Yeniden ilkokula başlıyorum... / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '07

 
Kategori
Eğitim
 

Yeniden ilkokula başlıyorum...

Yeniden ilkokula başlıyorum...
 

İlkokula başlamadan önce okumayı öğrenmiştim ve zavallı annem bu başarımın bütün okul hayatıma da yansıyacağını düşünmüştü…

O’nu çok büyük bir hayal kırıklığına uğrattım…İlkokul’u zor bitirmesem de hiç bir zaman sevmedim ders çalışmayı…Zorlanıyordum çünkü…Matematik, Tarih, Fen …Hiç ilgimi çekmiyordu…Aslında çekiyordu da nasıl öğrenileceğini bilmediğimden genellikle başarısız oluyordum…Çok sevgili öğretmenimin ve o zamanlar O’na inanan annemin de söylediği tek birşey vardı..

“Aklını verse yapar!”

Ya bende verecek akıl yoktu ya da bu öğrenme işi sadece aklını vererek olmuyordu…

Sınıfta çok başarılı çocuklar vardı…Sanki öğretmen ders mers anlatmadan çook önceden herşeyi öğrenmişlerdi…Çok kıymetli (!) öğretmenim bu durumdan memnundu çünkü ekstradan bir çaba sarfetmesine gerek kalmıyordu…Sınıfın azınlığı başarılıyken büyük bir kısmı biraz daha fazla ilgi istiyordu…O yaşta bile biliyorduk ki ;Dersleri kolay kavrayamıyor oluşumuz bizim suçumuz değildi…Bilen zaten biliyodu ve sorduğu bir-iki soruyla bilgisini pekiştiriyordu…Neden onlar gibi olamadığımızı sorguluyorduk…Ne zaman öğrenme aşamasından sorgulama aşamasına geçmiştik hatırlamıyorduk…Neden kendimizin birer aptal olduğunu düşünmeye başlamıştık mesela…Sorulan soruya kaldıramadığımız her parmakta ezildikçe eziliyorduk…Hani içimizden biri olur da emin olmamasına rağmen parmak kaldırır, yanlış cevap verirse öğretmenimizin kınayan bakışlarından tedirgin olur , bir daha asla parmak kaldırmamaya yemin ederdi…


Dediğim gibi bilen zaten biliyordu…Çalışan inanın bizim kadar çalışmıyordu…Ama bir şekilde öğretmenin öğretme tarzı kendininkiyle aynı olan öğrenciler öğretmenin de gözdesi haline gelmişti…Farklı bir yolla öğrenebilecek çocuklar tembel ve “aklını vermiyor” olarak nitelendiriliyordu…


O zamanlar ben de bir aptal (!) olduğumu düşünüyordum haliyle…Ne de olsa öğretmen anlatıyordu, sorular çözüyordu…Anlamadıysak bir kez daha anlatıyordu…Ama o kadar…Onun bildiği tek yöntemin mantığına eremediysek iş işten geçmiş oluyordu…Başka konuya başlamış olan gözdeler ve öğretmen kusurumuza bakmasınlar ama müfredatın gerisinde kalamazlardı… Biriken müfredat öncesi konular bizim de beynimizde korkunç bir yük oluşturuyordu…Onlar birikiyordu biz eziliyorduk…Ezildikçe daha çok uzaklaşıyorduk derslerden de okuma sevdasından da…Yardımcı olmaya çalışan kuzenler, ablalar, abiler kendilerini paralıyorlardı…Ama bizim beynimiz kendimize küsmüştü ve barışmak bilimiyordu bir türlü….


1983 yılının Mart-Nisan aylarıydı sanıyorum..İlkokul 5.sınıftayım…Anadolu Liseleri ve Kolej sınavları senesi …İstanbul Erkek Lisesi’nin kurslarına gidiyorum..Okul bildiğiniz üzere sallapati gidiyor…Sınıfta kalmıyorum ama takdir-teşekkür de almıyorum…Hep ortalamanın altındayım…


Çok sevgili öğretmenim annemi görüşmeye çağırdı..Annem, ben ve öğretmen sınıftayız…Öğretmen konuşmaya başladı.Öğretmen ve annem ayakta ben sırada oturuyorum…Ben dinliyorum, annem dinliyor, öğetmen konuşuyor, ben dinliyorum, annem’in gözleri dolmuş, ben afallamışım…

Ne annem ne de ben öğretmenin söylediklerine bir anlam veremiyoruz….Ama o kendinden gayet emin, ne dediğinin-işin tuhafı kimin yanında söylediğinin bile farkında olmadan (ya da umursamadan) anneme ne kadar başarısız olduğumu, derslere aklımı vermediğimi, aklımın bir karış havada olduğunu, bu gidişle hiç birşey yapamayacağımı söyleyip duruyordu…Benim ve annemin yıllar sonra bile aklında kalan en önemli ve vurucu cümleler ise şunlar oluyordu..


“Engin Hanım! Zeynep’i boşuna kursa yolluyorsunuz…Dünyanın parasını veriyorsunuz..Sınava falan da sokmayın .Kazanabileceğini hiç sanmıyorum”


11 yaşında bir çocuğun yanında öğretmeni böyle bir laf ederse o çocuktan eğitim hayatı adına iki şey bekleyebilirsiniz…Çocuk hırstan kuduran bir yapıya sahipse “Ulan öğretmen !Sen mi Ben mi?” diyerek zamanın en yüksek puanlı okuluna girecektir…Yok ama hırs’ın ne olduğunu kitap okurken bilmediği kelimelere bakmaktan perişan olmuş sözlüğünden öğrenmiş bir çocuğun düşüneceği tek şey…”Nasılsa kazanamayacağım..Bak öğretmen bile öyle söylüyor”olacaktır….


