Yaratıcılık, ilgi ve yetenek hakkında hayat değiştirtecek bilimsel gerçekler / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Yaratıcılık, ilgi ve yetenek hakkında hayat değiştirtecek bilimsel gerçekler

Bugün bilimin net olarak bildiği üzere yaratıcılıkta esas faaliyette olan kısım beynin ön lobudur. Yani anlımızın içinde olan kısım. “Karmaşık bir soruna çözüm aradığımızda, yeni birşeyler düşündüğümüzde ve hayal gücümüzü kullandığımızda faaliyete geçer. Özellikle son5-10 yıl içerisinde beyin tarama teknikleri çok gelişti. Böylelikle insanın farklı faaliyetler içinde iken, beynin hangi bölümlerinin daha yoğun faaliyette olduğu(kan akışı, elektriksel faaliyeti) net biçimde görülebiliyor. Çok youğun da olsa, otomatik faaliyetlerde ön lobun aktif olmadığı görülüyor.

Örneğin meditasyon halindeki Budist Monkların beyinlerini taramışlar. Ön lobda mutluluk hissi yaşandığında faaliyete geçen küçük bir bölge var. İşte bu bölgenin o esnada oldukça aktif olduğu gözlenmiş. Hatta içlerinden bir tanesininki o derece  aktif imiş ki, onun dünyanın en mutlu insanı olduğuna dair espri yapmışlar.  İbadet veya meditasyon gibi pasif gözüken deneyimlerin, zihin etkili biçimde boşaltılabildiği zaman insana derin bir huzur ve mutluluk verebildiği, çok eski zamanlarda bile, tüm kültürlerde, dinlerde bilinen bir geçek idi. Şimdi bilim bunları beyinde yarattığı etkiler bekımından kurcalama noktasına geldi. Henüz bu emekleme safhasında ama ileride çok daha çarpıcı keşiflerin olacağı düşünülüyor.

Yine yakın araştırmalar gösteriyor ki, insan yaratıcı bir faaliyete yoğunlaştığında vücut stres hormonu salgılayamıyor. Yani sıradan bir zamanda, mesela TV de sıradan bir dizi seyrederken bile vücut stres hormonu salgılamaya devam eder.(TV nin başından kaç kez ferahlamış ve mutlu olarak kalkmışızdır?) Dikkat ederseniz uzun süredir çözüm bulamadığımız bir konuya, üzerinde belli bir süre düşünüp, hele ki kendi sentezinizi yaparak çözüm bulduğumuzda kendimizi oldukça ferahlamış ve mutlu hissediyoruz. İşte bu sadece bir işi tamamlamış olmanın verdiği mutluluk değil aynı zamanda yaratıcı faaliyet içinde bulunduğumuz, diyelim birkaç saat içinde stres hormonundan tamamen yoksun olmanın ve maymuz zihnimizin maymunluk yapıp geçmiş ve gelecekte rastgele dolaşamamasının (bu konuyu ayrıca işleyeceğiz) verdiği doğal mutluluk hissidir.

Açıkça doğa, yaratıcı faaliyet içinde olanı ödüllendiriyor. İnsanoğlunun gelişimi için yaratıcı faaaliyet içinde olması, sorunlara kendinin çözüm bulmasının faydasını bugün herkes kabul ediyor. Aksi taktirde herkes hergün aynı günü yaşasaydı gelişim olmazdı.

Hergün aynı günü yaşamak demişken, lobotomiden bahsetmek istiyorum. Bundan yarım asır ve daha öncesinde, beynin ön lobunun atıl bir bölüm olduğu düşünülüyormuş. Yan beynin, vücudun değişik bölümlerinden, duyulardan vb  sorumlu kısımlaı kısımları keşfedilmiş ve insanın beynin ön lobu olmadan da yaşayabileceğine karar verilmiş. Bazı saldırgan davranış içinde olan akıl hastalarına lobotomi(beynin ön lobuyla diğer kısımlarının bağlantısının kesilmesi işlemi) uygulanmış ve sakinleştikleri görülmüş. Fakat daha sonraları, bir maden işçisinin başına gelenler düşünceleri değiştiriyor. Çevresinde aklı ve iyilikseverliği ile ün salmış bu adamın ön lobu bir iş kazası sonucu darbe alıyor. Madeci de kısa sürede farklılıklar gözlenmeye başlanıyor.Madenci bencil, sorumsuz, tembel, umursamaz bir insana dönüşüyor. Daha sonra bilim çevreleri ön lobun fonsiyonunu tekrar düşünmeye başlıyorlar. Ön lobu hasar görmüş insanların bazı özellikleri benzerlik gösteriyor, bunlardan bazıları:

