- Kategori
- Tarih
Zaman her şeyi çözmüyor işte...

Tarih boyunca dünyada olup bitenlerin envanterini çıkarmak herhalde mümkün değildir. İnsanlık bugünkü noktaya ulaşıncaya kadar, haklı veya haksız yere ölen ve öldürülen insanların sayısı herhalde milyarları geçmiştir. Bırakın insanları, yıkılan aşiretlerin, hanlıkların, beyliklerin, krallıkların bile sayısı kimbilir nerelere ulaşmıştır.
Dünya haritasının bugünkü şeklini almasına kadar geçirdiği evreleri, yazının icadından beri takip edebiliyor olsak bile, çoğu zaman görünenin dışındaki sebepler yüzünden, tarihi bilgilerin hepsine sahip olduğumuzu iddia edemeyiz.
Bizzat içinde yaşadığımız bazı olayların bugünkü iletişim teknolojisine rağmen Basın'a aksettiği halini görünce, binlerce yıl öncesine ait bir tarih bilgisinin doğruluğundan şüphe etmeden duramıyor insan.
Sonuçta içgüdüsel olarak sahip olduğu aidiyet duygusu dolayısıyla, herkesin kendi milletini, kendi tarihini, kendi inancını, kendi âdetlerin biraz daha diğerlerinden farklı, üstün ve munis bulmasını sübjektif bir değerlendirme olarak algılamalı, fakat yadırgamamalı diye düşünüyorum.
Büyüklerimizin yıllardır ısrarla savunduğu "arşivlerde tarihî belgeler var" söylemine dayanarak, bir Ermeni soykırımının olmadığına inanmak, hukukî, ahlâkî, dinî bağlamda beni kişisel olarak hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir konuda sadece net bir bilgiye sahip olmak istiyorum.
Türkiye'ye karşı Ermeni terörünün başlatıldığı günden beri, yöneticilerimizin bu konuya ağırlık verip, ellerinden geleni yeterince yapmadıkları kanaatindeyim. Olayları geçiştirip sadece o anlık çözümler bulmaya yönelik gayretlerle bugüne kadar durumun idare edilmesi, kesin çözümler üretmek yerine, "zamanla her şey hallolur" kolaycılığına kaçılması, ülkemizi ve milletimizi bugünkü durumlara getirmiştir.
Savaş sırasında Türklerle Ermeniler arasında yaşanan olayların belgelerle kanıtlanması zaten mümkün değildir. Sözkonusu belgeler, "soykırım" denebilecek bir olayın meydana gelmesine, her şeyden önce, nüfus sayısının müsait olmadığını göstermektedir. Yine de böyle bir kanıtın uluslararası platformda ortaya konulup, bugüne kadar öyle veya böyle bir sonuç alınamaması, ülkemizin, daha doğrusu yöneticilerimizin bir ayıbıdır.
Suçun kişiselliği, kimsenin başkasının yerine sorgulanamayacağı ve yargılanamayacağı gerçeğinden hareketle, bir ülkenin ve o ülke insanlarının sürekli taciz edilmesinin hiçbir hukukî dayanağı olmamakla beraber, bilindiği gibi iç ve dış birtakım politik sebeplerle Ermeni nüfusuna sahip ülkeler, "oy kaygısıyla" belli dönemlerde bu olayı sürekli gündeme getirmektedirler.
Modern dünya ve insanlık anlayışında "kan davası"nın yeri olmamasına rağmen, subjektif bir buruklukla Ermenistan'ın böyle bir konuyu gündeminden atamaması belki anlayışla karşılanabilir. Ancak konuyla uzaktan yakından hiç ilgisi olmayan Fransa ve Amerika gibi ülkelerde, ortaya çıkan manzaranın anlatılabilir ve anlaşılabilir bir yanı yoktur.
Bütün bu çarpıklıklar yetmezmiş gibi, şimdi Fransa'da Ermeni soykırımını reddedenlere para ve hapis cezası verilmesini öngören bir yasanın kabul edilmesi, insan aklını dumura uğratan bir gariplik örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu durum, tarihsel bağlamda soykırımı kabul etmenin de ötesinde, olaya düşünce özgürlüğü açısından bakıldığında, izahı mümkün olmayan bir garabet gibi görünmektedir.