Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Haziran '09

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
1330
 

Yeşermeye mahkûm yaşlı çınarların sokağı

Yeşermeye mahkûm yaşlı çınarların sokağı
 

Sokağın çirkin yüzünü saklamadan edemedim


Çalışma yaşamımın tamamı Ankara Kızılay çevresinde geçti. 1987 yılında Milli Müdafaa Caddesi ile Kumrular Sokak köşesindeki bir binada başlamış daha sonraları sırasıyla İzmir Caddesi ve Necatibey Caddesi’nde devam eden ve şimdilerde emekliliğe yüz tutmuş olan kariyerim. Memur Kenti olarak bilinen Ankara’nın babadan oğula miras bu kimliği ile özdeşleşen mekânları vardır öteden beri. Hani şehrin ruhunun gezindiği; 1960’lardan miras Sakarya Caddesi gibi. Bunlardan birisidir işte asırlık çınarların her iki yanında dizili olduğu, güzelliği ve dokusu iz bırakan Kumrular Sokak. Şimdilerde Kumrular Caddesi’ne terfi ettirilerek mahkûmiyeti onaylanan ve tüm hoyratça, tepe tepe kullanma hovardalığına karşı adeta meydan okurcasına direnen bir kamusal alan. Bu denli terkedilmişliğe ve kayıtsızlığa uğramak için, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’nın merkezinde bulunmak şanssızlığına uğramış olmak gerekir diye geliyor insanın aklına.


Birbirine tezat, birisi çarpık diğeri planlı dönemlerden korunarak kalma iki farklı dokunun yüzyüze baktığı bir sokak, Kumrular. Yüzünüzü Güven Park yönüne döndüğünüzde sağ koldaki eski dönem Cumhuriyet Ankara’sından kalma yapıları sıralamak gerekirse; Saraçoğlu Evleri, Namık Kemal İlköğretim Okulu, Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi, Çankaya Kaymakamlığı ve Toprak Mahsülleri Ofisi gibi “tumturaklı” yapılar akla gelir hemen. Sokağı bu koldan kesen ve numaralarla adlandırılmış diğer sokaklar ise yağmadan henüz nasibini almamıştır neyse ki. Buna karşılık karşı kolda ne olduğunu tarif için “arabesk” nitelemesi uygundur sanırım. Ayakkabı boyacısından dersanelere, hızlı yeme (tıkınma) dükkânlarından, eczanelere uzanan karmaşada yaşayan bir kültür dokusu. Sokağın kendisi ise her iki kıyıyı birbirinden ayıran ve sürekli kaos içinde devinen kirletilmiş bir nehirdir adeta. Her iki kıyıyı benzer kılan ise, yanyana dizili, her baharda yeşermeye mahkûm ancak kurumaya yüz tutmuş görünümdeki asırlık çınar ağaçları. Kötülüğün kaynağı da işte bu tezatların arasında çevresini adeta öğüterek tüketen ve zehirleyen dolmuş, otobüs, otomobil trafiği. Adının arkasına, alay edercesine “cadde” yakıştırması eklenerek hükmü kesilen bu güzelim sokağı yararak geçen belediye otobüslerinin cüssesi, korulukta yol açan iş makinası izlenimi yaratıyor her seferinde. Birbirini homurdanarak kovalayan dolmuşlar ise yabani hayvan sürüsünü. Okulun dağılma zamanındaki kargaşayı varın siz düşünün.


Oysa herşey düşlerdeki bir sokağın var edilmesi için mevcut burada. Aklın, mantığın ve duygunun kesiştiği çareler var. Nitekim Anıtlar Yüksek Kurulu 08.06.1979 gün ve 1674 sayılı kararı ile; Kumrular Sokak’taki çınar ve kestane ağaçlarının anıt ağaç olarak korunmalarına karar verilmiştir (Ayhan ÇELİK, Çankaya Belediyesi’ne Açık Çağrı, Planlama Dergisi 88/2, www.spo.org.tr/resimler/ekler/50cf8b51c773f3f_ek.pdf). Sonrasında benim hatırladığım bu ağaçların bazılarına “anıt ağaç” plaketi çakılması eylemidir. Böylelikle kararın gereği yapıldı diye düşünülmüştü herhalde. Devam eden süreçte olumlu hiçbir adım atılmadığı gibi sokağın caddeye tahvil edildiği şimdilerde ise sanırım birileri abesle iştigalden öteye gitmeyen bu plaketlerin orada durmasına daha fazla tahammül edememiş olacak ki, -teşbihde hata olmaz sözüne sığınarak- adeta para karşılığı sekste – ya da rant karşılığı kültürel yağma- fantaziyi hatırlatan bu plaketler artık yerlerinde yoklar.


Güzel adına umutsuz olmayı kimseye yakıştırmamakla birlikte, yukarıda kaynak gösterdiğim metnin yazıldığı tarihten bu yana geçen yirmi küsur yılda olan bitenin pek cesaretlendirici olduğu söylenemez. Neredeyse benim çalışma yaşamım ile örtüşen bu süreçte kendi adıma üstüme düşeni yapıp yapmadığım da bireysel hesaplaşma konusu. Ancak, her baharda gözlerine bakıp yeşermelerini umutla bekleyenleri bu kez de yüzüstü bırakmayan yaşlı çınarlar, aklımdan dökülenleri şişenin içinde denize bırakacak heyecanı verebiliyor işte.

Ankara, 25 Haziran 2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster