- Kategori
- Kitap
Yıldız Sertel'den "Susmayan Adam"

Eleştirilerimi en çok yoğunlaştırdığım iki alan var. Birisi “Devlet”, diğeri “Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet Yılları”. Aslında bir serüven olarak da değerlendiriyorum devlet olgusu ve cumhuriyet fikrinin bu güne geliş sürecini. Ne çok olaylar yaşanmış şu yakın geçmişimizde. O denli çok şey ki, çoğunlukla pek de güzel şeyler yaşanmadığına ilişkin şeyler… Hani belki yeni bir devlet kuruluşu, yeni bir toplum ve o toplumun şekillenişi… Bu süreç çok acılar yaşatmış bu coğrafyanın insanlarına. Gerçi bunu her zaman getirip de bağladığım temel bir nokta var. “Tek tipçilik” gibi, hiç de insan doğasına uymayan bir beklentinin zorla dayatılması gibi bir takım uygulamaların topluma acı çektirdiği kanaati her zaman hasıl olmuştur zihnimde. Tabii böyle bir düşüncenin filizlenip, gelişip serpilmesinde, cumhuriyet fikrinin oluşumundaki temel hedeflere ters düşen çevrelerin, döneme damga vurması ve tabii ki, bu şahsiyetlerin, egemen güçlerce derdest edilmesinin rolü büyük.
Zekeriya Sertel…
Birkaç gündür kızı Yıldız Sertel tarafından yazılmış olan “Susmayan Adam” isimli kitabı okuyorum. Zekeriya Sertel için söylenebilecek iki nadide düşünceyi şöyle özetlemek mümkün, “Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet dönemi somut tanıklığı” ve “Yılmayan bir basın emekçisi”.
Her zaman deriz ya, “Bu ülke de aydın olmak zordur” diye. İşte aydın olup da, bu ülkenin cangılı içerisinde çekmedik çile bırakmamış insanlarından birisi Zekeriya Sertel.
Çok zaman şöyle düşünmüşümdür… “Mustafa Kemal neden kendi etrafında kümelenmemiş aydınlara karşı sert ve acımasız olmuş?” diye. Mustafa Kemal bu aydınlarla pek anlaşamamış olabilir… Kaldı ki her birisiyle siyaseten çok da farklı kutuplarda yer almış da olabilir… Ne var ki bu aydınların her birisinin daha Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren acılara gark edilmesi anlaşılabilir değil. Rejimin otoriter yapısına ilişkin eleştiri yapan bu aydınların hemen hemen birçoğu soluğu demir parmaklıklar ardında almış. Ki onlardan birisi de Zekeriya Sertel.
Zekeriya Sertel’in, Amerika’da gazetecilik okumasından sonra ülkeye dönmesi ve Basın Yayın Genel Müdürü olması sonrasında Mustafa Kemal ile tanışması… Bu tanışıklık sonrasında da, görevi uzun sürmez Zekeriya Sertel’in. Nedeni ise “Basına Sansür”.
Zekeriya Sertel, demokrasi fikrinin gelişmesi, serpilmesi, toplumda dal budak salması için basın özgürlüğünü teminat altına alacak adımların atılmasından yanadır. Bu düşüncedeki bir kişi, tabii ki Mustafa Kemal’in gözünde fazla özel bir yere oturmuyor. Zekeriya Sertel’in düşünceleri hakkında kısada olsa fikir sahibi olan Mustafa Kemal, zaten o anda tepkisini veriyor ve kısa bir zaman sonra Zekeriya Sertel görevinden istifa ediyor.
Zekeriya Sertel’in Basın Yayın Genel Müdürlüğü hepi topu iki ay sürüyor.
Resimli Ay, Hayat Ansiklopedisi ve Tan Gazetesi…
Zekeriya Sertel için bu üç ismin yaşamında özel bir yeri var. Gerçi ilk olarak Yunus Nadi ile birlikte Cumhuriyet Gazetesi’ni çıkarmış olsa da, sonraki dönemlerde Cumhuriyet Gazetesiyle yolları ayrılıyor. Resimli Ay ile başlayan daha ciddi bir yazın serüveni… Nazım Hikmet, Sabahaddin Ali, Vala Nurettin, Cevat Şakir, Selim Sırrı, Mehmet Rauf, Reşat Nuri… Resimli Ay dergisi bu isimlerle birlikte döneminin zirvesine oturuyor. Hele hele “Putları Yıkıyoruz” gibi bir çıkışla Resimli Ay tüm dikkatleri üzerine çekiyor. “Putları Yıkıyoruz” çıkışı, esasında Türk edebiyatında zirvede olanları bir anlamda alaşağı etmek için verilen bir fikir mücadelesi. Nazım Hikmet ve Zekeriya Sertel, “Putları Yıkıyoruz” yazı dizisiyle Namık Kemal’den, Tevfik Fikret’e, Abdülhak Hamit’ten, Hamdullah Suphi’ye kadar birçok edebiyatçıya sıkı eleştiriler getiriyor. Sonuçları malumunuz… Zekeriya Sertel’in sürgün günleri, Nazım Hikmet’in tutukluluk günleri… 1930’lu yılların bir fotoğrafı aslında…
Tan Gazetesi ile başlayan daha sıkı bir serüvene giriyor Zekeriya Sertel. Özgürlük ve demokrasi fikri hususunda yazdığı yazılarla ve gazeteyi, demokrasi savaşımında başköşeye oturtmasıyla birlikte, bir anda milliyetçilerin hedefi haline geliyor Serteller. 4 Aralık 1945 tarihli Tan Gazetesi baskını, bu ülkenin nadide olaylarından birisidir. Dönemin milliyetçi gençleri ki, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’a, İlhan Selçuk’tan, Cüneyt Arcayürek’e kadar birçok ismin fiilen katıldığı feci bir linç ve talan hareketi olarak tarihteki yerini almış.
En nihayetinde Zekeriya Sertel’de bu ülkenin aydınları gibi çareyi yurtdışına çıkmakta bulmuş. Nazım Hikmet’in hapis hayatı, Sabahaddin Ali’nin öldürülmesi, Cevat Şakir’in sürgünlüğü, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve nice aydının başına gelenler…
Mustafa Kemal’in ölümünün ardından, tabutunun İstanbul sokaklarında, halkın omzunda gezdirilmesini izleyen Zekeriya Sertel, Mustafa Kemal’in ölümü sonrasındaki halkın üzüntüsüne binaen “Acaba biz Mustafa Kemal’e karşı çok mu insafsız davrandık?” diye de bir iç sorgulama yapmaktadır.
Zekeriya Sertel böyle bir sorgulama yapmış olsa da, ortada çok somut bir gerçek var ki, oda, rejimin aydınlarına karşı hiç de şevkatli davranmamış olmasıdır. Kaldı ki, Mustafa Kemal dahi ölümünden önce Nazım Hikmet için “Biz bu çocuğa çok acı çektirdik” diyerek bir iç muhasebe yapmış olsa da, en nihayetinde, rejimin asli rengi de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Asli renkten kastım tabii ki “otoriterleşme”.