- Kategori
- Öykü
Yoğurtlu Ispanak isterim diye ağlıyordu küçük kız (Bölüm 2)

Genç anne sabah uyanır uyanmaz ilk iş küçük kızının yatağına koştu. Çocuk dalgın uyuyordu. Ateşi gene çok yüksekti. Bugün ilk işimiz doktora gitmek olacak diye düşündü.
Çocuk bir süre sonra inleyerek uyandı. Geceden daha bitkin ve hasta görülüyordu. Ateşin yanısıra burun akıntısı, öksürük gibi grip belirtileri de başlamıştı çocukta. Ateşli çocuk hiçbir şey yiyemedi.
Genç anne tek başına küçük kızı doktora götüremezdi. Bir kurumda memur olarak çalışan eşi ise görevine gitmek zorunda idi. Bu arada kızının terlediğini fark eden anne fanilesini değiştirmek istedi. Çocuk bu terden ıslanmış çamaşırlar içinde daha da hasta olabilirdi. Çocuğun fanilesini çıkartırken gözü minik kızın karnına ilişti. Çocuğun karnı küçük küçük kırmızı döküntülerle dolu idi. Birden aklına dün gece Çocuk Bakım dersi için tuttuğu notlarda yer alan bir cümle geldi. Kızamık döküntüleri önce karında başlar diyordu defterde
Bu hastalık mutlaka kızamık ama doktorun görmesi şart diye düşündü. Genç kadın tam kara kara çocuğu doktora nasıl götüreceğim diye düşünürken sokak kapısının çaldığını faketti. Gelen alt komşusu idi. Gece çocuk için kalktıkları zaman evdeki hareketi duymuş ve merak etmişti. Komşu 'ben çocuklara bakarım, sen caddedeki Çocuk doktoruna git ve eve gelmesi için rica et,diye akıl verdi. Komşu doğru düşünüyordu.
Bir süre sonra anne ile eve gelen doktor çocuğu muayene etti ve kızamık teşhisini koydu. Küçük kız okuldaki salgından nasibini almış ve kızamık olmuştu. Şimdi takriben bir ay kadar okula gidemeyecekti. Bu hastalık süresince çocuğun çok iyi bakılması gerekiyordu. Özellikle hastalığın son döneminin çok tehlikeli olduğunu ve bir çok vakada zatürriye gibi hastalıklarla sonlandığını da sözlerine ekledi doktor.
Ayrıca doktor hastalık süresince çocuğa hep çok hafif yiyecekler verilmesini de tavsiye etti.Zaten yüksek ateşli çocuk ne yiyebilirdi ki.
Doktor gittikten sonra genç kadın çocuğuna ilaçlarını verdi ve yatırdı. Şimdi annenin en büyük korkusu küçük çocuğua da kızamık mikrobunun geçmesi idi. Elden bir şey gelmezdi. Eve kadar gelen mikrop muhakkak küçük çocuğu da hasta edecekti.
Genç anne kızını yatırdıktan sonra mutfağa girdi ve doktorun tavsiye ettiği gibi muhallebi ve çorba pişirmeye koyuldu.
Doktor sıkı sıkı tembih etmişti, başka bir yiyecek vermeyin diye. Zaten zavallı çocuğuın da pek yiyecek hali yoktu. Gerçi güçten düşmemesi için bir şeyler yemesi de şarttı.
Ateşli günler zor geçti. Küçük kız, hastalığın ve aldığı ilaçların etkisi ile sürekli uyuyordu. Uyandığı zamanlarda da annesi vücudu zayıf düşmesin diye bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. Sağlıklı günlerde çok iştahlı ve ağzının tadını bilen bir çocuk olmasına rağmen zavallı minik şimdi pek iştahsızdı.
Annesinin bir tepsiye koyup yatağa getirdiği çorba, muhallebi gibi yiyecekleri yemek istemiyordu. Sonunda annesi ona yemek yerken masal anlatmaya başladı. Önceleri de yatarken anlattığı bir masalı çok severdi. Keloğlan adlı bu masalda Cin Keloğlan'a bir sofra verir ve ne zaman acıksa 'Açıl sofram açıl'demesini söyler. Sofra açılınca da çıkan çeşit çeşit yiyeceklerle Keloğlan karınını doyurur. Küçük kızın dikkatini çekti. Sağlıklı günlerinde Keloğlan'ın açılan sofrasından hep börekler, pastalar, kızarmış tavuklar çıkıyordu. Annesi öyle anlatıyordu o zaman masalı. Ne hikmetse şimdi Keloğlanın sofrasından hep muhallebi, sütlaç, çorba, patates püresi ve ıhlamur çıkıyordu.
Bu durum hastalıktan. okula gidememekten, derslerinden geri kalma korkusundan altüst olmuş küçük kızın çok sinirlerini bozmuştu.
Masalın böyle değişmesi hiç hoş değildi.
Öykümüzün duygusal ve komik sonucunu bir sonraki yazımda okuyacaksınız.