Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Yalnızlıkları "eş"ti

Yalnızlıkları "eş"ti
 

Hızlı adımlarla işyerinden uzaklaşıyordu. Yine çok yoğun bir gün geçirmişti Damla. Yeşil ışığı kaçırmamak için adımlarını iyice hızlandırdı. Tam yetiştim derken kırmızı ışık yandı. “Hay aksi, şimdi bilmem kaç saniye bekleyeceğim burada” diye söylendi kendi kendine. “ Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi…” Gözü saniyelere takıldığında sanki zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Caddenin karşısında kendisi gibi sabırsızlıkla bekleyen kalabalığa yöneltti dikkatini. Böylece daha çabuk geçti saniyeler. Atlayıp arabasına İstanbul trafiğinin çekilmezliğine daldı. Adım adım akan trafikte aklı hala iş yerindeydi. Yarına sarkan işlerin ağırlığını her akşam olduğu gibi omuzlarına almıştı. Direksiyon başında da bütün kırmızı ışıklar kendisine yandı. Güç bela varmıştı nihayet evin önüne. Otoparkta yer aradı bir süre. “Herkesin çifter çifter arabası olursa olacağı bu işte” dedi. Sanki onların tek bir arabası varmış gibi. Daracık bir yer kalmıştı sadece kendisine. Bütün park kabiliyetsizliğine rağmen oraya girmek zorunda kaldı. Uğraştı biraz ama arkadaki duvara , öndeki arabaya çarpmadan park etmeyi başarınca rahat bir nefes aldı. Kilitlerken arabayı “ Kaan bey görsün bakalım” dedi. Asansörlerin ikisi de aksi gibi on ikinci kattaydı. Beklerken asansörü anahtarını aramaya başladı. Bu büyük çanta modasının çıkması hiç iyi olmamıştı. Her akşam kapının önünde koca çantanın içinde anahtar aramak ile zaman kaybediyordu. Zaten bir türlü becermezdi çantasını düzene sokmayı. Nihayet buldu. “Yarın sabah içine fırlatmayıp şu küçük bölüme yerleştirmeliyim” diye karar verdi her akşam olduğu gibi. Eve girdi, kapıyı kilitleyip anahtarı çantasının içine fırlattı. Yine çok geç olmuştu. Hep o ışıkların yüzünden , yoksa hızlı şofördü. Kıyafetlerini alelacele tersinden çıkarıp makineye tıkıştırdı. Hızlıca bir duş aldı. Islak saçlarını tepesinde toplayıp yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladı. Kaan saçının bu şeklinden hiç hoşlanmazdı.

Sofraya tabağını, bardağını yerleştirip ton balıklı salatasını hazırlamışken anahtarın sesini duydu. Kaan gelmişti. “ Arkana araba girmiş” dedi Kaan “Sabah çıkarken zorlanacaksın” . “Hayır” dedi Damla “Kırmızı araba vardı. Ben duvarla onun arasına girdim”. Sofraya bir tabak ve bardak daha çıkarttı. Kaan aynı Damla gibi çarçabuk kıyafetlerini değiştirdi. Mutfağa gelip ne yemek olduğunu kontrol etti. Yine mi salata diye söylenirken içinden dondurucudan birkaç hazır köfteyi pişmesi için ocağa koydu. “ Çorba var istersen , dedi Damla “ İstemem, sağol” dedi Kaan.” Köfteyle salata yeter” Karşılıklı oturup yemek yemeğe koyuldular. Kaan’ın da günü iş yerinde pek kolay geçmemişti. Büyük ölçekli bir finans şirketinin istatistik servisinde yetkiliydi. Bugünkü raporda bir aktarım hatası onu on beş gün geriye götürmüştü. Ama şimdi bundan bahsetmek istemiyordu. Başka hiç bir şeyden bahsetmek istemediği gibi.Damla tuzsuz buldu salatayı, tuz Kaan’dan taraftaydı. Önce istemeyi düşündü, anında vazgeçti istemekten. Hafifçe doğruldu yerinden , uzanıp tuzluğu aldı. Şimdi çok daha iyi diye düşündü salatanın lezzeti için.Yemeği bitice tabağıyla bardağını makineye atıp, kahvesini hazırladı..Ne zamandır bitiremediği bir kitabı vardı. İçeri geçip okuma koltuğuna uzandı ve romana daldı.Çok daha yavaş yemek yerdi Kaan. Zaman içinde birçok huyları yaklaşmıştı birbirine ama birinin aşırı hızlı , diğerinin ağır ağır yemek yemesi aynı kalmıştı. Evliliklerinin ilk yıllarında Damla çarçabuk bitirip yemeğini Kaan’ı izlemeye başlardı. Sonraları bu uzun zaman dilimini her akşam harcamaktan vazgeçmiş olmalı, bitirtir bitirmez sofradan kalkmaya başladı. Kaan her akşam yemeğini yer yemez televizyon karşısına kurulurdu. Yine öyle yaptı. İnsanın evi gibisi var mıydı ? Dün akşamki maçların yorumları yanına bir bira açtı. Bir çerez tabağı hazırlayıp, tartışmalara daldı. Tüm maçların kritiğini ezber edince kanallardan birinde heyecanlı bir filme rastladı. O yakaladığında film başlamıştı gerçi ama olan biteni kolayca anladı.

Damla okumaktan sıkılınca , yarın için giyeceklerine göz atıp yatmaya karar verdi. Bütün gün gazete okumaya fırsat bulamamıştı. Yatağa geçip kucağına bilgisayarını aldı. Günlük gazetelere bir göz attı. Kaan’da televizyondan sıkılmış olacak ki çalışma odasından klavye sesleri geliyordu.

Damla, çekiştirip birbirlerinin üzerlerini açmasınlar diye aldıkları tek kişilik yorganlardan kendininkine sarılıp ışığı kapattı “ iyi uykular” diye seslendi içeriye. Kaan’ın yanıtını duymadı. Üst komşunun bebeğinin ağlama sesi geldi yalnızca. Bir gün apartman girişinde karşılaştıklarında, “ Siz de eşinizle düşünmüyor musunuz ? diye sormuştu bebeğin annesi. Aklına geldi o konuşma. Altı yıllık evlilikleri boyunca kim bilir kaç kez cevap vermişti aynı soruya ; “ Eşim de ben de kendimizi henüz hazır hissetmiyoruz” Verdiği cevaba hüzünle gülümsedi Damla. Kimse bilmiyordu, kendileri dahil ; onlar değil yalnızlıkları “eş”ti aslında .

Her günkü gibi bir gün daha bitti diye düşündü. Artık uyuma zamanıydı. Yarın yine zorlu bir gün olacaktı.

 
Toplam blog
: 60
: 1208
Kayıt tarihi
: 11.06.07
 
 

Memnun oldum... Ben de Didem :) İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul'da yaşamayı seviyorum. Yoğun yaşam t..