Bütün ilkokul hayatım boyunca öğretmenimden şikayet ettim..Tembel(!) çocuklara yaptığı muameleyi 23 sene sonra ilkokul arkadaşlarımızla buluştuğumuzda gözdeler bile hatırlıyordu…O zamanlar seslerini çıkaramıyorlardı ama buluşmaya öğretmeni de çağırmayı isteyen “hala hiçbirşeyin farkında olmayanlar”a tepkiyi de en başta onlar verdi…


Annemin ortaokulda da süren başarısızlığıma verdiği tepki hiç bir zaman ilkokuldaki gibi olmadı…Daha fazla çalışmam gerektiğini söyleyip durdu ama bir çok annenin yapmadığı birşeyi yapıp bana hatalı olduğunu itiraf etti…”Hep şikayet ettin o kadından..Hayatta yaptığım en büyük hata seni o öğretmenden almamaktı”dedi…


Annem beni o öğretmenden alıp başka bir öğretmene vermemişti ama çok daha önemli birşey yapmıştı..Bana özgüvenimi vermişti…Artık bir “aptal” olmadığımı biliyordum..Kafamın nelere bastığına kendim de inanamaz olmuştum...Annem bana güveniyordu..Ne olduğumu biliyodu…Aslında her zaman biliyodu ama öğretmenin baskısı annemi görmezden gelmemi sağlıyordu…

Lisede trigonometriden millet dökülürken Fatma Hanım sayesinde 10 çekip duruyordum yazılılarda…O kadın bir kez olsun “Sen kopya mı çekiyosun?” demedi bana…Her seferinde sırtımı sıvazladı..Kaldı ki hakikaten kopya çekmiyordum..Kopya çekmek o kadına yapılabilecek en büyük haksızlıktı çünkü.


Ama ancak farklı bir öğretme metodu olan öğretmenlerin derslerinde başarılı oluyordum…Hala bildiğinden şaşmayan eğitimci gürühunda başarısızdım..Kendime bir öğrenme yolu yaratmaya çalışsam da sistemli olmak konusunda hiç bir bilgiye sahip değildim…Ben öğrenmeyi bilmiyordum ve bu beni başarısız yapıyordu…Tahmin edeceğiniz üzere ortaokulda da lisede de hep ikmallerle geçtim..Üniversiteyi de 3 sene kursa gitmeme rağmen kazanamadım…Bütün derslere giriyordum ama muhakeme denen yetiye sahip olmadığım için sınavlarda başarısız oluyordum….

İlkokul öğretmenimi hiç bir zaman affetmeyeceğim…Bir sorunun cevabını veremediği için Pınar’ın beline kadar uzanan örgülü saçlarından tutup doğru cevabı vermesi için kızı sınıfın dört köşesinde kovalayışını hiç bir zaman unutmayacağım…”Boşuna sınava sokmayın” Her zaman kulaklarımda çınlayacak… Cevapları bilemediğimizde sivri uçlu kalemiyle beynimizi oyuşunu asla ama asla unutmayacağım…


O yüzden bu sene ilkokula başlayacak kızıma başarı oranı yüksek bir okul değil öğretme aşkı büyük bir öğretmen bulacağım…Öğrenmeyi öğreten bir öğretmen en iyi eğitimi veriyordur çünkü…Öğrenmeyi sevdiren bir öğretmenin bütün öğrencileri başarılı olur…Ortada gözde diye birşey olmazsa her çocuk kendine güvenir ve yapamayacağı, öğrenemeyeceği hiç birşeyin var olmadığına inanır…Her maça 1-0 yenik çıkmaz…


Ola ki bu sene başladığı öğretmenden hoşlanmazsa (klasik çocuk kaprislerini hesaba katmıyorum) seneye başka bir öğretmene vermekte bir sakınca görmeyeceğim…Kızımı çok iyi gözlemleyeceğim…Ben O’nun ne olduğunu bilirsem, şikayet ettiği şeylerde de haklı mı haksız mı anlayabilirim çünkü…Daha önceki bir yazıda da söylediğim gibi ;Ben “benim çocuğumda hiç bir problem yok” diyen annelerden değilim…O yüzden şikayet konusunda sarfettiğim cümlede ne demek istediğimi anlayabileceğinizi düşünüyorum….


İşin tuhafı mükemmel bir öğretmen peşinde de değilim…Kızımın öğretmeni olmasını dilediğim ama branşları denk düşüremediğimiz çok kıymetli bir arkadaşıma yazdığım bir yazıda da söylediğim gibi;

“şahane öğretmesi gerekmiyor hiçbirşeyi...başarı oranı bilmemkaçlarda da olması gerekmiyor...çocuğun karakterini gözardı etmemesi, öğrenmeyi öğretmesi ve sayesinde kızımın öğrenmeyi sevmesi yetiyor bana...”


Gönül isterdi ki yazdığı masal gibi, dersleri öğretebilsin kızıma…Ama büyük ihtimalle Lise’de bir mesaimiz olacak kendisiyle…

Kayıtların başladığı şu zamanlarda okula yeni başlayacak ya da okulunu değiştireceğiniz evlatlarınıza iyi niyetli bir öğretmen bulmaya bakın...Diliyorum hepimizin şansı yaver gider…

 
Toplam blog
: 82
: 1186
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

İstanbul'da yaşanan tüm aşkların, tüm ayrılıkların, tüm özlemlerin, tüm nefretlerin, tüm eğlenceleri..