​ Yeni Anayasa hazırlanırken yazı diline dair... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
 

Yeni Anayasa hazırlanırken yazı diline dair...

Yeni Anayasa hazırlanırken yazı diline dair...
 

Yazı dilinin sadece anayasa bağlamında önemli olduğu anlaşılmasın bu başlıktan.

Aslında lisan-ı münasiple söylemek, usül bilmek epey derin bir konudur. Bireyden başlayıp, topluluklara, uluslara, devletlere, hatta bütün dünyaya kişisel, sosyal, siyasal boyutlar içeren genişliktedir. Pek çok bilim alanına yayıldığından köşe yazısı olarak işlemek mümkün değil.

Hem konuşup yazdığımız dilin anlatımının, hem de davranış ve tutumlarımızın usüle uygunluğunun gereğine yürekten inandığımdan bu yazımda konuya ucundan değineceğim.

Eskilerin deyimi ile “lisan-ı münasiple” yani “uygun bir şekilde” söylemek ve usül bilmek sadece günlük yaşamdaki nezaket, gelenek, görenek değil yönetimsel bir konudur da. Örnek, başbakanın dili. Örnek, kanunların dili. Örnek, Mevlana’nın 800. doğum yıldönümünde Paris’de düzenlenen etkinliklerde T.C. temsilen oturmanın usülü falan...

Kanunlarımız, halkımız (ortalama 3, 5 yıl okumuş) için yazılır ama ancak çok iyi eğitim görmüşlerimiz anlayabilir.


Hakkını teslim edeyim. Kanun talimat v.b. yazmak da zordur, yazılanı anlamak da.

Yazarken kullanılan dil, anlamak için iyi eğitim, konu hakkında bilgi ve üstün sözel zeka gerektirir.


Kanunlarda, kararnamelerde, tebliğlerde ne dendiğini, ne yapılacağını pek çok okuyan (yani halkımız), hatta okuyarak altına imza atan kimi vekillerimiz de anlamaz.

Okumayıp sadece parmak kaldıranları tenzih ederim.

Böyle ağdalı bir dil kullanmanın ek faydaları var.

“Bu anlaşılmazlığın faydası ne?” demeyin!

Sessizce olup biter olanlar. Bu bir.

Söyleyiş de (söyleyiş dediğim de şu son günlerde işlerinden, vatandaşlıktan kovulan gazetecilerimizin eleştirildiği uslüp denilen şey) pek yumuşak olur. Bu da iki.

Yani şimdi kalkıp, yasa, kararname, tebliğ falan yazarken, mesela,

“Halkın malını gasp etmiş olanlar” denir mi yani!

Ayıp!


Konuşmanın, bir şeyi anlatmanın da adabı, yolu, yordamı vardır.


Yazılıp, basılınca iş işten geçer ama, konuşurken lisan-ı münasiple söylemediklerimizi düzeltebiliriz.

Uygunsuz sözü hiç söylemesek iyi olur tabii, ama en azından söz ağızdan çıktıktan hemen sonra düzeltmek usül gereğidir.

Sözü sonradan düzeltmeye halkımız,

“Çevir kazı yanmasın!”

diyor.

Lisan-ı münasiple yazıp, konuşmaya, düzeltmeye bir örnek vereyim.

Aşağıdaki paragrafı önce bütünüyle, sonra sadece altı çizilmiş sözcüklerle okuyun lütfen.

Hangisi daha anlaşılır ve sivridilli değil ?

“ Yağmalanmış (düzeltirim işgalen kullanılan) milletin mallarının (düzeltirim Hazine’nin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların ve devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin ), tabii eğer tespit edilirse (düzeltirim tespiti halinde), işgal edildiği günün fiyatıyla (düzeltirim ecrimisil tespit, takdiriyle) taksit taksit ödeneceğine (düzeltirim tahsil işlemlerine ilişkin esas ve usullere ) dair tebliğ yayımlandı. ”

Sadece “düzeltirim”leri atlayıp parantezle içlerini (altı çizilmişler) okununca ne de yumuşacık bir anlatımı var. Böyle okuduğunuzda ne dendiğini tam da anlamadıysanız dert etmeyin.


Anlayacaklar anlasın yeter!

Yeni "anayasamız" hazırlanıyor. İçinde ne var bilen yok. Taslağı bir kitapçık olarak elde gösteriliyormuş... Uzaktan... Değil okumak, dokunmak yok!

Birileri, bizler okumaya vakit harcamayalım diye emek veriyor, bize de tasarruf ettiğimiz vaktin keyfini sürmek kalıyor. Böylece memleket meseleleriyle ilgilenmek yerine kanallar ve geceler boyu süren, son derece hayati “Ayaktopunu şuradan tekmeleseydi gol olur muydu? Tekrar yavaş çekim bakalım...” muhabbetlerine takılıp “uyuyabiliriz”.

1982’de halkın %90’dan fazlasının “EVET” dediği, halen yürürlükteki anayasamız sivil değilmiş! Verilen %47 oy, sipsivil meydanların, halkın sesi, tercihi, teveccühü ise, anayasamıza EVET diyen %90’dan fazla kimin sesiydi ?

O başka bir ülkenin, sivil olmayan halkı mıydı?

1980’de yasaklanan liderler, bu “sivil olmayan” anayasamızın şemsiyesi altında başbakan, cumhurbaşkanı bile oldu. Hükümetler geldi geçti ...

Yeni anayasa önce TBMM’de oylanacak ve kabul görürse halk oylamasına gidilecek. Üzerinde özde Anayasa Profösörü olmayanların çalıştığı taslağı halk okuyacak mı?

Peki, Meclisde “Kabul” diye parmak basacak milletvekilleri okuyacak mı?

Okumak demek, didik didik her kelimesi hazmedilmeli, anlaşılmalı, karşılaştırılmalı, yorumlanmalı demek. Üstelik okuyanın ne dendiğini gerçekten anlaması için, en azından sağlam hukuk, siyaset, toplum bilgisi ve deneyimi olması gerekir.

Var mı milletvekillerimizde?

En azından “yeterince” yok!

Pek çok konuda sadece “EVET” diye parmak kaldırmalarını garanti ettiği söylenen boş kağıda imzayı belki bu nedenle atıyorlardır... Bilenlerin(!) bilgisine(!) saygıdan(!)

Peki halkımda var mı?

Bütün magazin renklendirmelerine rağmen gazete bile okumuyor halkımız, değil ki anayasa taslağı okusun!

 
Toplam blog
: 41
: 1621
Kayıt tarihi
: 29.05.07
 
 

Doğaya, sanata, spora, bilime ve ülkeme bağlı; doğruya, gerçeğe, akla yönelik; uluslara saygılıyı..