17 Ocak '16
- Kategori
- Öykü
Saklambaç

Bir ev vardı bilir misiniz o evi ? Hani pencereleri kırık olan, boyası da dökülmüş biraz. Her yerini sarmaşık kaplamış, tarih öncesi bir yapı gibi.. İşte biz o evde büyüdük. Daha yaşımın bir önemi olmadığı yıllarda mahalle arkadaşlarımla hep o eve giderdik. Şimdi, düşünün o yıllarda bile aynı şekilde yaşlıydı o ev. Kapısındaki çizikli izler kırışıklığı andırdığı ve son derece çirkin olduğu için biz eve öyle derdik ‘’Yaşlı Ev’’. Haksızda sayılmayız hani, hiiçbirimzin ailesi evi içinde biri yaşarken görmemiş. Sadece yılda bir defa kışın en dondurucu olduğu zamanda bir kadın gelirmiş eve. Kadın geldiğinde içeri girer birkaç saat sonra geri çıkarmış ve arabasına binip sonraki yıl geri gelmek üzere yola çıkarmış. Ama sorun değildi kadının yokluğunda evi biz gayet güzel dolduruyorduk. Orada yakalamaca, saklambaç, dövüşmece oynuyorduk.
Ev sabahları hiç boş kalmıyordu. Ama akşamları herkes evine, ailesinin yanına dönünce ev yeniden sessiz ve terk edilmiş haline bürünüyordu. Sanki her yalnız akşamında daha da yaşlanıyordu ev ama bu bizim oyun parkımız olduğu gerçeğini değiştirmiyordu tabi.
O gün saklambaçta ben ebeydim;
Ebe olmak en kötü şey yalnız başınasın ve herkes senden saklanıyor, bu en sevmediğim şey. Geriye saymam bitince gözlerimi açtım. Mert her zaman o eski koltuğun arkasına saklanır, sanırım başlangıç noktasına en uzak yer diye orada saklanıyor. En iyisi ilk onu yakalayımda aradan çıksın. Eski koltuk çatı katındaydı üç kat yukarı çıkmam gerekiyordu. Çıkarken de etrafa bakayım çünkü İpek saklandığı yerden hiçbir zaman memnun kalmaz hep yer değiştirir, belki yer değiştirirken sobelerim onu. İkinci kata geldim koridoru geçip diğer taraftaki merdivenden çatı katına çıkılıyor. Ev çok sessizdi, bir saklambaç oyunu için bile. Genelde Hikmet ile Bilge konuşmadan duramaz , en son oynadıkları video oyunundan ya da televizyondaki bir şeylerden bahsederlerdi bu da onların yerini çok güzel açık ederdi. Ama çıt çıkmıyordu. Sessizlik kulaklarıma baskı yapıyor, nedense çok rahatsız hissediyorum. Çatı katına giden merdivenleri Mert’i sobelemek için daha çok da yalnızlıkdan kurtulmak için ikişer üçer atlayarak çıktım. Kapıyı hızlıca açtım, o kadar hızlı açmışım ki kapı duvara güm diye vurdu ve bütün evde çarpma sesi yankılandı. Sonunda biraz ses. Hemen koltuğun arkasın koştum ‘‘Buldum seni Mert.’’,’’Yine!’’dedim gülümseyerek. Ardından aynı anda birkaç şey gerçekleşti. Yüzümdeki gülümseme koltuğun arkasına bakınca kayboldu çünkü Mert orada yoktu , aşağıdan az önceki kapı çarpışına benzer ama kapı kapandığında çıkanına benzer bir ses geldi. Koltukta yeni dökülmüş gibi görünen bir tür boya vardı sanırım ama sonra yarısı koltuğun altında yarısı dışarda olan bir ayakkabı gördüm Mert’in ayakkabısı. ‘’Bu boya.. Hayır bu boya değil!’’ Kokuyu sonradan aldım , iğrenç metalik koku ve onunla birleşmiş çürük et kokusu bu koku birden geldi, az önce yoktu. Daha sonra ensemde hırıltılı bir nefes hissettim ve bir ses ‘’Buldum seni.’’