- Yaratıcı faaliyetlere karşı ilgisizlik yada becerememe

-Hep aynı şeyleri yemek, yapmak istemek, değişik şeyler denemeye direnç

-Günlük rutine bağlılık

-Otomatik davranış ve ifadeler

-Diğer insanların istek ve ihtiyaçlarına duyarsızlık

-Duyguzal zeka geriliği

Şimdi ilk dördü hepimizde belli bir derece var. Ama tabii ki bize lobotomi yapıldığı yada ön lobumuz hasar gördüğü için değil, onu kullanmadığımız için...

Televizyonda sıradan bir dizi seyretmek gibi sıradan ve pasif faaliyetlerde ön lob hemen hemen uykudadır. Meditasyon veya ibadet gibi pasif bilinen faaliyetlerde oldukça aktif olan bu bölümün, bol hareketli ama ucuz bir diziyi seyrederken uykuda olması ne kadar ilginç değil mi? Bu bana ağır, az kaliteli ve bolca yerkenki deneyimle, az, hafif ama ilk defa denediğiniz mükemmel bir zeytinyağlı yı yerkenki deneyimin fakını hatırlatıyor.

Diğer taraftan bizde derin duyguları uyandıran, sinemasanaının güzel örneklerinden olan bir filmi seyrederken(tabii ki hitabetmesi lazım) hissetiklerimiz çok farklıdır. Orada pasif bir halde değil, aktif bir “estetik deneyim” içindeyizdir. Sıradan ve sıkıcı faaliyetler için “anestezik deneyim” denilir.

Sadece yeni bir nesneyi ele aldığımızda bile ilgi hissederiz. Bebeklere dikkate edin, içinde 100 nesne bulunan bir odada bile yeni bir nesneyi keşfedip dikkatlice bakar, uzun uzun incelerler. Bu hepimizin doğasında olan araştırma, yenilik ve gelişme ihtiyacıdır.

Bitkilere baktığımızda doğal hareketlerini görüyoruz. Hayvanlarda buna ek olarak akıl, insanlarda ise ek olarak maneviyat ve vicdan ve karmaşık bir muhakeme yeteneği görüyoruz. Bence ön lobu zarar gören cömert ve yardımsever insanların insanların bencilleşmesi dikkat çekici. Çünkü eğer diğerlerini düşünmek,  yardımsever olmak sadece öğrenilmiş bilgi olsaydı bu beynin orta veya biliçaltının yerleştiği arka bölümde zarar görmeden kalabilirdi. Acaba insanı farklı kılan vicdan ve maneviyat sadece ön lobda mı kendini ifade edebiliyor. Yani demek istediğim, eğer insan saf bir ödül/menfaat mekanizmasından dolayı iyilik yapıyor ise, bu otomatik davranışa ön lobu zarar gördükten sonra da devam edebilir diye düşünüyorum. Ama madenci de olduğu gibi gerçekten menfaat güdümlü olmayan bir vicdan sahibi ise, o sebepten ön lobun zarar görmesiyle birlikte bunu kaybedebilir. Maneviyattan kastım sadece dinler ve inanç dünyası değil. İnsanların doğasında bulunan vicdan ve iyilik hisleri. Tamamen inançsız, dejenere, egoist ve suç işlenen ortamda büyüyen çocuklar arasında bile vicdan sahibi insanlar olabiliyor. Yani genetik ve büyünülen ortam herşeyi açıklayabiliyor olsaydı bu örnekleri göremezdik.

Ne demiştik, insan yaratıcı faaliyet içinde iken vücut stres hormonu salgılayamıyor. Genelde çoğumuz maymun zihinliyizdir. Yani gün içinde farkında olmadan kafamızdan binlerce başıboş düşünce geçer, bunlardan bazılarına daha uzun süre takılırız, yani o anlarda geçmişimizde veya geleceğimizde yaşarız.

