Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '11

 
Kategori
Blog
 

Yazdıklarımız nereye gider?

Yazdıklarımız nereye gider?
 

 Bu kadar kişi yazıyor çiziyor… Bunlar nereye gidiyor? Acaba okuyorlar mı? (Evet, kısmen…) Öyleyse ben niye yazıyorum? (İnsanları olumlu yönde biraz daha değiştirmek için…)

Bir söz vardır : “İnsan çölde, okumaz, yazmaz…” diye. Niye ? Aslında, insan asıl oralarda okumalıdır, yazmalıdır… Yani, bazen insanın içinde bir duygu uyanır… bağırıyorum, bağırıyorum kimse duymuyor… O zaman bağırmak niye, çağırmak niye, söylemek niye, yazmak niye? Ama haksızsınız… Söyledikleriniz ve yazdıklarınız mutlaka bir yere gider ve takılır… Yeter ki, siz buna inanın… Bir etkili yazının nerelere, hangi katlara, kimlere gittiğini asla bilemezsiniz? Belki o yazı, New York’un sokaklarında dolaşır (Hadi bu arada New Yorker’ın kulaklarını da çınlatalım…) Bir bakarsınız, Avustralya çöllerinde okunur… (Siz öyle hayal edin… Ama doğrusu da budur…

Yazılmış bir yazı koca bir çevrime atılmış bir oltadır… Onlara kimler yakalanır ki… Bilemezsiniz? Tahmin bile edemezsiniz… Belki sizin yazınızı, her sabah birkaç Bakan, birkaç Cumhurbaşkanı okuyordur… (Atma Recep, din kardeşiyiz..!) Ama eski kuşakların bildiği bir Atasözü vardır : “İyiliği yap, denize at, balık bilmezse Halik bilir…) Nedense bu sözün çok doğru olduğuna inanırım. Bütün Türk vatandaşları da inanıyor ki, o Van Depremi’nde evsiz barksız kalan vatandaşlarına kamyon kamyon ne bulursa gönderiyor… çocuklar harçlıklarını gönderiyorlar…

Ama yine de çok dikkatli olmak gerekir… “İşte biz elimizden geleni yaptık… Daha ne istiyorlar ki…”  duygusuna kapılmamalıyız. Bu yurdun efendileri , o insanlar hala açta, açıkta… Siz bu havada , açık havada bir çadırda kalsaydınız ; ne yapardınız ? İsyan ederdiniz değil mi? Oysa onlar, kuzu kuzu, devletin bu karda kışta, incecik çadırların içinde kendilerini tabiatın ortasında bırakmayacağına, inanıyorlar. “Devlet baba büyüktür, çocuklarını kara kışa teslim etmez…” diyorlar… Mutlak çareler üzerinde duralım. Bu insanların hiç olmazsa bir bölümünü, felaket ortamından  uzaklaştırmak için elimizden geleni yapalım…

Yazdıklarımız nereye gider? Bir dipsiz kuyuya mı? Hiç de öyle değil, sizi de sesiz sessiz izleyen, (belki de takdir eden!) okuyucularınız vardır… hele umutlu olun… Hele hele, önce eserinizi oluşturun… (Benim eserim hayatımdır , diyorsunuz…) Güzel ama , hayatınız nedir ki, bilelim…

Yazmak nasihat vermek midir? Hiç de değil… İnsanlar aslında böyle yazılardan nefret ederler… (sen kimsin ki, bana akıl vereceksin…) derler… Mutlak, herkes kendi aklını beğenir… Eh, bazen de beğenerek izlediği, üç beş tane yazar, muharrir vardır… Onları izler… Yine de kendi aklını beğenir… (İnsan kendi aklını beğenmezse, ölür be…Sen ne diyorsun…)

Ama yine de biliyoruz ki, bilgilerimizin kaynağı başkalarıdır… Onun için, konuşuruz (Başkaları ne düşünüyor, öğrenelim, diye…) Onun için okuruz… Fikirlerimizi oluşturmak için…

Ben de bir bakmışım 600’ncu Bloga gelmişim… Zor mu oldu? Yok, umutla oldu… her seferinde, düşüncelerimin gidip, bir akıllı insana ulaşacağına inandım.. Ve görüyorum ki bu doğru… Nasıl mı?

Bu , MB’un duayenlerinden (biz daha acemiyiz) , Ufuk  Kesici bir değerlendirme yapmış, ve benim yazılarımı ,  (Etkili Yazılar) kategorisinde 9.sıraya koymuş… (Ah bir de adımı doğru yazsaydı..!) Bundan daha güzel derece olur mu (Olur ama, buna boşver..!)   Teşekkür ederim kendisine… Ben UFUK  öğretmenin yazılarını dikkatle izlerim, tümü de pırıl pırıl bir zekanın ürünleridir. Hırçın uslubuna karşılık, günümüzün sorunlarına çok yakından değinir ve “Kemalizm” açısından güzel analizler yapar… Ben her söylediğine katılır mıyım? Bu söylenemez ama, kalp kalbe karşıdır… Onun, oralarda olduğunu bilirim, benim yazılarımı izlediğini, kimi yazılarıma dudak büktüğünü bilirim… Bunun için bir Edebiyat Öğretmenine karşı daha dikkatli olmaya çalışırım… (ama çok da dikkatli olursanız, o zaman eliniz kalem gitmez…)

Evet yazalım bakalım… (Bazıları da çok dikkatli bir şekilde okusunlar!) Ne yapalım… yazmak ve okumak… İşte şimdilik kaderimiz…

Siz değerli okurum, bu yazıyı okuduğun için teşekkür ederim… Bazı yazılara tahammül etmek o kadar zor ki… Ben bile bazı yazılarımı tekrar okuyamıyorum..! Neyse, boşverin.. Dünyada her şey okumak, yazmaktan ibaret değil… Biraz sonra parlak bir gün doğacak… Van’daki vatandaşların sırtları ısınacak… (buna inanalım…) ama kendi kendimizi de kandırmıyalım… Ne olacak o vatandaşların hali karda, kışta… Çünkü unutulur, unutulur…(Unutulmaz denilen hatıralar bile..) Nice şehitlerimizi de iki hafta geçmeden unutmadık mı? Hiçbir şeyi unutmayalım… Ama güzelini, iyisini umut edelim…

Yarın taze bir gündür.. yarın taze bir başlangıçtır…

“Göz yumma güneşden, ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedi, her gecenin bir gündüzü vardır .” demiş  Tevfik FİKRET

İyi laf… İyi laflar hiç unutulur mu? Bu da bir umuttur işte yazmak için…

Sahi insan niye yazar?

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..