenin ardındakidir. 

Farz-ı muhal, bir gün gerçek yüzlerimiz ortaya çıksa, eminim şahit olacaklarımız bizi şok edecektir. O mütebessim çehrelerin altında ne şeytanlıkların yattığını, ne iğrenç niyet ve amaçların gizlendiğini görmek belki de bizi dehşete düşürecektir.

İddiam şudur: Herkesin içinde bir kral ve bir de şeytan vardır. Şartlar elverişli hale geldiğinde şeytan, kralı tetikler ve gerçek yüzler meydana çıkar. Artık bundan sonra yasa, ahlak, edep, gelenek gibi değerlerin yerini, arzular alır. Sanırım bu, hemen herkes için geçerlidir. Kimse bundan muaf değildir. "Ben öyle yapmam!" diyenler, kendilerini hiç bir zaman sorgulamayan narsistlerdir. Çünkü onlar kendilerini, asla yanlış yapmayan, hata ve günah işlemeyen mükemmel varlıklar olarak görürler.

Görünüşte herkes birer melektir. Sanki, kökten masummuş ya da günaha çağıran bir fırsatı elinin tersiyle itecekmiş havasındadır. Aslında meselenin iç yüzü hiç te böyle değildir. Bir örnek verecek olursak; esasen, mahallesindeki kız yüzünden başka semttten bir erkekle kavgaya tutuşan delikanlının amacı edep ve ahlakı ikame etmek ya da namus koruyuculuğu yapmak değildir. Geleneksel bakış olumlasa da bu dövüşün altında, rakibi safdışı bırakıp dominant erkek haline gelme güdüsü yatmaktadır. Görüldüğü üzere, toplumca onaylanmış bazı davranış biçimleri bile hayvani hislerimize yataklık etmektedir.

Meseleye böyle baktığımda ben, Ünlü Hoca'ya bel altından vuranlarla, onu kayıtsız şartsız savunanları aynı kalibrede kişiler olarak görüyorum. Yazdıklarını da önemsemiyorum. Çünkü iki taraf ta hissi davranıyor ve gerçeğe ulaşmak gibi bir niyet taşımıyor. Karşıtlar körü körüne düşmanlık beslerken, yandaşlar da aynı yöntemle müdafilik yapıyor.

Son zamanlarda yani Ergenekon Davası'yla beraber, "Neden tutuklandıkları bilinmiyor veya neden tutuklandığımı bile bilmiyorum" savı moda haline geldi. Bu Ünlü Hoca için de kullanılıyor. Artık ne avukatlar müvekkillerinin, ne de zanlılar kendilerinin neden tutuklandıklarını bilmiyorlar! Sanki savcının, rastgele verdiği isimleri polis yakalayıp getiriyor, hakim de bunları öylesine tutukluyor. Allah aşkına, buna aklı başındaki hangi insan inanır?

Aslında bir şahsın, rastgele ve gerekçesiz olarak tutuklanamayacağını dünya alem biliyor. Biliyor ama bilmezden gelmek bazılarının işine geliyor. Ha! Hakimin tutuklamaya dair öne sürdüğü gerekçeler yanlış, yanlı veya ideolojik olabilir. İnanç veya ideolojisini paylaştıklarımızın hapse atılması hoşumuza gitmeyebilir. Fakat kimse sorgulanmadan, gerekçe gösterilmeden içeri tıkılamaz. Artık o günler (çok şükür) gerilerde kaldı.

Dinde esas olan nefsin hakimiyetine girmek değil, ona hakim olmaktır. İslam, şehevi duyguları tatmin için nikah kurumunu istismar etmeyi hoş görmemiştir. Böyle bir uygulama, dini kullanarak fuhşa meşruiyet kazandırmak anlamına gelir. Bu, ciddi bir konu olan nikah müessesesinin cılkını (isterseniz mokunu deyin) çıkarmak demektir. Yani, eğer iddialar doğruysa, Ahmet Ünlü Hoca, bazı kadınlarla dini nikah kıyarak yakınlaşmış olsa bile, islami ve insani açıdan puan kaybetmiştir. .

Giyimi, kuşamı, hali, tavrı, iddiası, görüntüsü ve konuşması ile bir misyon yüklendiği açıkça belli olan birinin yenemediği bir zaafıyla gündeme gelmesi, kendisinden daha çok ait olduğu inanca zarar vermiştir. Bence böyle kişiler önde değil, gerilerde bir yerde durmalı ki, hatalarından sadece kendileri sorumlu olsun. Zira ön plana çıkıp ta olumsuz söylentilerle gündeme gelerek bir cemaati zan altında bırakmak büyük vebaldir. Bu kadar.

(1)- Lian, yani lanetleşme hakim huzurunda şöyle yapılır:

Önce erkek, "Vallahi karım hakkında söylediklerim doğrudur" ifadesini 4 kez  tekrar eder ve  beşincide, "Eğer yalan söylüyorsam Allah'ın lâneti üzerime olsun!" der. Sonra kadın 4 defa, "Vallahi bu adam bana zani demekle yalan söylüyor." dedikten sonra beşincide, "Eğer ben yalan söylüyorsam, Allahü teâlânın gazâbı üzerime olsun" der. Bundan sonra hakim, çifti boşar ve recm davası da düşmüş olur. 
Resim: internetajans.com

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..