- Kategori
- Psikoloji
Yazının da gıdası vardır

Bazı insanlar var ellerine alırlar bağlamayı bir şeyler söyleyecek sanırsınız.
Mızrabı vururlar tele. Hep aynı düzen, hep aynı ses.
Bir müddet sonra kulağınız tırmalanmaya başlamıştır.
Yalvarırısınız, tamam ben razıyım dinlememeye, sen de sus artık demek zorunda kalırsınız. Fakat o güzel şeyler söylediğini sanır. Oysa ne nota vardır ne de akord. Tellere vurup gidiyor işte. Hadi orda akord yok, düzen yok. Ya siz de. Sizin akordunuzu bozmuyor mu?. Zevkinizi şevkinizi kaybetmiyor mu? Yazı da böyledir.
Kalem mızrap gibidir. Satırlara dokunur.
Ancak gönülden ve beyinden çıkmazsa kelimelerin akordu bozulur.
Bazıları yazıyı gönüllerinden çıkartacak yerde öfkelerinden çıkartırlar.
Ne kadar kin, ne kadar öfke ve hırsları varsa dökerler.
Demek isterim ki yazının da gıdası vardır; Yazı vardır, gıdasını ruhtan alır, yazı vardır kin ve öfkeden.
Öfkenin, kinin, gerginliğin döküleceği yer satırlar değil çöp kutusudur.
Öylelerine tavsiye olarak; Yine yazın, istediğinizi yazın fakat yazdığınız müsveddeleri çöp kutusuna atın demektir.
Midenizi bozacak yemekle, beyninizi bulandıracak yazı arasında ne fark var ki?
İlimle bilimle mantıkla akılla bağdaşmayan yazılar için böyle tavsiyeler aslında iyi bir dost tavsiyesi olarak karşılanmalıdır.
Yazı kutsaldır. Kâğıt kalem de birer vasıta olarak düşünülürse o da aynı sınıfa girer. Bu kadar değerli şeyleri kendi arzularımız doğrultusunda kullanmak herhalde iyi bir şey değil diye düşünüyorum.
Sürekli suyu bulandırmaya çalışmak suyu bulandıranın kendisine de haksızlık olur.
Çünkü bir gün o da o sudan yararlanmak isteyecektir.
Suyun başına vardığında bu defada bu suyu kim bulandırdı diye şikâyet edecektir.
Hâlbuki kalem ve kelam ehlinin işi suyu bulandırmak değil, arındırmak olmalıdır.
Ben böyle düşünüyorum. Haksız mıyım?