- Kategori
- Öykü
Yarı aydınlık gece ve kadın teni

“Geçmiş acılarımı unutmak istiyorum”, demiştin bir akşam. “Unutmak ve bir daha asla hatırlamamak.” Ama bazı anlar unutulmaz, demiştim. Gözlerim gözlerine değdiğinde çok sevdiğim ama beni sevmeyen kadınları anımsamıştım. Belki de unutmamak gerekiyordu belki de unutmak...
Ben sevdiğim kadınları hiç unutmamıştım.
İnsan istemediği bir şeyi unutabilir miydi?
Unutmak bu kadar kolay mıydı?
Ya unutmak çok zordu, ya da ben zayıftım...
Düşündün mü sende, insanlık ne kadar acı çekmiş? Tarih acılarla dolu. Hayatın her alanında hep acı, hep özlem, hep özlem, hep yaralanma olmuş. Yaratılmak istenen mutluluk her çağda bir hayal, bir ütopya olarak kalmış. Kadınlar bizden, bizde kadınlardan şikâyetçiyiz duygusal anlamda. Kimi zaman bırakıp giden onlar, kimi zaman yarı yolda bırakan bizler. Ve karşılık bulmayan aşkların, kara sevdaların acıları...
Önceleri sadece vahşi hayvanlardan korunmak ihtiyacı varken, sonunda en azılı düşmanı insan oluvermiş bir anda. Ve aşkın büyüsünün yanında en derin yaraları hissetmiş yüreğinde. En çılgın şeyleri yapmaktan geri kalmamış. Cinselliğinde hep özgür olmuş. Hayvanlarda bu olanak sınırlıyken ya da dişinin fiziksel arzularında yaşanırken insan sınırsız yaşamayı hak etmiş ya da keşfetmiş, her istediğinde yaşanır kılmış bu özel ve doyumsuz tadı. Aşk ve cinsellik; en güzel ve en tatlı yanı olmuş hayatın. Aşk kimi zaman da ölümsüz birliktelikler, asla vazgeçilmeyen bir dostluğa dönüşmüş. Kimi zamanda hayatı kara zindan yapmış. Çılgın sevdalar, mutlu aile tabloları yaratmış. Ama hayat bu, güven olmaz neyin ne zaman olacağı hiç belli olmaz, en güzel olanı bir bakarsınız en kötü yapmış. En tatlı, en leziz yemeğin bir zaman sonra bozulup insanı zehirleyebildiği gibi... Kimi aşklarda öldürmüş insanı. Hem ruhuna, hem bedenine sahip olmak arzusuna yenik düşüp, “ya benimsin ya kara toprağın” arabeskine düşmüş.
Ne aşkın büyüsü bozulmuş, ne de cinselliğin tadı yok olmuş tarih boyunca.
Bu tatlı, bu doyumsuz, bu sürekli yaşanabilen tadın da tersini bulmuş insanoğlu elbette. İstemeden, gönlü olmadan tecavüze kalkışmış derin bir acı bırakarak geride. İnsan, acıya dayanacak kadar güçlüdür ama acılarını unutacak kadar güçlü değildir. Boş yere söylenmemiştir, güzel şeyler unutulur ama kötü şeyler unutulmaz diye. Ağız dolusu kahkahalar unutulur ama gözyaşı unutulmaz diye. Defalarca yaşadığın cinselliğin tadını unutursun da zor kullanmanın o kötü duygusundan kurtulamazsın. Kadın ya da erkek fark etmez, biri acı hissederken diğeri tat alamaz.
Tek taraflı alınan haz, tat değildir zaten...
Tek taraflı mutluluk olmaz...
Ve bedenin acısı değildir bu unutamadığın...
Beden acısının izi kalmaz bıçak girip çıksa da tenin içine, iyileşir, vardır ilacı.
İşte bu nedenle iyi bilirim ben, en iyinin bir de kötü yanı olduğunu.
Coşkuyla geçen günlerin yalnızlık olabileceğini..
Kalabalıkların insanın yalnızlık yarasına derman olmayacağını.
Ve giden sevgilinin ardından öylece tek başına kalmanın acısını iyi bilirim.
Ve kimi zaman, hiç bir neden olmaksızın bir kentten bir başka kente gitmenin de çok iyi geldiğini iyi bilirim.
Bir yolculuk çok şeyi anlatır, isterse yalnız tek başına olsun.
Ve bilir misiniz, sevdiğinizle ne kadar yakın ya da uzak olduğunuzu uzun yolculuklarda anlarsınız. Verdiğiniz fotoğraf anlatır her şeyi, kendiliğinden çözülür her şey...
Kendi kendinize, benim sevdiğim gibi o beni seviyor mu?, diye sormanız gerekmez bir yolculuktan sonra.
İyi bilirim ben, özlemimdir hep, hızla akıp gitmeyi bir otobüsün camından.
Bilirim, yaşamışımdır çünkü, hiç ummadığın bir anda, o güne kadar görmediğin farklı birisiyle, güzel bir kadınla tanışabileceğini.
Gizemli, aşk dolu bir kadının her zaman hayata renk kattığını iyi bilirim.
Ve zamansız, hiç beklenmeyen bir anda bir aşka düşebileceğine inanırım.
Bir akşamüstü ansızın birini deliler gibi özleyebildiğini. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen birisini çok görmek isteyebileceğini. Ve bazen de, tek başına bir deniz kenarında oturup saatlerce uzakları seyredip bazı şeyleri hiç bir zaman anlamanın mümkün olmadığını iyi bilirim.
Ve bazen de, sevdiğim kadınla tam sevişecekken çalan bir telefonun ardından ateşin sönüp sevişmekten vazgeçip sohbete daldığımız ve bu tadın sevişmekten çok daha doyurucu olduğunu çok iyi bilirim. Uzun sohbetler derin bir yolculuktur. Yıllar sonra geride sevişmelerin tadından daha çok bu derin sohbetlerin anımsanıp insanın yüzünde bir tebessüm oluşturduğunu da iyi bilirim...
Kimi zaman böylesi sevişmelerden daha çok konuşabilmeyi isterim. Ve belki de, saçlarını severken parmak uçlarımla, bana o güne kadar anlatmadığı bir hikayesini anlatacaktır. Her kadının ayrı bir hikayesi vardır içinde sakladığı. Bu bir özlemde olsa kimi zaman, kadınların içinde hiç kimselerin fark edemediği bir dünyası vardır.
Yazar: Mustafa Çifci- Aşk Yazarı www.mustafacifci.com
facebook.com/askyazarimustafacifci
t@mustafacifci
İnstagram:mustafa_cifci
Not: Bu eser Mustafa Çifci’nin kitabından alınmıştır. Telif hakkı yazarına ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında her hakkı saklıdır. Yazarın yazılı izni alınmadan kopya edilmesi, çoğaltılması, dağıtılması, özet olarak belli bir bölümün başka yerlerde yayınlanması yasaktır.