- Kategori
- Öykü
Yıldız Yağmuru

Sinemadan çıktığımda çoktan karanlık basmıştı. Hâlâ seyrettiğim filmin etkisinde yürümeye başladım. Kararlı, güçlü, cesaretli kadınları anlatan bir filmdi az önce perdede bıraktığım.
Bazı filmler vardır, içinde kendinizi bulduğunuz, tıpkı kitaplar gibi. Aslında bu filmde kendimi değil, olmak istediğimi bulmuştum. Nicedir zor zamanlar geçirdiğim, çok çalışarak ulaştıklarımdan mecburen uzaklaştığım bu dönemde, bana elimdekilere kıymet vermeyi hatırlattı bu cesur kadın. İnandığımın, uğraştığımın, çalıştığımın ardında durmayı unutmuştum bu günlerde.
Tekrar ve tekrar filmi ve kendi hayatımı kıyaslayarak geçen dakikalar içinde yüzüme damlayan yağmurun varlığını fark edemedim bile. Taa ki, biri yanımdan şemsiyesiyle geçene kadar. Kırmızı ve epey büyük bir şemsiyeydi, yanımdan geçen kadın dikkat etmediği için neredeyse gözüme girecekti.
Kendimi korumak adına aniden yana sıçrayışımla birlikte, düşüncelerimden de sıyrıldığım an hissettim yağmurun ıslatan damlalarını. Her halde sinemadan çıktığımda az yağıyordu ya da hiç yağmıyordu, şimdilerdeyse hızlanmaya başlamıştı işte.
Çantamdan şemsiyemi arayıp bulduktan sonra, açtım usulca. Allahtan yanıma almıştım şu küçük şemsiyeyi de, daha da ıslanmama neden olmayacaktı bu yürüyüş.
Aslında evle sinema arası az bir mesafeydi, bu yüzden de genelde böyle yağmurlu günlerde ya çok ıslanarak eve dönmem gerekirdi ya da şemsiyeyi boşuna taşımak zorunda kalırdım. Bu sefer doğru bir seçim yapmanın gururunu yaşadım bir an. Çünkü bu düşüncelerle yürümek bana iyi gelmişti. Koşarak ya da ıslanma derdine düşerek, bu iyi halden çıkmak istememiştim.
Bizim yol biraz karanlıktır, arabalar geçmezse dikkatli yürümek gerekir. Her an şu meşhur inşaatların yol açtığı bir çukura düşmek ya da yağmurdan kaçmakta gecikmiş bir salyangoza basmak mümkündür. O nedenle de yavaş ve küçük adımlarla ilerliyordum ve eve ulaşmak için acele etmiyordum.
Başımı öne eğmiş, şemsiyenin korumasında, salyangozlara ve çukurlara dikkat ederken, hiç de alışkın olmadığım bir ışık fark ettim kaldırımdan bana doğru yansıyan. Şemsiyeyi görüş alanımdan çektiğimdeyse, karşılaştığım manzaraya inanamadım.
Eflatunlar giymiş bir kadın, ellerini göğe doğru açmış, yüzüne akan ışıkla yıkanıyordu adeta. Huzur ve mutlulukla aydınlanan ufacık bir gülümseme, teslimiyet dolu kucaklamayı sarmalamıştı.
İşin ilginç tarafı, akan ışık, gökyüzünden kadına doğru gelen binlerce küçük yıldızdan kaynaklanıyordu. Evet…bildiğin yıldızlar yağıyordu kadının üstüne. Dondum kaldım olduğum yerde .
Etrafıma bakındım, sokaktan geçen üç beş kişi, kendi telaşında, kiminin elinde şemsiyesi, kiminin yağmurdan korumak için başına tuttuğu çantasıyla, koşar adım geçiyorlardı, yıldız yağmurunda umarsızca duran kadının yanından. Benden başka onu fark eden yok muydu yani?
Bu akıl almaz durum karşısında yürüyüp gitmek gelmediği için içimden, olduğum yerde durdum ve bekledim. Eflatunlu kadın, hiç kıpırdamadan, öylece yağan yıldızların altındaydı hâlâ ve ben neredeyse 30dk.dır onu izliyordum. Sonunda yaklaşmaya karar verdim. Kadına doğru attığım her adımda, yıldızlar bir bir renk değiştiriyordu: kimi zümrüt yeşili, kimi yakut kırmızısı, kimi turkuaz mavisi, kimi gümüş rengi oluyordu.
O renkli yıldızların üstüne ışık ışık aktığı kadın ise, ben yaklaştıkça şeffaflaşıyordu. Sonunda neredeyse yok denecek noktaya geldiğinde, elimi uzatıp tutma isteğime yenik düştüm ve kolunu tutmak için uzattığım elim, boş kaldı. Durdum… arkamı döndüm ve ne yapacağıma karar vermek için biraz uzaklaştım. Kadın yine şekillenmeye başlamıştı.
Artık etrafta kimseler kalmamış, yağmur da şiddetini iyice arttırmıştı. Galiba izlediğim filmdeki cesur karakterden de etkilenerek, tekrar iyice yaklaştım. Şemsiyemi kapattım ve adım attım. Tıpkı filmlerdeki görünmez insanlar gibi olan kadının içinden öylece geçtim.
O geçiş anı, herhâlde hayatımın en uzun anıydı. Tüm uygulayamadığım kararlarım ve hayâllerim canlandı, unutup bir kenara attığım köşelerinde. Sanki kapanan yollar tekrar açıldı, çürüyen raylar yenilendi, kuruyan nehirler coşkun sularla çağladı.
Her bir yıldızın eski fikirlerimi yeniden parlattığını ve yenilere de ışık yaktığını hissettim geçişte. Tekrar şiddetli yağmurdan korunmak için şemsiyemi açtıktan sonra dönüp geriye baktığımda, kaldırımdaki tek kuru alanın da ıslandığını gördüm sadece.
Kadın çoktan yok olup gitmişti. Ya da hiç mi olmamıştı? Filmin etkisinde fazla mı kalmıştım acaba?
Kendi kendime gülerek girdim eve. Beni bekleyen kedimin mırıltıları eşliğinde şemsiyemi kapının önüne bıraktım kuruması için; sırılsıklam olan saçlarımı kurutmak için banyoya gittiğimdeyse, aynada çok kısacık bir an da olsa, saçımda parlayan bir küçük yeşil ışık, her şeyi anlattı bana.
Çimen Erengezgin