- Kategori
- Güncel
Yemiyenin malı

Erdem fukarası olmaya başladığımızı fark ettim top yekûn, cumhur cemaat, hatta o kadar fakirleştik artık bu konuda silkelenip kendimize gelmemiz, halimize tavrımıza dikkat etmemiz için bir takım delikanlıların, hayatta dair bir duruşumuz olsun diye, feyiz almamız için adamlığın kitabını yazmalarını icap ettirdi geçtiğimiz şu on yıl. Amaçsızlık, hedefsizliğin kucağında, kıymet bilmek, yol yordam, erkan bilmek, büyüğe, ustaya, ataya saygı gibi kavramlar ne yazık ki çok uzağında yetişen gençlerimizin, kendilerine çeki düzen vermesi için, beli silahlı, bakışları keskin ve illaki tek kaşlı ve uzun siyah paltolu ağabeylerinin olaylara maalesef müdahale etmesini gerektirdi. Cenaba-ı hakka şükürler olsun ki yaşadığımız bu acınası yozlaşmanın tam en zor günlerinde imdadımıza Siroğlu, Duşçu, Solak Alemdağ ve türevi babacan ve korku tanımaz zat-ı muhteremler yetişti.
Eskilerin bir lafı vardır diyeceğim ya kim dinleyecek şimdi eskiyi, neticesi itibarı ile şurada hepimiz mürekkep yalamış, dil bilen modern eğitim almış, pozitif ilimlerin ışığında yetişmiş insanlarız ne alemi var eskilerin köhnemiş fikirlerini zikretmenin. Kaç yıllık bir ömürde hüküm sürdüğümüzü düşünüyorum hep bu tarz lakırdılar duyduğum vakit, koskoca bir dünya ömrünün yüzde kaçını tüketiyoruzdur acaba kendisi ile yürürken hayat yolunda, milyarda mı demeliydim yoksa? Cehaleti naif bir çocuğa benzetmişimdir hep, sanılanın aksine bilmezlikle seviyesi yükselen bir eğrisi yoktur kendisinin, aksine çok bildiğini sanmakla tavan yapan bir doğası vardır. Burada aslında bilemediği tek şey kendisinin ne olduğuna dair sahip olmadığı bilgidir. Kendini bilmeyendir yani aslında cahil, tıpkı yukarıda adını saymış olduğum çatık kaşlı, mütemadiyen sinirli ağabeylerin yaptığı gibi. Nur içinde yatsın Ahmed Arifi’nin beni her daim gözyaşlarına boğan şiiri “Anadolu” geliyor bu vatan evlatlarını, yine anadan üryan asabi oraya buraya ateş ederken görünce.
Karşısında Havva ananın bile çocuk kaldığı bu yüce topraklarda doğup dünyaya yayılmış, medeniyetin bizi küstah bir cüretle getirdiği noktaya bakar mısınız hele! Bir yanda yüzlerce farklı medeniyete analık etmiş ve her birini bağrına basıp onlara destansı bir öğreti miras bırakmış Anadolu Kültürü ve bir yanda adamlığın kitabını yazmakta olduğunu iddia eden bir grup zavallı. Hayatta hiç kimseden korkmam, cahilden korktuğum kadar. Erdem, onur, saygı, hayâ, us, had, vefa, minnet, hürmet, görgü, gurur ve daha klavyeye alamadığım yüce kavramları; on binlerce yılda elleriyle yoğurmuş bir medeniyete utanmadan ders kitapçığı gibi sunanlarda değil maalesef kabahat. Bu değerli duyguları, pek kıymetli mesailerinden vakit bulamayıp da evlatlarımıza aktarmayan ebeynlerde.
Her nevi yoz ve bir o kadar ucuz kültürün, küresel emperyalizmini duyarsız gözlerle izleyen koca bir nesil, evlatlarını; bizler edep erkan bilip insan gibi yaşarken daha henüz yontma taş’ı yaşayan adamların ham ellerine teslim ettiği için yaşanıyor bunca cüretkarlık. Türk işi yozlukla karşılık veriliyoruz zira söz konusu kültür emperyalizmine. Ne acı, ne hazin, belki size yine yavan gelecek ama sahip olduğumuz onca değerin kıymetini bilip de evladına aktarmayan kişilere tek bir sözüm var. Bugün batı kültürünün kendi yozluğunu kabul edip yüzünü medeniyetin ve güneşin doğduğu yere, yani doğuya döndüğü bu çağda, doğu ve uzak doğu felsefesinin ve dahi erdemlerinin gerek sinema gerekse tüm medya araçları ile halka empoze edildiği bu dönemde, kendine “Sex & the City” bacılarını örnek alan vatan evlatlarına da eskilerden söyleyebileceğim bir laf. “Yemeyenin malını yerler”.
Aklınız ve vicdanınız hep hür olsun.
Sevgiler