Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '09

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
3743
 

Yılanlar

Yılanlar
 

internet


Yılan.
Adını duyduğumuzda ürperdiğimiz canlı.
Yılanları sever misiniz? Diye sorsam. Kimileri:
-Hadi ya sende! Sevecek başka şey bulamadık mı? Diye soruyla karşılık verenler bile olabilir.
Olabiliri, bırakalım. Çoğunluk, bu soruya karşı çıkar.Olumsuz cevap verir.
Herkesin bir yılan hikâyesi vardır. Bu hikâye, ”yaşatmak” üstüne değil, genellikle “öldürmek” üstünedir. Herkes bir yılanı nasıl öldürdüğünü anlatır. Hem de ballandıra ballandıra.
“Bir yavru yılan buldum. Ayakaltındaydı. Öldürmesinler diye alıp bir kenara bıraktım” diyen birisini bulamazsınız.
Yılan hep suçludur.
İnsanlar hep öldürürler yılanları.
Bakın çevrenize, yılan sokmasından ölen insan çok azdır. Kırk senede, bir kişiyi yılan ısırır. Isırılan adam, bilmeden yılanın kuyruğuna basmıştır. Bu iş bir kazadır.
Ancak, her gün insanlar düşünmeden, boşu boşuna yılanları öldürmektedirler.  

Bir söz var ya, ”yılanın başını küçükken ezeceksin.” İnsanlar, yılanları karıştırdığı için olan gerçek yılanlara oluyor. İnsan kılıklı yılanlar işlerine devam ediyor. Bakın çevrenize, ne yılanlar, ne çıyanlar göreceksiniz.
İnanç yönünden de, yılana kötü gözle bakanlar vardır. Bu nedenle yılanlar görüldüğü yerde öldürülmektedir.
Öldürülse de, lanetlense de, kötü gözle bakılsa da…
Tıbbın sembolü de yılandır.  

Ekolojik denge deriz. Doğanın dengesi çok önemlidir deriz. Deriz de hiçbir zaman terazinin iki kefesi arasındaki eşitsizliği sorgulamayız.  

Mısır’da bir kral, Nil Vadisi kıyısına bir saray yaptırmış. Kurbağaların sesinden rahatsız olmuş. Bir emir vererek, bütün kurbağaları yok ettirmiş. Bir hafta rahat uyduktan sonra, bir şeylerin sessiz sedasız kendisini ısırdığını, her yanının kaşınmaya başladığını görmüş. Düşmanını görse yok ettirecek. Görünen bir şey yok. İnce bir vızıltı var odanın içinde. Sormuş, soruşturmuş. Bu işin, “sivrisinekler” tarafından yapıldığını öğrenmiş.
Sormuş:
-Nereden geldi bu meretler?
Birisi açıklamış.
-Kralım, kurbağaları yok edince, sivrisinekler çoğaldı.
Kralın kafası, ”donk” demiş. Yeniden kurbağalar salınmış, Nil Nehri’ne.
Kurbağaların sesine razı olmuş, kral.
Bizim Yenice’de bu kralın hikâyesi gerçek oldu.  

Yılanlar azaldı. Fareler biber tarlalarını istila etti. Fareler, çekirdek için biberlerin uçlarını deliyor. Biberler çürüyor. Ürün elde eden yok. Domuz değil ki, kurşun atasın. Yüzlerce fare. Tarlaların her yeri tünel. Birde baktık, yılanların değeri arttı. Vatandaş yılan toplayıp tarlasına bırakıyor. Yılanlar sevilir oldu.  

İşte böyle.
Kurbağalar gitti. Sivrisinekler geldi
Yılanlar giderse, fareler gelir.
Kırlangıç kuşları olmazsa, her yeri sinekler istila eder. Keklikler ve diğer kuşlar olmazsa, çekirgeler buğday tarlalarına ortak olur. Akbabalar, sırtlanlar olmazsa ortalık ölü hayvanlarla dolar taşar…
Solucanlar yoksa, toprak beton olur.
Doğadaki dengeyi koruyan, daha neler neler…
En basit bir canlının bile, Dünya’ya gelişinin bir nedeni var?
Gereksiz, hiçbir canlı yok.
Bu böyle biline.  

