- Kategori
- Blog
Yazmayı yazabilmek

Bu, ne bildiğiniz Selvi Boylum, Al Yazmalım Filmi'ndeki Türkan Şoray’ın Al Yazması, ne de Anadolu’daki kadınlarımızın başlarını örttükleri, al yazma veya yaşmak!
Bu, konuştuklarını yazıyla anlatabilmek!
Hani bazı insanlar vardır… Dost toplantılarında veya kahvehanelerde birkaç kişi toplanınca hemen başlarlar memleketi kurtarmaya! O, kurtarma konuşmaları bir türlü icraata geçirilmez! Orada konuşulduğu gibi kalır!
Bu tip insanlar, televizyonda izledikleri tartışma programında, tuttukları tarafı büyük bir iştahla destekler, yapılan hak arama ve demokrasi mitinglerinde, televizyon başına geçip orada ahkâm keserler.
Çok kuvvetli hatiptirler! Ancak konuştuklarını bir türlü yazıya dökemezler.
Ha… Diyebilirsiniz ki ellerinde öyle bir imkân varda onlar mı yazmıyor!
Evet var. Biraz cesaret, biraz güncel olayları, siyaseti, dünyada meydana gelen olayları takip etmeleri gerekiyor.
*****
Gelin sizinle şöyle bir kaba hesap yapalım. Türkiye’de günlük ulusal bazda yayın yapan 33 adet günlük gazete var. Bu gazetelerdeki köşe yazarı sayısı ise 10- 50 arasında değişiyor. Yani kaba bir hesapla ortalama 1000 adet köşe yazarımız var. Buna haftalık ve aylık yayınlanan dergiler, süreli yayınlar, akademik yayınlar ya da yerel gazeteler dâhil değil! Ulusal bazda yayın yapan bu gazetelerdeki 1000 köşe yazarı! Acaba, bu bize Türkiye’de ne kadar çok düşünen insan olduğunu mu gösteriyor? Yoksa toplumun geneli düşünmediği için ne kadar çok düşünen adama ihtiyacımız olduğunu mu? Bu Gazetelerin tirajı, toplam 5 milyon civarında. İnternet gazeteleri ve Yerel gazeteler dahil 10 bin civarında bir yazar kitlesinin olduğu tahmin ediliyor.
*****
70 milyonluk bir ülkede, öyle veya böyle 10 bin civarında, kimi meslek edinmiş, kimi kendini tatmin için yazan insanımız mevcut. Gazetelerimizin tirajı belli. Yazar sayısı belli. Bu rakamlar bizim gelişmiş bir toplum olduğumuzu mu gösteriyor?
Bence hayır!
Bir ülkede insanların konuştuklarını kendi dar çerçevelerinde değil, daha çok kitleye ulaştırmak için çaba harcamaları gerektiğini! Bunun içinde bir şeyler yazmaları gerektiğini! Tabi bunu yaparken de konuşma ile yazmanın ne kadar farklı olduğunu görmeleri gerektiğini!
*****
İşte, tam burada devreye Milliyet com tr.aracılığı ile Blog yazarlığı giriyor. Bu kadar ulusal bazda yayın yapan gazete varken, onların içinde sadece Milliyet gazetesi bu imkânı topluma sunuyor! Bende Milliyet Gazetesi'nin bu imkânlarından yararlanan ve değişik konulardaki görüşlerini iyi veya kötü başkaları ile paylaşan birisi olarak, Milliyet Gazetesi yönetenlerine teşekkür ediyorum.
*****
Bu güne kadar Milliyet.com.tr. blog yazarları köşesinde neleri paylaşmadık ki! Böylesine özgür bir ortamda, hangi konularda ahkâm kesmedik ki! Bu sütunlar sayesinde dünyanın dört bir yanında, nice dostluklar kurmadık mı? İşte, böylesine engin bir denizin ortasında, kahve ve aile toplantılarında, televizyon karşısında ahkâm kesenlerinde gelip böylesi bir ortamda, görüş ve düşüncelerini, agresiflikten uzak, halkın anlayacağı dilden anlatmaları, toplumun kültürel gelişmesine katkı yapar diye düşünüyorum. Sizde gelin ve görüşlerinizi böylesi bir ortamda halkla paylaşın! Ve konuşma dili ile yazma dilinin arasındaki farkı fark edin!
*****
Blog yazarları olarak hiç birimiz, bir Bekir Coşkun, bir Emin Çölaşan, bir Sedat Ergin, bir Mustafa Mutlu, bir Ali Sirmen, bir Mustafa Balbay, bir Can Ataklı, bir Melih Aşık değiliz! Ancak yazmaya cesaret eden, görüşlerini kalıcı olarak kayda geçirip, bu görüşlerini halkla paylaşan kişiler olarak, bize bu imkânı sağlayanlara tekrar teşekkür ediyorum…