Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Yalnızlığın dayanılmaz cazibesi

Yalnızlığın dayanılmaz cazibesi
 

Çırılçıplak, özgürce uzanmış vücudunu örtmeye çalışan çarşaf, tamamen aşağıya kaymamak için adeta son kuvvetini harcıyordu bacaklarının biraz üstündeki tümsekte. Onu böylesine korkusuzca özgür kılan ve yüzüstü uzandığı yatağında, yaşamın sonsuz senfonisinde dans ettiren rahatlık neydi acaba? Bütün gece serseriliğin çılgınca tadını çıkaran ruhu, hiç bir iz ve kırgınlık bırakmadan uçup giden yaşanmışlığın keyfini sürüyordu yumuşacık yatağında. Aşk nağmeleri ile başlayıp, ıslak terkedilmişliklerle sonuçlanan gecelerin sabahının aksine, taptaze ve aşka susamış bir şekilde yepyeni bir maceraya yelken açmanın heyecanı doluyordu içine.

Akşamın yaklaştığı saatlerde güneşin batışını seyrederken, içindeki bütün yıldızları gökyüzüne bırakacak olan bir ruhun, tüm bedenini sarmasını bekliyordu umutla. Sahipsiz ve özgürce atabilirdi kollarına kendini yepyeni bir başlangıcın. Köhnemiş, bencil ve sevgisiz tecavüzlerin yaraladığı ruhların, bedenlerin intikamını alırcasına, yosun kokusuyla birlikte yavaş yavaş bırakıyordu kendini, vücudunu saran rüzgarın kollarına. Ve tüm cömertliğiyle izin veriyordu, onun denizden aldığı ıslaklığı dokundurmasına dudaklarına.

Rüzgarın bedenini okşayarak devam ettirdiği dansın etkisiyle sahildeki kumların üstüne oturmuştu. Zaman zaman havalanan eteklerini kapatmaya çalışırken, dizlerini başının hizasına çekerekte kendine başını yaslayacak güzel bir dayanak bulmuştu. Cırcır böceklerinin ve kıyıya hafif hafif vuran dalgaların sesi birbirine karışırken, rüzgarda, vücudunu serin serin okşamaya devam ediyordu. Tam kendini iyice bırakmıştıki, bir anda eteklerinin altından giren soğuk bir ıslaklığın bütün vücudunu titrettiğini hissetti. Rüzgarın sevişmesine adeta dalgalarda katılmıştı. Bir an hiç kıpırdamadan bıraktı kendini. Sanki o an, yalnızlığın dayanılmaz cazibesini yaşıyordu tüm benliği.

Yalnız kalmayı beceremeden, gerçek olmayan kavalyelerle yapılan dans sona ermişti onun için. "KADIN"ı oynuyordu artık o tek kişilik oyunda kendisiyle, yaşamın sonsuz tiyatro sahnesinde. Dekoru sevgi, kavalyeleri rüzgar ve deniz olan, çarşafları özgürce, çıplak vücudunun aşağılarına kayan bir kadının hikayesiydi oynadığı. Yaşamı karnında taşıyan, sonra bu yaşam için yaşayan, kutsal bir varlığın tek kişilik oyunuydu bu. Bu tek kişilik oyun belkide yalnızlığın, gizli kalmış dayanılmaz cazibesini de anlatıyordu bizlere.

 
Toplam blog
: 116
: 3217
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul' da doğdum. Antikacı, saray restoratörü ve eksperim. Antika konusunda 50’ye yakın belgesel ..