İnsanların ilgi alanları farklı farklıdır.
Bir insan, her hayvanı sevmek zorunda değildir.
Sevmediği hayvanı, öldürmek zorunda da değildir.
Bizlerin görevi, yok etmek değil yaşatmaktır. Doğayı sevmek, korumak, küçücük bir canlıyı yaşatmak insanın kendisine karşı bir sorumluluğu ve görevi olmalıdır.
Biz düşünerek, ya da bilgisizliğimizden bulamasak bile, her canlının bir geliş nedeni olduğunu unutmamalıyız.
Doğada, bir “beslenme zinciri” var. Bu zincirin halkalarından birisi koptuğu ve de yok olduğu zaman, zincir işe yaramıyor. Bütün bağlantılar kopuyor. Talan başlıyor. Bozulma başlıyor. Yok oluyor her şey…  

“Yılanların Öcü” filmini bilirsiniz.(Aynı eser 1962 yılında renksiz, 1985 yılında renkli çekilmiştir.İlk filmde Fikret Hakan ve Aliye Rona, diğerinde Fatma Girik ve Kadir İnanır oynuyor) Fakir Baykurt’un, ölümsüz eserinden çekilen sinema filmi. Aliye RONA filmin sonunda, ”Yılan bile öcünü alıyor. Ya biz insanlar…” gibi bir sözle sonlandırıyor filmi. Filmde, insanların bu dünyada olan haksızlıklara karşı durmaları gerektiği vurgulanıyor. Bu vurguyu yapmak için, ”yılan” seçilmiş. İnsanlar doğadaki yılanları öldürürken, hala kendi aralarında gezen yılanları fark edemiyor. Neyse…  

Bir küçük hikâyecik daha anlatayım.
Yılanla, tilki arkadaş olmuşlar. Bir kaç hafta, gezmişler tozmuşlar. Bir ırmak kenarına gelmişler. Karşıya geçecekler. Yılan, ”Ben yüzme bilmem” demiş. Tilki, ”sen benim boynuma dolan ben seni geçiririm” demiş. Yılan, tilkinin boynuna dolanmış. Irmağın tam ortasında yılan, tilkiye ”ben seni boğacağım” demiş. Tilkinin boğazını sıkmaya başlamış. Bakmış tilki, durum kötü. Kurnazlığı konuşturmuş, ”yılan kardeş, seninle uzun süredir arkadaşız. Ölmeden önce helalleşelim. Uzat başını da öpüşelim” demiş. Yılan başını uzatınca, tilki yılanın başını ısırıp, koparmış. Karşı kıyıya geçince, yılanı kumların üstüne ip gibi düzgünce uzatmış. Demiş ki; ”Dost dediğin böyle ip gibi dosdoğru olmalı.”  

Burada yine yılan suçludur. Tilkinin kurnazlığı övülür. Tilkinin üçkağıtçılıkları hiç sorgulanmaz.  

Aslında yılanlar, insanlar tarafından ”soğuk hayvan” olmakla suçlanarak durmadan öldürülüyor. Yılanlarda insanları öldürerek, kan davası filan gütmüyorlar. Yani, “bir sizden, bir bizden” gibi bir durum yok.
Ancak doğa, yılanların adına veya başka bir canlının (hayvan ya da bitki fark etmez) adına bizden öcünü alıyor. Hem de sessiz sessiz. Çaktırmadan.
Yılan, basit bir örnek.
Bakın çevrenize. Neler göreceksiniz neler.
Çoktan Dünya’yı bir çöplüğe çevirdik.
Belki de, “Dünya’nın en soğuk canlısı, ” biz insanlarız.
Yılanların adı çıkmış.
Vurun abalıya.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 420
Toplam yorum
: 596
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1626
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster