Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

09 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
 

Yüreğini karıştırmak yürek ister

Aklımı karıştırıyorum, eski defterleri karıştırır gibi… Oysa pek istenmez akıl karıştırmak, kimisi de “karışık akıl iyidir” der. Akıl genelde başkalarınca dışardan karıştırılır. Oysa ben kendi aklımı kendim karıştırıyorum akıl yoklaması yapar gibi deliliğin sınırında… Sonra aklıma geliyor birden yüreğim de karıştırmak… Aklını karıştırırsan, bunda israr edersen deli olursun. Peki, yüreğini karıştırırsan ne olursun… 

Akılının yaşadıklarının, deneyimlerinin kaydını, yüreğin yaşanmamışlıkların, yaşanamayanların kaydını tuttuğunu görürsün… Yüreğini karıştırmak daha zor ve daha ağır gelir… Sorun bakalım şimdi kendinize en son ne zaman kendi elinizle kendi aklınızı karıştırdınız, ya da hiç denediniz mi yüreğinizi karıştırmayı?… Yoksa her ikisini de başkaları mı karıştırdı? Akıl unutuyor, peki ya yürek… Akıl düşünüyor, yürekse… Aklının ve yüreğinin her zaman aynı dili konuştuğunu kim söyleyebilir? Karar arifelerinde aklın verdiği kararı yüreğin, yüreğin verdiği kararlı aklın benimsemez. İçsel çatışmaların, uzun uzun çekilen “of”ların temel nedeni bu değil midir? Şimdi soru şu: Kararlar da hangisine söz geçiremezsin aklına mı, yüreğine mi? Söz ve ferman dinlemeyen her zaman yüreğindir. Yüreğin en sert isyancıdır bünyende ve isyana karar vermişse dinlemez aklının söylediklerini… Yüreğin sınırsız bir özgürlüğün peşindeyken aklın hep elinde sınır çizgileri çekecek boyalarla çıkar karşına, yüreğinse kırmızı çizgileri bile zorlar. Bir süre sonra bir bakarsın aklın pes etmiş, yüreğinin isyanını mantığa bürümek için kollarını sıvamıştır. Akıl yüreğinin güdümüne girmiş, onun isteklerine göre düşünmeye başlamıştır. İşte derin dalgınlıklarda yakalandığında çevrendekilere, sorduklarında sana “neyin var?” ya da “ne düşünüyorsun?” diye, verdiğin “yok bir şey!”, ya da “hiçbir şey düşünmüyorum…” cevapları aklının yüreğinin esiri olduğunun işareti değil midir? Kimisi yarım ağız söyler “aklım başımda değil” diye… Peki nerde? Yüreğinin evinde hizmetçi değil mi? Peki neden hiç “yüreğim kalbimde değil” diyen olmaz… O zaman yürek yerleşik ve akıldır göçebe bazen de bir karış havada olan. 

İsyan ve karışıklık aslında hep yürektedir, düşünceler kontrol edilebilirken, duygulara gem vurulamaz. Böyle olsa da soranlara her zaman “kafam çok karışık” denilir. Kimse diyemez ki; “yüreğim karışık”… Yani hep akıl suçlanır. Yürek ister, kararı akıl alır… Kararlarda işler ters gittiğinde de kimse yüreğine bir şey diyemezken aklına söver. Bu tür durumlarda akıl şamar oğlanıdır bünyede… Yerinde olmayan, ya da bulunduğu yerden birkaç karış yukarıda olan akıl yetmez, aciz kalır. Başkalarının aklı devreye girer, akıl danışılır… Danışılan akıllarda yüreğinin hoşuna gitmeyenler önerilirse pek tatmin olunmaz ya da sadece yüreğinin işine gelenleri alınır… Anlaşılıyor ki hayat bizi pek çok durumda akılla yürek arasında bırakıp halimize gülüyor, çok azımıza da akıl ile yürek arasında kurtarılmış bir bölgede sakin sakin yaşa diyor. Zor gibi geliyor düşününce akıl yürek ikilemleri. Ya yürek vazgeçerse akıl rahat edecek mi? Yürek istemekten, özgürlükten, sevmekten, özlemekten vazgeçerse akıl ve yürek ikileminden daha zor bir şey verecek bize hayat: Kocaman bir boşluk! Boşluğu yaşayabilir misiniz? O zaman işte seçenekler; ya yürek isteyecek, özleyecek ve akılla çatışmaya girecek, ya hayat akılla yürek arasında kurtarılmış bir bölge getirecek, ya da yürek istemekten vazgeçecek kocaman bir boşluğa düşeceğiz. Boşluk yaşanmaz, boşluğa düşülür ve asla yardımsız çıkılamaz ordan. Düşülen boşlukta yardım çığlığı duyulmaz. Hiç beklemediğin bir anda hayat gönderir yardımı. Gelen yardımın kahramanı bazen kendin olur, kendin çıkarsın boşluktan. Bazen de bir başkasına tutunup çıkarsın. Ama seni boşluktan çıkarana, sadece teşekkür edemezsin… Boşluk yaşanmaz, düşülür. Ya hep düşmeye devam edersin ya da dibe vurup çıkmak istersin. Kendi istemezse kimse boşlukta kalmaz. Herkes er ya geç çıkar düştüğü yerden… Ancak çıktığında eskisi gibi devam edemezsin. Her boşluktan başka bir duyguyla çıkar ve o duygunun gölgesiyle devam edersin bir sonraki boşluğa kadar… İşte bu yüzden yüreğini karıştırmak, yüreğine dokunmak aklını karıştırmaktan daha zor ve korkutucudur. Yüreğini karıştırmak düştüğün boşlukları saymaktır, içinde olduğunu, düştüğünü, dibe vurduğunu, çıkmak istediğini, çıktığını ve çıktığında seni gölgeleyen duyguyu görmek demektir. Bir de unutmadan her boşluktan aşkla çıkılmaz. 

 
Toplam blog
: 15
: 7094
Kayıt tarihi
: 19.03.08
 
 

Eğitim Bilimleri Uzmanı Eğitimim: Çanakkale 18 Mart Üniv. Eğitim Fak. Eğitim Bilimleri Bölümü Lis..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara