- Kategori
- Üniversiteler
Yerli, Milli Üniversite mi, Bilimsel Üniversite mi?

Boğaziçi Üniversitesi
Üniversiteler, bilim yuvasıdır. En yeni bilim ve teknolojileri izleyerek ülke kalkınmasına katkıda bulunmaları, beklenir. Üniversitenin bilim üretmesi, milli olmasına engel değildir; ama bilimi, bilim üretmeyi amaç edinmeyen üniversite, içe kapanıktır. Başka bir deyişle, açık dizge olarak çalışmamaktadır. Bir üniversitenin dünya üniversiteleri arasında yerini alması, bilimsel makalelerle doğru orantılıdır. Bilim dünyasında yer alamamış üniversite, ne kadar milli olursa olsun o ülkeye fazla bir yararı olmaz.
Diğer yandan teolojiyi temel alan üniversitenin de ülke kalkınmasına, bilimi ve teknolojiyi amaç edinmiş bir üniversite denli yararlı olur mu? Teolojide bilgiler değişime açık değildir. İlk çağlarda Aristo ya da Eflatun böyle dediği için doğrudur anlayışı da teolojinin ilkeleriyle örtüşür.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi konuşmasında söyle diyor: Boğaziçi, ülkemizin en prestijli yüksek öğretim kurumlarından biridir. Üniversitemizin temeli yabancı bir eğitim kurumuna dayanıyor olması bu zemine oturtulmasına asla mani değildir. Çok seslilik ile kendi ülkesine yabancılık arasındaki çizgiyi doğru bilmeden de bunu yaşatamayız. Asıl mesele fiziken nerede olduğunuzdan ziyade zihin olarak nerede durduğunuz meselesidir. Merhum İstiklal şahidimiz Mehmet Akif'in 'Asım'ın Nesli' vaadiyle, Tevfik Fikret'in oğlu Haluk'un nesli arasındaki farkı asla unutmamalıyız.
Mehmet Akif İslamcılık akımının temsilcisidir. Şairdir.İstiklal Marşı'nın yazarıdır. Bilim adamı değildir. 57 İslam ülkesinde 230 bilim adamı,ABD’nin 4000,Japonya’nın 5000 bilim adamı vardır.Bilme ,din açısından bakmanın bilimsel gelişmeye yararı olmadığı açık değil mi?
Açık konuşmayı severim. Çünkü kesinlikle gizli hafıza kaydım yoktur. İster yerli ister yabancı ne olursa olsun, ister içeride ister dışarıda açık konuşmak. Bakınız hep söylenir; eğitim-öğretim özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, bunlar hep konuşulur. Konuşulması güzel de acaba uygulamaya gelindiği zaman, diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi, buradaki hocalarımız, bu işe nereye kadar acaba şöyle pergellerini açıyorlar? Burası çok önemli. Çünkü belli bir fikrin savunucusu olanlara kapıyı aç, belli bir fikrin savunucusu değilse ona kapıyı kapa. Bu mu özgürlük? Çünkü eğitim öğretim kurumlarının bu noktada bir defa kefeni yırtması lazım. Ehliyet liyakat kimdeyse onun girmesi lazım, önünün de kapatılmaması lazım.
Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy. birbirinin çağdaşı iki şair olarak bilinir. Ancak birbirine karşı mahallelerde oturan iki şair. Çünkü Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in dünya görüşleri birbirinden taban tabana birbirinin karşıtıdır. Tevfik Fikret, Türkiye’ye egemen olan ve Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olarak bilinen üç önemli fikir akımından Batıcılık akımını temsil ederken, Mehmet Akif İslamcılık akımının temsilcisi ve fikir öncüllerinden birisi olarak bilinir ve kabul edilir. Cumhuriyeti kuranlar, örneğin Mustafa Kemal Paşa daha çok Tevfik Fikret’in etkisinde kaldığı halde, bugünkü iktidar mensupları daha çok Mehmet Akif’in de mensubu bulunduğu düşünce yapısına sahiptirler. Bülent Arınç diyor ki:
Mehmet Akif’in Asım diye önüne koyduğu gençlerle Tevfik Fikret‘in Haluk diye önüne koyduğu gençler birbirinden farklıdır. Akif’in hedefine koyduğu ve Asım diye bilinen gençliğin bugün en güzel şekliyle karşımızdaki örneği Recep Tayyip Erdoğan‘dır”(1). Dolayısıyla Bülent Arınç ve diğerleridir…
İki şair ve fikir adamının çok az olan ortak yanlarından birisi, her ikisinin de fikirlerini istikbalimizi emanet edeceğimiz gençler üzerinden vermiş olmalarıdır. Tevfik Fikret, bunu bizzat oğlu “Haluk” üzerinden yaparken, Mehmet Akif, kendi düş evreninde yatarmış olduğu sanal çocuğu “Asım” üzerinden yapar.
Tevfik Fikret 1915 yılı Ağustos ayında; “Yıkılıyorum... Yavrum, yavrum!” diye yaşama veda etmişti... Yavrum dediği, elbette biricik oğlu Haluk’tu. Haluk babası öldüğü zaman Amerika’daydı. Haluk, teoloji eğitimi alarak papaz olur. Bazı kişiler, yazarlar Tevfik Fikret’i oğlu açısından değerlendirir. Oysa Tevfik Fikret” fikri hür, vicdanı hür “ bir şairdir. Hak bildiği yolda yalnız kalsa da ayrılmaz.
Devrinde, yolsuzluk yapanlar için “Han-ı Yağma”da şöyle diyor:
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Peki ya İslamcıların, saltanatçıların ve hilafetçilerin göklere çıkardıkları Akif’in yaşantısında bu türlü üretim hataları yok mudur? Elbette vardır. Hem de Fikret’inkinden de beterdir bu üretim hataları. Çünkü Mehmet Akif’in kendi oğlu Emin’in hangi koşullarda öldüğü bilinir ama fazla açıklanmaz her nedense. Çünkü İslamcılar bunu özellikle gizlerler Türk milletinden.
Mehmet Akif Ersoy’un oğlu Emin Ersoy, içki bağımlısı bir genç olarak yaşamış ve öyle de ayrılmıştır,bu dünyadan. Bunalım içinde yaşadığı bir gün, Çetin Altan’a kadar giderek yardım isteyen Emin Ersoy, olaydan kısa bir süre sonra Beşiktaş’ta bir çöp kutusunun yanında ölü bulunmuştur. Mehmet Akif’in diğer çocuklarının da parlak bir hayatı olmamıştır. Hemen tamamı yokluk içinde, istenmeyen koşullarda ve kimsesiz bir şekilde ölmüşlerdir. (www.turkishnews.com ›
Mehmet Akif’in yazdığı İstiklal Marşı meclis tarafından kabul edilmiştir. Mehmet Akif, yarışmadan kazandığı parayı ise tek kuruşuna dahi ellemeden tekrardan Türk ordusunun ihtiyaçları için bağışlamıştır. Akif, baskıya boyun eğmeyen geçmişine bağlı bir şair.
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
.Yaşam tarzları, şiir anlayışları farklı olabilir. Tevfik Fikret de Mehmet Akif de bu ülkeyi seven şairler. Onları, çocuklarına göre değerlendirmenin doğru olmayacağı, görüşündeyim.
Boğaziçi Üniversitesi, US News & World Report sitesinin hazırladığı 'Dünyanın En İyi Üniversiteleri' sıralaması açıklandı. 2017 sıralamasında Boğaziçi Üniversitesi dünyada 166.sırada, Türk üniversiteleri arasında da en yüksek sırada yer aldı.(Rektör Prof.Dr. Mehmet Özkan)
Boğaziçi Üniversitesi’nin Tevfik Fikret’in özgür, çağdaş düşüncesinden etkilenmesinden daha doğal bir şey olamaz; çünkü yönü Tevfik Fikret’in Aşiyanı’na dönüktür.
Son söz: :“Mehmet Akif'in 'Asım'ın Nesli' vaadiyle, Tevfik Fikret'in oğlu Haluk'un nesli arasındaki farkı asla unutmamalıyız” yaklaşımıyla üniversitelerimizin, dünya üniversiteleri sıralamasında daha iyi duruma yükselmeleri düşünülemez. Bilimsel gelişmeleri izleyen, bilim üreten üniversitelerimiz, dünya üniversitelerinde üst sıralara yükselirler.