- Kategori
- Felsefe
Yaşama gerekçesi hayatın anlamı -3
Yaşamak, dendiği zaman hemen herkesin aklına yemek, içmek ve biyolojik ihtiyaçları karşılamak ve hareket etmek gelir. Oysa bunlar yaşamanın olmazsa olmazlarıdır. Yaşama hizmet eden birer araçtır. Yaşamak, yaratılma gerekçesine uygun hareket etmek ve yeryüzünde hakkın şahitliğini gereği gibi yapmaktan geçer.”Kâfirlerin kabirlerde olanlardan farkı yoktur(onlar ölüdürler).”
“Onların gözleri vardır, görmezler, kulakları vardır, işitmezler, kalpleri vardır hissetmezler…”Buyruğunda olduğu gibi bir şeye sahip olmak demek, o şeylerin hayatın var olma gerekçesine uygun olduğu anlamını taşımaz. Yaşamın gayesi ve gerekçesi, yaşamın devam etmesinde hedefine ne kadar uygun olduğuyla kendini ortaya kor.
Kapitalizm ve Materyalizm, insanlara öyle bir yaşama gerekçesi sundu ki, buna sahip olmak insan olmakla eş anlamlı anlaşıldı ve insanlık değerler terminolojisindeki yerini boş, kurumuş bir kadavraya bıraktı.”Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar inanmazlar…”Bu uyarının muhatabı olan bir varlığın yaşama gayesiyle ne kadar uyum içinde olduğunu söyleyebiliriz.
Kapitalizmin ve Materyalizmin birleşiminden meydana gelen cinsiyeti belli olmayan, güvenden yoksun pozitivizm, dünyanın yeni dini oldu. Bu din, yaşamın gerekçesini tamamıyla görünen âlemle sınırladı ve insanın metafizik boyutunu inkâr ederek, kendinin ötesinde kendinden habersiz, seçim yetilerini kaybetmiş, sadece yuvarlanan ve akıntının içinde yuvarlanan bir varlık ortaya çıkardı.

Bu yeni varlığın hayatının en belirgin yanı, tamamıyla gaflet denizinde yüzmesine rağmen, o denizin dışında bir yaşamı yaşıyor olduğuna inandırılmış olmasıdır. Zaten yaşama gerekçesinden habersiz yaşayıp da bunun farkında olmamak kadar insanı alçaltan bir hastalık bulamazsınız. Ne yazık ki, cinsiyeti belli olmayan bu yeni din Pozitivizm, bunu öyle bir başardı ki, geçmişteki ve şu andaki inançlarına bakılmaksızın bütün bir insanlığın yaşamını kuşattı. Kuşatılmış yaşamlar, birer mahkûm olduklarını anlamadıkları sürece bu yeni din, gelecek kuşaklarda hiçbir yaşam gayesi bırakmayacak ve ahiret yaşamını unutturarak, yaşamı görünenle sınırlandırıp, yeryüzünü kan denizleriyle dolduracaktır.
Pozitivizmin kurbanı olmuş mahkûmlar, önlerine sunulan her bir seçeneğin, sadece kendi gardiyanlarını seme hakkına sahip olan bir mahkûmdan daha farklı, bir seçenek sahibi olmadıklarını anlamak ve görmek zorundalar. Bu dünya ile sınırlı anlayışların tamamı istisna kabul etmeksizin hepsi, insanın yaşamının gayesini ve gerekçesini ortadan kaldırmak için, insana ve değerlerine savaş ilan etmiştir. Bu savaşı kaybetmesinin tek bir yolu vardır, o da insanı yeniden yaşamının gayesiyle yüzleştirmektir. Bu yüzleşme bayağı zor olsa da, pozitivizmin ortaya koyduğu tablonun tamamıyla insanı kendi doğal doğasından uzaklaştırarak, yaratıcıya karşı bir akıl tutulması yaşatmaya yönelik bir mücadele verdiğini çok iyi görmek ve anlatabilmek gerekir.
Pozitivizmin yeni bir din olarak insanlara sunduğu farklılığın asla olmadığını, ancak yaratıcının yerine yeryüzü ilahlarını koyarak, Rahman’ın ahiret yaşamı olarak dünyadaki mücadelenin sonucu olarak ereceği mükâfatı, yeryüzüne taşıyarak, insanı gaflet denizinde yüzdürerek, insana hayatın sonunu unutturma derdinde olduğunu iyi anlamak gerekir.
