- Kategori
- Sinema
Yaşasaydı

Stil İkonu
Karaca bakışları, keklik sekişi, kuğu süzülüşü.
Bir döneme damgasını vurmuş dünya kadınlarından biri.
Şimdilerde „Stil İkonu“ deniyor böylelerine.
Zamanın genç kızları onun gibi görünebilmek için, geniş etekler giyip, bellerini kalın kemerlerle sıktılar, boyunlarına puanlı şallar bağlayıp, kocaman siyah gözlükler taktılar, balerina papuçlar üzerinde kayar gibi yürümeye çalıştılar.
Bugünün tabiriyle „seksi“ olan hiçbir yanı yoktu ama milyonlarca sinema seyircisinin gönlünü, beyaz perdede ilk defa Gregory Peck ile görünmesinden itibaren, fırtına hızıyla fethetmişti. Ünlü Amerikalı rejisör Billy Wilder onun için „<ı>Bu kız kadın göğüslerini moda olmaktan tamamen çıkaracakı>.“ demişti. Gerçekten de dümdüz görünen incecik vücudu üzerinde büyük bir zerafetle taşıdığı siyah saçlı başı, olağanüstü gözleri ile, zamanının seks bombaları Marilyn Monroe veya Jane Mansfield’in tam zıddı görünüşteydi.
İngiliz ve Hollanda asıllı, Belçika doğumlu Amerikalı yıldız Audrey Hepburn, 1993 senesinde, henüz 64 yaşında iken, bağırsak kanserine yenilip hayata veda etmeseydi, bugün, 4 Mayıs’ta 80 yaşında olacaktı.
Bu vesileyle, Düsseldorf Film müzesinde ona ve en ünlü filmlerinden olan „Tiffany’de Kahvaltı“ ya ayrılmış bir sergi açıldı. Sinema dünyası bugünlerde çeşitli etkinliklerle onu anıyor.
Audrey 1929 da, zengin bir İngiliz bankeri ile Hollandalı bir baronesin kızı olarak dünyaya geldi. Anne ve babası boşandıktan sonra, 1940 da Almanların işgal ettiği Hollanda’da kalan Audrey’in adını, İngiliz kökenli olduğu anlaşılmasın diye, annesi Edda olarak değiştirdi. Savaş yıllarında çekilen gıda ve yakacak yokluğundan sağlığı tehlikeye girmişti. Savaşın bitimiyle, anne kız Londra’ya göçtüler. Burada bale eğitimi alan Audrey, yine annesiyle Amerika’ya gitti ve orada Broadway’da “Gigi” olarak sahneye çıktı. Böylece 1951 senesinde sinema için keşfedildi.
Bundan sonrası hızlı gelişti. Audrey, zamanın en ünlü aktörleriyle, peşpeşe, her biri çok ses getiren filmler yaptı.
William Holden ve Humprey Bogart’la „Sabrina“, Henry Fonda ve 1954 de evlendiği kocası Mel Ferrer ile „Harp ve Sulh“, Rex Harrison ile „My Fair Lady“ , Peter Finch ile „Bir Rahibenin Hikayesi“ , Cary Grant ile „Charade“ , Peter O’Toole ile „Bir Milyon Dolar Nasıl Çalınır?“ bunlardan sadece birkaçı.
George Peppard ile oynadığı „Tiffany’de Kahvaltı“ çoktan film klasikleri arasında ve Gary Cooper ile oynadığı „Öğleden sonra Aşk“ ı görmüş olan kim, bir daha o filmi unutabilir?
Bir Western filmi olan, ama aslında, Amerika’nın batısına göç eden bir ailenin küçükten yanlarına alıp büyüttükleri kızılderili bir kızla, kızı almaya gelen kızılderilere onu vermemek için ölümü göze alan ailenin büyük oğlu (Burt Lancester) arasındaki büyük aşkı anlatan „The Unforgiven“ (Affedilmeyen) o zamanın en duygulu, en etkileyici filmlerinden biri değil miydi?
Audrey Hepburn, 1968 de eşinden ayrıldıktan sonra tekrar evlendi. Bir psikiatr olan Andrea Dotti ile yaptığı evlilik de yürümedi. Her evliliğinden bir oğlu dünyaya gelmişti.
1980 de tanıştığı Hollandalı Robert Wolders ile ise ölümüne kadar birlikte yaşadı. 1960 lı yılların sonlarında film dünyasından elini eteğini çeken yıldız, en son 1989 da, Steven Spielberg’in „Always“ isimli filminde rol aldı.
1953 de Oscar’ı aldı. Dört sefer daha Oscar için namzet gösterildi. 1991 de Bambi ödülü kendisine verildi. 1992 de ise USA’nın en büyük madalyası olan „ Özgürlük Nişanı“ verildi kendisine. 1993 de ise, ölümünden sonra Oscar çerçevesinde „Jean Hersholt“ ödülü ne layık görüldü.
Yaşamının son beş yılını Uniçef elçisi olarak yardım çalışmalarına adayan Audrey, Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkelerinde çeşitli Unicef çalışmalarına katıldı. Bu gezileri fotoğraflarla belgelendi ve onun ünü sayesinde bu çalışmalar dünyada tanındı. Ayrıca bu çalışmalar için para toplama kampanyaları yaptı.
Son yıllarında İsviçre’de yaşıyordu ve Cenevre gölü kenarındaki evinde de bu hayattan ayrıldı.
1999 yılında hayatı filme alındı. Bugünün tanınmış yıldızlarından Jennifer Love Hewitt Audrey’in yaşamını bu filmde canlandırdı.
Audrey Hepburn’u 2006 senesinde İngiliz dergisi „New Woman“ „Bütün Zamanların En Güzel Kadını“ ilan etti.
Güzellik konusu tartışılır tabii ki. Ama Audrey Hepburn’un, sinemanın gelmiş geçmiş en unutulmayan ve en unutulmayacak olan yüzlerinden biri olduğu da kesin.
Kaynak:
Wikipedia
Filmportal.de