- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yılandan Korkmam...

Dün akşam eve dönerken toplu taşıma aracında bir baba ve oğul ile karşılaştım. Delikanlı saç şekli, giyim tarzı ile tipik günümüz genciydi. Baba ise tam tersi kamburlaşmış sırtı, nasırlı elleri, kıyafeti ile yaşamını alın teri ile kazanmış birine benzemekteydi. Kısaca, birbirlerine taban taban’a zıttılar.
Bu baba ve oğul’u görünce aklıma çalışmaya başladığım ilk yıllarda yaşadığım buruk bir anım geldi. Bir kış akşamı, mesai çıkışında arkadaşlarımızdan biri zamanından önce yaşlandığı her halinden belli olan, giyimi oldukça kötü gözüken birini ite kaka servis’e bindirdi. Yaşlı adamı servisin en arkasındaki koltuklardan birine oturttu. Kendisi de bir öndeki koltuğa oturdu. Servis hareket halinde iken, adamcağız birkaç defa ön koltuğa doğru eğilip arkadaşa bir şey sormaya çalışıyor aldığı cevap ise terslenmekten başka bir şey olmuyordu. Biz arkadaşın yüksek ve sert tonda çıkan sesiyle irkiliyor ve ister istemez konuşmalarına şahit oluyorduk. O sırada fabrika’ya selüloz ve kimyasal madde geldiği için akşam malını boşaltamamış şöförler de bizim servislerle birlikte konaklayacak yer bulmak için daha doğrusu Ulus’ta ki otellerden birine gidebilmek için Ankara’ya iniyorlardı.
Neyse, biz bu yaşlı adamı mal getiren bir kamyon şöförü sandık. Yine adamcağız arkadaşın bulunduğu koltuğa doğru eğilip kendisine bir şey söylemek istedi. Ama karşılık olarak arkadaştan azar işitti. Bu duruma daha fazla dayanamayan ve arkadaşla aynı bölümde çalışan bir başka arkadaş olaya müdahale ederek
“Hoppp, A… kendine gel senin babana yaptığın bu davranışı insan sokaktaki dilenciye yapmaz. Ayrıca baban seni görmek istemiş bu kadar terslenecek ne var bunda” dedi..
Bunun üzerine arkadaş da;
“Onun fabrikaya gelmesini kim söyledi. Ben onun yüzünü görmek istemiyorum. Kılığıyla kıyafetiyle kısaca her şeyiyle beni utandırıyor” diye cevap verdi.
Bakanlıklar’a geldiğimizde ise bir yandan yüksek sesle “Haydi in” diyor diğer yandan çabuk inmesini sağlamak için arkadan itiyordu. Babası bizlere “İyi akşamlar” demek istedi ama ne yazık ki buna bile izin vermedi.
Ertesi gün arkadaş anlattı (serviste babasına yaptığı hareketi eleştiren). Annesi ve babası köyde oturuyorlarmış. Oğullarının makine mühendisi olması için her türlü mücadeleyi vermişler. Bir gün önce de babası onu iş yerinde görmeye kısaca, “Bu benim evladım” diyerek gururlanmaya ve hasret gidermeye gelmiş. Ama boşuna, onca mücadele verip okutup meslek sahibi yaptıkları oğulları, değil onları görmeye, seslerini duymaya bile tahammül edemiyordu.
Her zaman için geldiği yeri inkar eden insanlardan korkmuşumdur. Benim nazarımda bu insanlar birer zavallıdır.
Çok zor bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde yukarıda anlattığım olayın daha geniş ve büyük boyutlusunu insanlarımız da gözlemlemeye başladım. Belli bir kesim; bu memleketi düşmandan kurtarmak için yapılan mücadeleleri, atalarının, dedelerinin döktükleri kanı unutmak ve unutturmak ABD-AB yandaşı gözükmek için adeta yarışa girdi. Cumhuriyete yapılan saldırılar görmezden gelinmeye başlandı.
Kayahan’ın “Ben Anadolu Çocuğuyum” isimli parçasında bir dize bulunmakta
“Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar” şeklinde
Ben de bu dizeyi günümüze ve yaşadığımız son olaylara uyarlayarak şunu söylemek istiyorum.
“YILANDAN KORKMAM, GEÇMİŞİNİ, TARİHİNİ, ATALARINI, AİT OLDUĞU TOPRAKLARI İNKÂR EDENLERDEN KORKTUĞUM KADAR”