- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yazar olsaydım eğer…

Zaman zaman aklımızdan geçer , hele blog yazarları olarak daha fazla geçtiğine hiç şüphe yok.
Çok kitap okuyan ve bir şekilde yazma hevesi olanlar, “ yazar olsam kim gibi olmak isterdim “ sorusunu sorar kendine. Mutlaka bir yazar idolü vardır kafasında.
“Yazar olsam Orhan Pamuk olmak isterdim” demişti yakın bir dostum. Onun sahip olduğu gibi bir zekanın ürünü olabilecek kurgu ve hayal gücüyle yazmak istediğini, Pamuk’u kimsenin bu kadar tanımadığı yıllarda söylüyordu , tarih belki 1998’i gösteriyordu.
“Ben yazar olsam kim gibi olurdum?”
Ben , tıpkı Alain de Botton gibi yazmak isterdim.
Yazarla ilk kez 2000’de, “consolations of philosophy” adlı kitabı ile tanıştım. O zaman kitapları daha Türkçe’ye çevrilmemişti, daha sonra Felsefe’nin Tesellisi olarak yayınlandı bu kitap. Şimdilerde pek çok kitabı Türkçe ye çevrildi ve epeyce okur kitlesine ulaştı.
Kendime yakın hissetmemin nedeni, onun da felsefeye bulaşmış olması, yanısıra bu felsefe ilgisini pratik faydaya döküp, günümüz insanının hayat arayışlarını ve bu arayıştaki anlam yolculuğunu analiz etmede kullanıyor olması. Ayrıca felsefe ve sosyoloji bilimlerini birbirinden soyutlamayıp, analizlerini bu ikisinden yararlanarak yapması.
Romantik Hareket , Aşk Üzerine, Mutluluğun Mimarisi kitaplarından bazıları.
Kitap okuma serüveninde, beni en çok heyecanlandıran iki farklı durum vardır : bir tanesi benim hiç aklımdan geçmemiş, geçememiş bir kurgu ve hayal gücü yaratımı karşısında duyduğum sonsuz hayranlık.
İkincisi, aklımdan şu veya bu şekilde geçmiş benzer düşüncelerin, “işte tam da buydu, ne iyi ifade etmiş” haliyle yazara karşı kurduğum yakınlık hissi.
Aklımdan geçen çılgın ve delice diyebileceğim olağan dışı yaşam kurgularının benzerlerinin, okuduğum romanlarda, süregiden sıradanlığı delercesine fışkırması cesaretine ayrı bir özen de duyarım kitap okurken.
Roman okumak, başka dünyalara ve başka hayat olasılıklarına kısa bir süre de olsa dalma imkanı verdiği için mutlu eder insanları. Kendimizi ve hayatımızı unutup, başka karakterlerde, başka yerlerde gezeriz, yaşadığımız günden kopup kayboluruz sayfaların bizdeki yansımalarında. Bunu tabi ki iyi yazarlar başarır.
Meritokrasi, burjuvazi, bohemlik, snopluk kavramlarıyla hepimizi saran "Statü Endişesi" ni, aynı adlı son okuduğum kitabında inceliyor Alain de Botton.
Not: Kendisiyle başka benzerliklerimiz de var, bende "daha 17" yazımda Hume'dan alıntı yapmışım, o da "statü endişesi" kitabında Hume'dan alıntı yapmış, geleceğim parlak yani:).