​ Yetinmeli mi yetinmemeli mi? / Yoga / Meditasyon / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '13

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
 

Yetinmeli mi yetinmemeli mi?

Yetinmeli mi yetinmemeli mi?
 

Geçen gün üye olduğum spor klubünde bir akşam grup dersine katılmaya karar verdim ve yollara döküldüm. İşten ayrıldığımdan bu yana klübe akşamları hiç uğramıyordum ve akşam derslerinde karşılaştığım kişileri de ne zamandır görmüyordum.
 
Derse on dakika kala tesisteydim. Stüdyoya çıktım ve bir de baktım ki akşam yoga seanslarından tanıdığım biri de gelmiş derse. Ne zamandır da görmüyordum kendisini. Başladık sohbete. Konumuz malum: Yoga.
 
Tanıdığım kişi birisine tanıttı beni. “Burcu da yoga eğitmeni. Eskiden buradaki yoga derslerine katılırdı.” Bundan sonraki soru belliydi: “Şimdi neden katılmıyorsunuz?” Benim cevabım da hazırdı: “Kendi pratiğimi yapmak, bedenime istediğini vermek ve o gün hangi tarz istiyorsam onu yapmak beni daha mutlu ediyor.”
 
Sohbetimiz böylece başladı. Tanıdığım kişi beni anlatmaya devam ediyordu. “Yogaya ilk başladığım sıralarda Burcu da baş duruşu (sirsasana) yapmaya çalışıyordu. Yarım baş duruşu (acunchanasana) yapabiliyordu. Sonra sonra tam baş duruşuna geçti ama ben hala yapamıyorum.” Ben de, kendisine, baş duruşu yapabilmek için bedenin çok iyi hazırlanması gerektiğini söyledim. Omuz kuşağı, sırt, kollar ve kürek kemikleri bu asana için hazırlanmalıydı. Hizalanma çok önemliydi. Kolların açıklığı omuz hizasında olmalıydı ve başın tam tepesi, yani bıngıldak, üzerinde durulmalıydı. Aslında, bu asananın püf noktası, “skapula” da denilen kürek kemiklerinin kuyruksokumuna doğru itilmesi ve arasının açılmasıydı. Bunu başarabildiğimiz takdirde, gerisi zihnimizin ters durmaya hazır olup olmamasına bağlıydı. Yanlış anlaşılmasın, kürek kemiklerini hallettiğimiz zaman baş duruşu yapabiliriz demek istemedim. Bu sadece en önemli koşul. Bu koşula ek olarak, dirsekler ve ellerin dış yanları iyice yere bastırılmalı ki duruşun zemini sağlam olsun. Tabii ki karın kaslarını güçlendirmenin önemini de unutmamak gerekiyordu.
 
“Yani bir asana yapabilmek için öncelikle bedenin hangi noktalarının güçlendirilmesi ve/veya esnetilmesi gerektiğini düşünüp, bir saatlik bir dersin yaklaşık ilk 30-45 dakikasını bedeni hazırlamaya ayırıp sonra asanayı yapmamız gerekir” diye devam ettim ve ekledim, “geri kalan 15 dakikada da zirve duruşunu dengeleyici duruşlar, sakinleştirici asanalar ve en son da savasana (derin gevşeme ve dinlenme pozu) yapılmalıdır.”
 
“Belki de ders kısa geldiği ve yeteri kadan beden ısıtılamadığı için yapamıyorsundur” diye akıl yürüttüm. Arkadaşım da, “yok hayır, herşey benim zihnimle ve beynimle alakalı” dedi. Bu da doğruydu.
 
Birden aklıma kendi pratiğimden bir örnek geldi. Daha önce bir yazımda bahsetmiştim. “Adho mukha vrksasana”yı (kol duruşu) bir türlü yapamıyorum diye. Evet, duvarda yarım kol duruşu yapıyorum ve eğitmen arkadaşlarımdan biri yanımdayken ona güvenip ayaklarımı bir bir duvardan ayırıyorum, ama bir-iki nefes. Üçüncü nefes yok. Yani, aslında asanayı yapmıyorum. Bir asanayı yapabiliyorum demek için en az beş nefes rahat rahat o asanada kalmak gerek. Yok olmuyor işte.
 
Bu sefer benim zihnim karıştı. “Neden yapamıyorum bir türlü?” Gerçekten de, kol, sırt, omuz, karın kaslarım güçlü. Asanayı yapamamak için fiziksel bir sorunum yok. Peki ya zihinsel? Artık yok. Yani alıştım ters durmaya. Korkmuyorum ki!
 
Birden şimşekler çaktı zihnimde. Ben “bu noktadan” öteye geçmek istemiyorum ki! Kanıksadım bu noktayı. Tıpkı hayatımı da kanıksadığım ve kabullendiğim gibi. Bir adım ötesini istemiyorum. Bir nokta ileriye gitmek gibi bir niyetim ya da arzum yok. “Azcık aşım, kaygısız başım.” Yoga eğitmeni oldum. Hemen çalışacağım bir yer çıktı karşıma tesadüfen ve haftanın iki günü orada ders vermeye başladım. Bir başka stüdyo ya da spor tesisinde daha çalışayım diye hırs yapmadım. Başka yerleri araştırmadım, başvurmadım. Kanıksadım, kabullendim. Peşini bıraktım. Bana bu yeterliydi. Sonradan bir arkadaşımın tavsiyesi ile bir pilates stüdyosunda eğitmenliğe başlamasam, kendi kendime hiç bir çabada bulunmayacaktım.
 
İşte buydu. Ben “adho mukha vrksasana” yani “kol duruşu”na çıktığımda o noktada kalmayı tercih ediyordum. Bir adım öteye gitmeyi istemiyordum. Tıpkı hayatımda olduğu gibi. Bana sadece kollarımın üstünde olmak yetiyordu. Bir sonraki adım olmasa da olurdu. Ya da öyle bir adımı atsam, sonra bir adım daha atmam gerekecekti. Sonra bir adım daha… Bunun sonu yoktu ki! O halde, elinde olanlarla yetin. Zihnim, korkularımdan değil, kabullenme, kanıksama ve yetinme içgüdülerimden etkileniyordu. Karar veremiyorum. Hangisi doğru? Elindekilerle yetinip mutlu olmak mı yoksa biraz hırs yapıp bir adım daha ileri gidebilmek mi? Sizce ne yapmalı?
 
Toplam blog
: 201
: 432
Kayıt tarihi
: 08.05.13
 
 

Uluslararası Yoga Alliance onaylı hatha, vinyasa, yin ve prenatal yoga eğitmeni... Hayata bambaşk..