- Kategori
- İlişkiler
Yeni hayat eski alışkanlıklar

"Yeni bir ben istiyorum" dedim bir anda ayağa kalkarak, koşar adım sokakları caddeleri aşmak ister bir tavırla. Ama o sırada gece vakti olduğundan ve ben de evimde olduğumdan yine gerisin geri oturdum. Ama coşkum benle oturmadı. "Yeni bir ben istiyorum!!" diye yineledim.
"Eskisine noldu" dedi yalnız kaldığım evde o akşam misafir olan ve bu blog'un yazımına katkıda bulunduğu için iyi ki de misafir olan arkadaşım.
"Eski ilişkimle birlikte onu da bitirdim" dedim "Hem sıkıldım hep aynı beni aynada görmekten"
"Ben kaç senedir bu sıkıntıya katlanıyorum sana noluyo" dedi. Kendisi ortaokuldan bu yana arkadaşımdı ve kendi aynadaki görüntüsünü değil anlamış olduğunuz gibi benim görüntümü kastediyordu. "Sen her zaman aynı (ismimi söyledi burda) oldun ve hep aynı (evet burda da ismimi söyledi) kalacaksın."
"Peki ama ya ben artık kendim olmak istemiyorsam?"
"Seçeneğin varmış gibi konuşuyorsun. Hazır başlamışken uçmayı da dileyebilirsin. İlki kabul olursa ikincisi kesin kabul olur."
Düşündüm. Gözüm salonun bir köşesinde duran akvaryuma takıldı. İçindeki balık da böylece ilgimi çekti tabi ve akvaryumdan çok o balığı düşünmeye başladım.
"Bak" dedim "bu balıktan farkım yok. Etrafım suyla çevrili. Ama o kadar alışmışım ki suya artık suyu görmüyorum bile. "
"Dahiyane bir benzetme. Süper. Sen balık, su da yine “sen” oluyorsun değil mi? Evet, balıkla birbirinizden bir farkınız yok, ikiniz de gün boyu ağzınızı anlamsız anlamsız açık kapayıp duruyosunuz. Ama yine de yanıldığın bir nokta var?"
"Hangisi?" dedim. Gerçekten merak etmiştim. Hangisi?
"Sıkıldığın sen değilsin, alışkanlıkların." Arkadaşım edebiyat öğrencisi olduğundan burada birazcık edebiyat yapmaya başladı. "Sen balık değilsin, okyanusun kendisisin. Bir okyanustan sıkılabilir misin hiç? Her bir köşesi ayrı bir maceradır, her bir köşesi ayrı bir gizem. Her bir dalgalanışı keyif verir almasını bilene. Senin sıkıldığın bindiğin tekne. Yani bu okyanusu keşif için seçtiğin yöntem, yolculuk aracı. Eğer sıkıldıysan tekneni değiştir, dümeni sallama şeklini, yani alışkanlıklarını."
Düşündüm: hep aynısını yapmıştım. Yeni bir düzen isterken hep çevremdeki insanlarda aramıştım "suçu" ve (benim hayatım için konuşuyorum) gerçekten de "suçluydu" bir kısmı ancak başsanık bendim.
Hep aynı eylemlerde bulunup sonra da farklı bir sonuç beklemek gerçekten aptalca değil mi? Bir taşa takılıyorsunuz ve düşünüyorsunuz ama o taşı kaldırmak yerine siz yolunuza devam ediyorsunuz. Sonra aynı yerden geçerken yeniden aynı taşa takılıyorsunuz, sonra da diyorsunuz ki "hayat! neden bana böyle acımasızsın” diye haykırıyorsunuz, asıl acımasızlığı kendi kendinize yaptığınızı bilmeden.
Ben yaptım ordan biliyorum :)
(Farketmeyenler için: o sırada yanımda kisme yoktu. Bu konuşmaları ben kendi kendime yaptım. Televizyonda altıncı his vardı. Onun biraz etkisi olabilir:)