- Kategori
- Öykü
Yoğurtlu ıspanak isterim diye ağlıyordu küçük kız (Bölüm 1)

Küçük kız, 6 yaşına o yıl basmıştı. İlkokula başlayalı bir kaç ay olmuştu. Ama o sınıfındaki diğer küçüklerden daha şanslı idi. Zira öğretmen olan anneannesi onu geçen yıl kayıtsız olarak okula götürmüştü. Cin gibi akıllı olan küçük kızın bu arasıra okula gidişler kısa sürede okuma yazmayı öğrenmesine sebep olmuştu. O şimdi sınıfındaki çocuklar hecelerle okumaya çalışırken alfabeyi kesiksiz okuyarak caka satıyordu. Hele okulun ilk günleri onların çizgiler çizmesine epey gülmüştü. Oysaki bir yıl önce kendisi de aynı şekilde okuma yazmayı öğrenmişti. Ne çabuk unutmuştu .
Okula gitmek çok hoşuna gidiyordu küçük kızın. Okuma yazma , matematik derslerinin yanısıra arkadaşları ile ders aralarında bahçede oynamak, öğretmeninin anlattığı konuları dinlemek çok zevkli idi. Öğretmeni genç ve çok güzel bir hanımdı. Yüzü hep gülen bu hanım onun her sabah okula koşa koşa gitmesine sebep oluyordu. Akşamları okul dönüşü eve güle oynaya gelen küçük kız okulda yaptıklarını, arkadaşlarını , oyunlarını evdeki küçük kız kardeşine anlatmaya sabırsızlanıyordu. Hoş o da bir şey anlamıyordu anlattıklarından ya. Ne de olsa o daha üç yaşında idi. Okuldan dönen ablasını hayran hayran anlamadan dinliyordu.O ders çalışmaya başlayınca kendi küçük çantasını açıp içinden defterini kalemini çıkartıp o da bir şeyler çizmeye çalışıyordu. Ablasına çanta , okul gereçleri alındığında o kadar feryad etmişti ki annesi ona da bir küçük çanta ile defter , kalem, silgi almak zorunda kalmıştı.
Bu güzel günler bir gün küçük kızın okuldan geldiğinde kendini halsiz hissetmesi ile gölgelendi. Küçük kız, o gün okulda çok başının ağrıdığını, kendisini çok kötü hissetiğini söyleyip yemek bile yemeden yatıp uyudu. Annesi her zaman çok hareketli neşeli görmeye alıştığı yavrusunu böyle isteksiz görünce çok şaşırdı. Akşam işten eve dönen babaya olay anlatılınca o da endişelendi.
Küçük kız gece uykusundan ağlayarak uyandı. Başı çok ağrıyordu ve midesi bulanıyordu. Ayrıca yatakta kımıldayacak bile takatı yoktu. Onun ağlayışına uyanan genç anne koşarak gelip elini kızının alnına koyunca birden ateşe değmiş gibi oldu. Kızı alev alev yanıyordu. Evdeki derece hemen bulundu ve kızın kolunun altına yerleştirildi. Dereceyi kızının kolunun altından alan anne derecedeki sayıyı görünce gözlerine inanamadı. Kızı 40 derece ateşle alev alevdi. Başının ağrıması, takatsızlığı normaldı bu ateşle.
Bu saatte bir doktor bulamazdılar. Bir hastaneye gitme fikri hiç aklıllarına gelmedi. Zira kızı alıp hastaneye gitseler evdeki küçük çocuk ne olacaktı. Ayrıca bu hasta çocuğu hastaneye nasıl götüreceklerdi. Hava dışarda aralık aynın soğuk bir gecesi idi. Vasıta bulmaları bir dertti gecenin bu saatinde.
Doktor işini sabaha bırakıp evde kızın ateşini düşürmeye çalıştı anne. Önce bir ateş düşürücü ilaç sonra sirkeli suyla alnına,kolarına, eklemlerine yapılan kompres küçük kızı biraz rahatlatmış ve bir süre sonra uyumasını sağlamıştı.
Anne ile baba kızları uyuyunca oturup derin bir düşünceye daldılar. Çocuk neden hastalanmıştı, acaba soğuk mu almıştı. Yoksa okuldan bir mikrop mu kapmıştı. Birden annenin aklına bir kaç gün önce bir başka annenin okul kapısında söylediği bir söz geldi. Diğer anne 'Okulda kızamık salgını var'. demişti. Genç anne hemen arka odaya gidip okul kitaplarını sakladığı sandığı açtı. İçinden okulda Çocuk bakımı dersinde tuttuğu notlarının olduğu defterini çıkarttı. Hemen kızamık hastalığı bölümünü açtı ve okudu. İyi ki dedi hocalarımız bize bu bilgileri okuttular. Çocuğunun kızamık olup olmadığını ancak yarın anlayabilirdi. Şu anda küçük kızı grip, soğuk algınlığı da olabilirdi. Bekleyecek, yarın doktora danışacaktı.
Şimdi uyumaktan, çocukları için güç toplamaktan başka çaresi yoktu. Zira onun güçsüz halinin çocuklarına hiç bir faydası olmazdı.
Öykümüz devam edecek.