Ancak sevdiğimiz ve hele ki yaratıcı bir meşguliyet içindeyken başıboş düşüncelere vaktimiz kalmaz, çünkü yaptığımız işe yoğunlaşmışızdır ve saatlerin nasıl geçtiğini dahi anlamayız. Ve sonunda maymun zihnimiz dinlendiği, vücut stres hormonu salgılayamadığı için oldukça ferah ve mutlu hissederiz. Hangi din olursa olsun ibadetlerin temelinde de, meditasyonda da zihni belli bir süre durdurup hiçbirşey düşünmemeye çalışmak vardır. Onun için örneğin namazda belli bir takım hareketler, belli bir sırayla söylenirken, diğer taraftan başka şeyler düşünülmemeye çaışılması, hareket ve sözlere odaklanılması esastır. Tesbih çekmek te yine aynı esasa dayanır, sürekli araka arkaya tekrar edilen sözlere oldaklanıldığında, hiçbirşey düşünmemek ve zihin boşaltabilmek daha kolaydır. Eğer kişi ibadet sırasında aklından olumsuz şeyler geçiriyor, yada başıboş düşünceler at koşturmaya devam ediyorsa fayda sağlanamaz.

İlim de ibadettir inancı en azından bu bakımdan doğrudur çünkü ilim faaliyeti yani yaratıcı faaliyet içince bulunanlar da yaptıkları yaratıcı faaliyete yoğunlaştıkları sürece zihinlerini arındırıp dinlendirmiş olurlar. Bu artık varsayım değil, beyin tarama teknikleriyle ispatlanmış bir gerçektir. Boş oturup kendini başıboş düşüncelere bırakmış birinin beyninin her tarafında oldukça düzensiz elektrik akımları olmaktayken, odaklanmış bir insanda bu durum minimum düzeye iniyor, ve ön lob çok daha yoğun faaliyete geçiyor.

Buradan ilgi ve yetenek konusuna geçebiliriz. İnsanlar ilgi duydukları işlerle meşgulken saatler hızlı geçiyor. Bu da şu demektir, insan ilgi duyduğu şeyin ne olduğunu bu şekilde anlayabilir. Bir de sevdiği şeye aynı anda yeteneği de varsa o zaman ortaya çok özel şeyler çıkması kuvvetle muhtemel. Düşünün, tutkuyla bağlı olduğunuz şey aynı anda mesleğiniz ve buna çok yeteneğiniz var. O zaman iş artık yük veya zor olmaktan çıkar ve hayatımızın tamamı istediğimiş şeyleri yapmakla geçer. Yani mutluluk ta doğal olarak kaçınılmaz olur. Çoğumuz gizli yeteneğimizin veya ilgimizin ne olduğunu tam olarak bilemeyiz. Keşke herkesin aynı zamanada gizli yeteneği olan tutkusunu keşfetmesinin bihirli bir formülü olsaydı.

Bazen insanlarda bir yetenek oluyor ama o şeye tutku olmuyor. Ünlü bir piyanist bir yakınının konserden sonra “Piyano çalmayı seviyor musun?” sorusu üzerine düşünmeye başlamış ve aslında piyano çalmayı o kadar da sevmediğine karar vermiş. Asıl tutkusu kitaplarmış, konserleri bırakmış ve kitap editörü olarak geçimini rahatlıkla sağlamaya devam etmiş. Bunu tersi de olabilir, yani insanın çok tutkusu olan birşeye hiç yeteneği olmayabilir. Bazen yetenek çalışmakla istenilen düzeye gelmiyor. Tabii bu kişinin bunu yapmayı bırakması anlamına gelmez. Para kazanamasa da hobi olarak devam edebilir.

Birçok ünlü sanatçı ve müzisyen çocukluk döneminde anne babasında okul baskısı görmüştür. Ama pes etmedikleri için en sonunda sanaçı olabilmişler. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde cocukların geleceğini garantilemek içgüdüsüyle onları sadece doktor, mühendis vb olmaya yönlendiririz. Nerede yaratıcılığı destekleyen, çocukların, gençlerin ilgileri, tutkuları ve yetenekleri olduğu meslekleri keşfetmeleri için destek verek eğitim anlayışı?

Şimdi toparlayalım:

“Hayalgücü yani imajinasyon ile, yaratıcı faaliyet içinde olan insanı, doğa, stres hormonu salgılamayı durdurarak, ön lobdaki mutluluk merkezini aktifleştirerek ödüllendirir”

“İnsanın tutkusu ve yeteneği derinlerde gizli olabilir. İnsan tutkusu olanla ilgilenirken zamanın nasıl aktığının farkına varmaz. Tutkusu olana aynı zamanda yeteneği varsa ortaya mükemmel şeyler çıkar.”

Daha çok ön lobumuzda olmamız dileklerimle...

 
Toplam blog
: 40
: 2627
Kayıt tarihi
: 12.07.12
 
 

Petrol Mühendisi  İlgi alanlarım: Psikoloji, kişisel gelişim, eğitim En çok yapmayı sevdi..