- Kategori
- Haber
Yasak şehir

İstanbul’da ne yapılmak isteniyor..?
İstanbul’da kuleler diken, sıcak para ile beslenen, özeleştirmelerden aldığı payla her türlü etki alanı genişleyen yerli ve yabancı sermaye sahiplerinin ve çevresinin üssü haline getirilip her türlü fiyatlar artırılarak ''zengin ''ve ''nüfuz ticareti'' yapacak olanların yaşayacağı bir şehir haline getirilerek, uzun vade de Anadolu insanının İstanbul’a gelmesi bir yana, belli bir süre çalışıp, yapacağı tasarruflarla geldiği şehre tekrar dönmek isteyecek olan ara işgücü dışında kalan orta sınıfın da İstanbul’dan kaçışımı (evrensel hukukla bağdaşmayan yasaklar var ise oranın yazılı olmayan kuralları, baskıları, yıldırmaları ve onun uğruna mücadelesi yapılan ‘’düzen’’ ve ‘’rant!’’ı vardır.) sağlanmak isteniyor?
‘’AB bizi almazsa Maastricth kriterlerini İstanbul kriterleri yapar yolumuza devam ederiz‘’ derken AB’den umut kesildi de İstanbul kriterleri mi uygulamaya konuluyor? İstanbul AB ile özdeşleştirilip, diğer iller de İstanbulla bütünleşmek isteyen ülkeler ve Anadolu halkını da bu özlemle yanıp tutuşan milli geliri düşük, planlı tarım-sanayi-ekonomi-eğitim-sağlık… politikaları olmayan, ülke ekonomisine katma değeri olmayan, işsizliği sorun olan, geri kalmış ülke halkları gibi mi görülüyor?
Eğer bu ''İstanbul kriterlleri'' ise ''Ankara kriterleri'' nin daha çarpıcı fikirler içereceğine şüphe yok!
Böyle bir karar almanın devamında ise İstanbul içine kapanacak, kendine özgü düzenlemeler ve kanunlar yapılacak. Kentin giriş çıkışına vize için kapılar konulacak, (Türkiye’de kaçak olarak bulunan ve çalışanlara engel olunamazken) beklide her ilin valiliğinde vize işlemleri için İstanbul temsilciliği açılacak ve buralarda insanlara neden İstanbul’a gideceği sorulacak, nerede, kimin yanında ne kadar kalacakları, kaldıkları süre içinde geçimlerini nasıl sağlayacakları sorulacak, vize süresini geçirenlere hukuki yaptırımlar uygulanacak belki de bir zamanlar Avrupa’ya olduğu gibi İstanbul’a kaçak işçi getiren yada kalıcı vize işlerini takip eden simsarlar türeyecek.
Bunların neticesinde ise belki de şehrin demografik yapısı değişecek, Türkiye Halkı kendi şehrine vize almazken, ticaret ve rant merkezi haline getirilecek İstanbul’da her türlü milletten zenginlerin buluştuğu ve rahatlıkla girebildiği ikamet edebildiği bir cazibe merkezi, hakimiyet alanı olacaktır.
Eğer amaç bu değilse, yukarıda ki yaklaşımlar gerçekleşmesi mümkün olmayan, hayal mahsulü senaryoları olarak algılanabilir, fakat AB tarafından Türkiye’ye reva görülen (eğer lütfederlerse) imtiyazlı ortaklık öneren, serbest dolaşım izni vermeyen yaklaşımlarından rahatsızlık duyanların AB’nin tezlerine/ endişelerine/ özümseme kapasitesi yaklaşımına hak verircesine, kendi ülkesinde kendi insanına vize uygulamak ve sınırlandırmak istemesinin en üst düzeyde dile getirilmesi ve beklediği sonuçlar kadar gerçek dışı değildir.
Sorunun tamamıyla geçmişten geldiğini iddia ederek, İstanbul’da ki çarpıklığın sorumluluğunu ‘’kökü bereketsiz!’’ olsa bile sadece bir kesime yüklemek, İstanbul’un sorunlarını çözen ''kurtarıcı'' olarak görülen ve bu sayede Türkiye’nin rotasında söz sahibi olanların ve ‘’kökü bereketsiz!’’ olduğu iddia edilenlerden çok daha fazla zaman diliminde yönetimde olanların itibar etmeyeceği bir yaklaşım olsa gerek.
İstanbul mu sadece kurtarılmak istenen? Yoksa çaresizlikten yaşadığı bölgeleri terk edip İstanbul yollarına düşen insanlar ve onların geldiği bölgeler mi?
Eğer bölgeler ve halkı diyorsanız, bölgelere ve insanlara yapacağınız yerinde yatırımlarla sadece bölgelerle birlikte İstanbul’u kurtarmakla kalmaz, Türkiye’yi de kalkındırır ve dünyada hak ettiği yere getirmiş olursunuz.
Vize uygulamak ve araç sayısını sınırlamak yerine -eğer bu yaklaşımın başka(!) bir gerekçesi yok ise- geçmişte yapılan hatalardan ders alınması, olabilirlilik ve gerçekçilik çerçevesinde oluşabilecek projeler tasarlaması ve kamuoyunun da desteği ile süzgeçten geçen bu projelerin uygulanması daha demokratik ve Türkiye Halkı’nın hak ettiği bir yaklaşım olacaktır.