Bu pozitivizm dinin en çok etki ve kapsam alanı olarak kendilerini İslam âlemi olarak adlandıran toplumlar üzerinde etkili olduğunu görebilirsiniz. Bu topluluklar yeni dinin çekip merkezine o kadar girdiler ki, onun cazibesinden tam bir sarhoşluk yaşamaktadırlar. Dünya ve içindekilere iman etmiş olanlar için bu din o kadar etki alanına sahip değildir. Ancak bir anda kendilerini bu dinle ve dünyalık sunduğu lezzetler karşısında gören İslam âlemi olarak(benim için böyle bir âlem yok ama)bilinen topluluklar, şaşı oldular ve bu dinle kısa sürede nikâh kıyarak hemen yatağa girdiler. Doğacak yeni çocuklar da bu dinin genetiğini taşıdığından tamamıyla cinsiyeti belli olmayan birçok yeni ve bakmaktan utanç duyduğumuz bu nesiller ortalıkta, mantar biter gibi çoğalmaya başladı. Bu dönemle insan yaşamının gerekçesi de kurşunlanmış oldu.
Yaşamın gerekçesinin ne kadar yaşadığını görmek istiyorsanız, toplumsal yaşamdaki hayatınızı düzene koyan değerlerin ne olduğuna iyi bakın orada onu rahatlıkla görebilirsiniz. Eğer toplumsal hayatta egemen olan din pozitivizm ise, yeryüzüne halife olarak gönderilen ve yeryüzünde hakkın şahitliğini gereği gibi yapacak dinin erlerini bulmakta çok güçlük çekersiniz. Bu erleri bulamamış ve görmemiş olmanız sakın sizi aldatmasın.”De ki, benim namazım, orucum, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah’adır. Ve ben ona hiçbir şeyi şirk koşmadan Müslümanların ilki olmakla emrolundum…”Allah’ın bu buyruğuna dikkat ediyorsanız, yeryüzünün tamamı pozitivizmin ele geçirmesi halinde dahi gerekçeler uydurma hakkına sahip değilsiniz. Tek kalsanız da yeryüzünde, Dini sadece Allah’a has kılarak ona hiçbir şeyi şirk koşmadan Müslüman olarak sadece sen kalmışçasına mücadele etmek zorundasın. Allah, İnsanın yaratılma gerekçesine gölge düşüren anlayışların çoğalması ve yeryüzünü kuşatarak insanı gaflete düşüreceğini çok iyi bildiği için, yukarıdaki buyruğu ile bizlere nasıl davranmamız gerektiğini anlatmaktadır.
Hiçbir oyun, insanı yaşamın gayesi doğasına aykırı davrandırma gücüne sahip olamaz. Bu oyunların sayısı bitmeyecektir, bu oyunların cazibesine aldanan ve çekip alanına girenlerin bahaneleri de azalmayacaktır. Tüm bunlara rağmen senin görevin, tek başıma kalsam da,”benim namazım, orucum, hayatım ve ölümüm ancak Âlemlerin Rabbi Allah içindir ve ben Ona hiçbir şeyi şirk koşmadan, Müslümanların ilki olmakla emrolundum…”Diyerek yaşayabilmek olmalıdır. Hayatın gayesini ve yaşamın gerekçesini ancak bu tavırlarla insanlığa kanıtlayacağımızı bilerek, gaflet bulutlarını dağıtmak zorundayız.

Şunu özellikle belirtmek zorundayım, Pozitivizm dünya cennetini sizlere her yönüyle cazip hale getirerek sunma derdinde, bu cenneti tercih edenler, asla yaşamın gayesi ve gerekçesine uygun yaşayamazlar, yaşadıklarını iddia ediyorlarsa, hem yalancıdırlar hem de pozitivizmin daha fazla kökleşmesine katkıda bulunurlar. Pozitivizm size cenneti dünyada sunar, Allah’ın dini ise dünyadaki imtihan sonrasında sunar. Bu ikisi arasında gidip gelenler,”ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışacaksın, yarın ölecekmişsin gibi de ahirete çalışacaksın diye ağızlarından bu sakızı hiç düşürmezler. Ancak dünyaya kazığı çakarlar, ahiret için de ancak uzun hava ıslık çalarak bir başkasının eşeğini ararlar…
Hiç kimse kendisini aldatmasın, Allah sinelerin özünü bilir, pozitivizm nefislere seslenir, Allah’ın buyruğu gönüllere seslenir, hangisinin birbirine galip geldiğini herkes kendisi çok iyi bilir. Eğer yüreklere hükmeden Kâinatın sahibi Allah ise, hayatınıza söz geçiren de yürekleriniz ise mesele yoktur, aksi takdirde herkes kendi fermanını imzalamış olur…
”Herkes yaptığına(yaşadıklarına ve çabalarına) karşılık rehin alınır…”O günler çok yakın, sakın ha o günleri düşünmeyen kimse seni onu düşünmekten alıkoymasın, yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun… Yaşamın gerekçeli kararı açıklandığı gün şaşıranlardan olmamak umuduyla, herkesi bu günden pozitivizm dininin etki alanından çıkmaya davet ediyorum…
SOSYOLOG-EROL KEKEÇ