- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yeşilleniyorum.

Biliyorum.
Ne aradım, ne sordum.
Mutlu musunuz, huzurlu musunuz, yoksa içerde bir yerlerde az da olsa bir sıkıntı, hatta kuruntu belki de yıkık viran bir kalp mi var?
Aranızdan sessiz sedasız, hatta izin almadan ayrıldım. Arayanlar, soranlar oldu ve herkese duvar gibi sessiz kaldım, soğuk hatta vurdumduymazcasına.
Sizin yazdıklarınız okudum, yorumlamadan, mesaj yollamaksızın.
Derinde kalmış sızılarımın hesaplaşmasını yaptım kendimce. Mertçe ve açık yüreklilikle. Kendimle kaldım, kendimi bana açtım. Tüm huzursuzluklarımı yerlere serip teker teker ele aldım. Bir de baktım ki bir arpa boyu yol alamamışım. Acaba öz güvenim mi sarsıldı, yoksa kendime bile mukayyet olamıyor muyum?
Ölüp gidenlerle yaşayanlar arasında sıkışıp kaldım. Mehter marşı gibi, iki ileri bir geri ama nedense hep burada? Çözümsüzlükler arasında çözüm bulmak için yola çıktım ama narin ve naif duygularım geri kaçmaya başladı. Tahlil yeteneğim çöktü. Beynime verdiğim komutlar nedense adrese ulaşamadı. Belki de beynim çok meşguldü kaçırdı bu komutları ya da umursamadı. Yoksa umursamayan ben miyim?
Olmadı ve olmuyor işte.
Bir türlü netleşemiyorum. Bir soru, daha cevabını bulamadan bir başkası, sonra yine bir başkası ve soru yumağı ile baş başayım, hem de cevapsız.
Sıkılıyorum bu durumdan, hemen bir sigara. Yok sigara olmaz. O zaman bir şeyler yemeliyim, ne olursa. Belki rahatlamalıyım. O da olmaz. Rahatlık bana batar. Sıkıldım ama yeter, yeter….
Giden vapurun arkasında baka kaldım. Turuncu simitler gözüme çarptı beyazın üstünde. Bir de martılar salınıyor üstüne üstlük. Deniz de, süt liman. İçimde bir kıpırtı. Hadi hayırlısı bakalım dedim. Ama İstanbul sanki üstüme geliyor gibi.
Pazara girmişim farlında olmadan. Çanakkale domatesinin kokusu ile pazarda olduğumu anladım zaten. Sessizlik hakim pazarlarda artık. Kimse bağırmıyor, fısıldaşıyorlar. İnsan merak ediyor ne konuşuyor bunlar diye. Kulak misafiri oldum, kovdular.
Çamlıcaya ne zaman geldim ben? Gelmişken bir çay içmek, ağaçların altında şöyle bir yürümek, belki doğayla vals yapmak için tam zamanıdır, ne dersiniz? Tepeden bakınca evvelden manzara vardı. O manzara yerini taş bloklar, gökdelenlere bırakmış. İnsan bakmaya utanıyor.
Tezatlar içinde kendimi bir oraya bir buraya çekiştirip duruyorum. Belki de açılımı merak ettim. Ben de bir açılım yapabilir miyim müsadenizle. Sırası mı, şimdi mi?
Herşeye de karşı çıkıyorsunuz canım!
İnsan şöyle bir rahat etmeli. Ayaklarını uzatıp dinlenmeli. Hesap vermemeli, bu kadar kişi hesap verirken.
Ben anladım galiba, insan olmak çok zor herhalde. Uğraş, didin, çabala, sonra…
Bugün varsın yarın musalla taşındasın. Eller üstünde dualarla yolculuyorlar seni.
Halbuki gelirken bir şaplakla kendimize geldik. Kim bilir, orada bir şaplak bizi bekliyor olmasın?
Dünya işi bitti bir de öbür dünya ile uğraşır oldum.
Makarayı geri saralım o zaman.
Öbür dünya işleri, Çamlıca, Pazar, gemi ve martılar, ölüp gidenler.
İşte dönüp dolaşıp geldiğim yer. Öbür dünyadan başlıyorum ölülere ulaşıyorum, ölülerden başlıyorum öbür dünyaya gidip geliyorum.
Ben anladım. Yeşeriyorum ben yeşeriyorum.