Yaşamını kendisi belirleyebilmek ya da belirsizlikler için de kişiliksizleşmek... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '09

 
Kategori
Deneme
 

Yaşamını kendisi belirleyebilmek ya da belirsizlikler için de kişiliksizleşmek...

Yaşamını kendisi belirleyebilmek ya da belirsizlikler için de kişiliksizleşmek...
 

Bilincinize nasıl bir düşünce hakim ise bu resim de onu görebilirsiniz. Yalnızca kendinize söyleyin.


Politik veya A-politik Olmak, ya da Sosyal veya A-sosyal Olmak...

...Bunları istemezseniz; ben-merkezci ve çok kişisel (cinsel veya diğer ilkel ) egolarını, çocukluğunun bilinç-altı takıntılarını gerçekleştirmek için (nafile) çabalamak..!

Siz, kendinizi hangisini gerçekleştirmeye istekli veya niyetli görmektesiniz (?) bunu yalnızca kendiniz bilebilirsiniz... Normal haller de bunda bir sorun yok. Sorun, işlevsiz mantıkla davranıp kişinin kendine ait yaşantısını da işlevsiz hale getirmesin de. Kişi kendisini hangisi olmaya yönlendirmeli; ki, bireysel yaşamı içerisin de insan olduğunu daha farklı duyumsayabilsin. Bunu yapabilen bireylerin çoğunluğu ele geçirdiği, kendi geneline ait mutlu halleri süreklilik için de yaşayabilen bir toplum oluşabilsin.

Hep birlikte için de yaşadığımız ve oluşturduğumuz bu toplumsal yapı , bir çoğumuz kabul etmese de, "kendine ait mutlu haller" yaşayamayan bir toplumsal yapı. Her dakika ya da vakit toplumsal bir huzursuzluk içindeyiz, böyle olmadığı vakitler de ise kişisel bir huzursuzluk içindeyiz. Bu gerçek inkar edilebilir değil.

Bir kaç kişi de değil, büyük çoğunlukta eksik kalan bir şeyler var. Hatta toplumsal sınıfların hepsinde ve o sınıfları hareket ettiren kendi dinamiklerinde de eksik ve hatalı olan, önemli algılama-anlayış ve davranış bozuklukları bulunmakta. Buna neden olan şey ise; bireylerin ve devamın da toplumsal yapıyı oluşturan güç unsurlarının, kendi yaşam pozisyonlarını ve işlevlerini seçerken politik olmayı beceremeyip (ya da politik olmayı istemeye korkarak) a-politik kalmaları görünüyor...

"Politik olmak" nedir (?) denildiğinde, verilebilecek en mantıklı cevap ise; "...kendi varlık gerekçelerini oluşturan nedenleri ve şeyleri korumak, geliştirmek ve daha ileriye-iyiye taşıyabilmek için siyasal anlayışlar bütünlüğüne sahip olmak ve o siyasal anlayışlar bütünlüğünü bütün sosyal alanlar içerisin de eylemli bir duruşla sergileyebilmektir..." şeklin de olmalı.

Bu tespit sonrasında, a-politik olmayı seçen unsurların ve bireylerin, "kendi var oluş ve yaşam için de bulunma gerekçelerinin" farkın da- bilincin de olmadıkları ya da olmayı istemedikleri sonucunu kabullenmek zorundayız. Bu sonuç; a-politik bireylerin-unsurların-yapıların kabullenemedikleri veya beceremedikleri (o politik duruşu) becerebilip-uygulayabilen, kendilerin den çok farklı "politik güçler" tarafından nasıl kolaylıkla yönlendirilebildiğini ve "kişiliksizleştirildiğini" açıklamakta hiç te zorluk çekmememizi sağlıyor...

Kendisi olabilmek için politik olmayı red eden a-politik bireyler ve yapılar, doğal bir sonuç olarak, "sosyal" olmayı da becerememekte-isteyememekte ve kendi dışın da bulunan bütün bireylerle-yapılarla, yalnızca "kendi çıkarları gerektirdiğin de" sosyal iletişimler kurmak zorunluluğunun içine hapis olmakta... Bu durum gereği olarak bu kez orta da görünen; yalnızlaşmış-kendine özgüvenini kaybetmiş ve sürekli sorunlu görüntüler sergileyen, kendi içindeki sıkıntılarla bile başedemeyen, huzursuz bireyler, kitlesel unsurlar, toplumsal yapılar olmuştur.

Şu an ki var olan durum içerisin de bütün toplumsal yapı ve bireyleri tarafından yaşanmakta bulunulan sosyal ilişkiler-iletişimsizlikler bütünlüğü tam da bu açıklamaya karşılık gelmektedir.

-Kendi var oluş gerekçeleri olan kitlelere has politikalar belirleyemeyen, kendi ürettikleri politikaları bulunmayan siyasi partiler...

-Dünya görüşleri ve siyasal birikimleri bu siyasal partileri değiştirmeye yetmeyen "parti taraftarları..." Partilerinin başın da olmasın dan övünç duydukları "büyük ağaları..."

-Temsil ettikleri üretici sınıfların gereksinim ve taleplerini siyasal olarak seslendiremeyen meslek örgütleri ve dönemine göre bir siyasal partiye kendilerini kilitli iğneyle iliştiren yöneticileri...

-Hakların savunduklarını belirttikleri işçi şınıfı içerisin de, o sınıfa özgü çalışma yapabilme becerisi olmayan "sendikacılar..."

-Tarımsal üretimde ki köylülüğü Uluslar arası tekellerin karşısın da bilgilendirip-bilinçlendirmeye hiç niyeti olmayan Ziraat odaları ve yöneticileri...

-Kamuda çalışan memurların hakların savunmaktan öteye, var olan siyasi partiler adına "sendikacılık" yapan ve parasal kazanımlara endeksli Kamu sendikaları...

Bu saydığım kitlesel yapıları fazlasıyla sıralayabiliriz, (basın-yayın organları, bürokratlar, siyasiler ve diğer aklınıza gelenlerin hepsi) sorun bunların çokluğu değil. Sorun, bu yapıların için de bir şekilde bulunan, hareket eden, bir işlev yerine getirdiğini düşünen insanların; aslın da işlevsiz olduklarının, a-politik yaşadıklarının farkında olmamaları !!!

Peki, A-politik olduklarını bilmeyen, farkın da olmayan bu insanlar "kim", nereden geldiler...

Onlar biziz, hepimiziz... Ve biz hiç bir yerden de gelmedik, hep burada, bu ülkedeydik...

Onlarca yıldır, bizim için bir şeyler yapmaya uğraşırlarken kaybettiklerimizi düşünün, hatırlayın; onlar "Politik" olmayı becerenler di... A-politikler onlar için hiç bir şey yapmadılar ve sadece "saygıyla anıyoruz" dediler-demekteler... Bu "saygıları" o gidenlerin Politik duruşlarına, düşüncelerine değil, sadece ölümlerine...

Şimdi bu ülke de, bütün a-politikler için kimler neler yapabilir veya neler yapacaklardır? Bilinmez!!!

A-politiklerin işleri zor, çok zor...

15-10-2009

 
Toplam blog
: 61
: 762
Kayıt tarihi
: 06.07.07
 
 

Sosyoloji, psikoloji, kültürel alanlar ve ilişkiler, insan ilişkileri ve ekonomi-politik ilgi ala..