​ Yol boyu pencere arkası hikayeleri... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
 

Yol boyu pencere arkası hikayeleri...

Yol boyu pencere arkası  hikayeleri...
 

Önüm, sağım, solum karanlık, gökte yıldız varsa da ben onları göremiyorum. Müziğin içinde, tozlu, eski toprak yolda yitmiş, iyice düşüncelere dalmış giderken, pencereye takıldı gözüm. Yolun sağında eski ahşap beton karışımı, penceresinde el işi örülmüş danteli olan pencereye…

Eh be, yıllardır geceleri yolculuk yaptığımda, uyuyamam. Kafamı pencereye dayar, kıyısından geçtiğim kentlerin, köylerin, kasabaların ışıklarına, apartmanların katlarına, taa uzakta yanan tek ışığın ne olduğuna kafa patlatır; yol kenarlarında duran levhaların yamukluklarına sayar söylenir, yanımızdan geçen otobüslerin içinde gidenlere bakar ve nere, neden gidiyor olduklarına dair soru işaretlerini beynimde biriktiririm. Gecenin karanlığında ışıkları yanan evlere dair hikâyeler üretirim. Kimi masum hikâyeler olsa da kimi de edepsiz hikâyelerdir kurguladığım:

Akşam saatlerinde yanan ışıkların ardında bazen kalabalık karaltılar oluşur, o ailenin kalabalık bir aile olduğuna hükmeder; evin hanımının mutfakta yemek hazırlamakta, erkeğinin ise haberleri izlediğini, çocukların ya ders çalıştığını ya da annelerine yardım ettiğini düşünür, yaz’sa havaların sıcaklığından balkona doluştuklarını, kış ise muhtemelen soba yaktıklarını hikâyeme eklerim.

Büyük şehirlere doğru yaklaştıkça, saatler geceyi gösterdiğinde, apartmanların katlarına bakar, bazen kaç kat olduklarını sayarım. Yanan ışıkların mutfak mı, yoksa oturma odası mı, yoksa yatak odası mı diye düşünür, apartmanın planını çıkartmaya başlarım. Neden bu saatte ayaktalar? Neden yatmadılar? Kimi çocuk doğurmuştur, kimi hastadır, kiminin yası, kiminin nişanı vardır diye düşünür. Kiminin ise uykusu kaçtığını, kiminin sevgilisiyle telefonda tartıştığını, veyahutta şu an kavga ediyorlardır, koca kadına, kadın kocasına bağırıyordur. Belki de kadının canı acıyordur diye düşünür, bu kez de benim yazdığım hikâyeye üzülürüm.

Büyük ve gösterişli camların zengin evi olduklarına, küçük ve kepenkleri olan evlerin çok eskilerin evleri olduğuna, evin eski olduğu gibi sahibinin de eskidiğine hükmeder. Kapıyı çaldığımda, karşıma beli bükülmüş aksakallı bir dede ile arkasında yine beli bükülmüş, başında yemenisi ile meraklı bakışlı eşinin var olduğuna ve niye bu saate kadar ışıklarının yandığını düşünürüm.

Bazen olur ya buğulu camlara takılır gözüm ve takıldığı anda da işte tam bu noktada edepsiz hikâyelerim baş gösterir. Buğulanan camın ateşte pişen yemekten, yana sobanın yarattığı sıcaklıktan, evin kalabalık olmasından kaynaklandığından çok, iki kişinin sevişmesine, çıplak bedenden çıkan terler ile nefeslerin buğulandırdığı pencerenin en mahrem yer olan yatak odasının penceresi olduğuna, şehvetlerinin ateşinde iki insanın isteklice birlikte olduğuna hükmeder, eğer çok yoğun bir buğu varsa, sevişmelerin sonunda olduğuna, yok az ise daha yeni yeni başlayan oyunlar ile birazdan başlayacak orgazm çığlıklarının eşiğinde olduğuna karar verir ve gülümserim. Hadi kolay gelsin dediğimde bir başka pencereye doğru hikâyelerimi yazmaya başlarım.

Gecenin karanlığında çok ama çok uzaklarda Anadolu’nun bozkırlarında öbek öbek yanan ışıkların bir kasabaya, ya da köye ait olduğunu, o kadar uzak insanların nasıl yaşadıklarını, yolları kapandığında hep açık duran televizyonun karşısında, yanan sıcak sobanın başında fokurdayan çayın ya da bir tencere çorbanın kaynadığına, birazdan oturulacak yemek sofrasının sıcaklığını taaa içimde hisseder bu sıcaklık çaresizliğin önüne geçtiğinde kendi kendime mutlu olurum.

Sabaha karşı, tan ağarmaya başladığında ise, kimimi sabah namazına kalktığını, kiminin işe gitmek üzere kalktığını, kiminin günahkâr yataklardan kalkıp, kendine ve yaşadıklarına dair ne varsa unutmak istercesine banyoda sıcak su altında duş aldığını hikâye eder, kiminin hastalıktan uyuyamadığına karar verir ve beynim bu kez üzülür ve biraz ara verir hikâyelerine.

Ki, gün ışıdığında hikâye üretecim son bulur, herkesin ve her evin camlarının aynı olduğuna karar vererek, uykusuzluktan çok, beynimin yorgunluğunda, birazdan gelecek çay servisi için koltuğumu dikleştiririm.

 
Toplam blog
: 359
: 1593
Kayıt tarihi
: 29.11.06
 
 

Deli-dolu, akıllı,  yalandan yere çamura yatan, normal değerlerde zekalı, esprili, şakacı, kendin..