Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
268
 

"Bilinmezliğin mucizeleri"ne doğru yelken açmak

"Bilinmezliğin mucizeleri"ne doğru yelken açmak
 

AYNADA DA OLSA KENDİMİ ASLAN OLARAK GÖRMEK YİNE DE GURUR VERİCİ..!


Bilmeden konuşan insanlar yığınına döndük. Bilmek için okumak gerektiğini, okurken 'tarafsız olmak' gerektiğini, doğru sonuçlara ancak tarafsızlık ilkeleriyle varılabileceğini bilmiyoruz. Herkes, "benim doğrularım doğrudur", diye, kendi 'yanlış doğrular'ını topluma şırınga etme yarışında! Böylece de kendi cehaletimizi ilim yapmak sanıyoruz. Bilimi bile,"bilinemez mücizeler" üzerinden yapmaya koyulduk.İlhamlarımızı gerçek hayattan almak yerine gökten ve gaipten alarak 'akıl' yerine 'nakil'i koymanın peşine düştük.

Milletimizin yarısı, diğer yarısını görmemezlikten gelerek, kendisini kandırmaya - aldatmaya - çalışması; bindiği dalı kesmesine benzer. Her iki tarafın da -çoğunlukla- birbirleriyle dalaşmasının altında bu gerçek yatar. Liderlerimiz "uç"ları daha da "uç"laştırarak, ülkeyi hızla 80 öncesi liderlerin uyumsuzluğuna doğru sürüklüyorlar.
Bunun bence sebepleri şunlar olabilir:

1. "NASIL ÖĞRETTİNSE ÖYLE ÖĞRENDİM": Geçmişten beri süre gelen 'yanlış bilgilendirme'nin önüne geçilememesi, bu yüzden "yanlış kişilikler"oluşturularak, bu kişilerin toplumun en üst seviyesine kadar (milletvekili) getirilebilmiş olmaları...

2. "BAK, MİLLET, SENİN GİBİ DÜŞÜNMÜYOR": "doğru", yanlış", "iyi", kötü","toplum", "millet" gibi kavramlar sonuçta -kendi başlarında kullandıklarında- "soyut" kavramlardır. Bu kavramlarla 'sonuç'lara varmadan kararlar almak, bilime ters düşer. Çünkü bilim, soyuttan somuta giderek sonuçlara varır. Yani bilim ancak, 'istenen sonuç(lara) vardıktan sonra konuşur, öncesi "kurgu"dur. En çok, 'kurgu' ları "doğru" olarak kabul edenler yanılgılara düşer. Bu yüzden, 'sonuca varma' sabrını gösteremeyen, sadece, "kurgu"ları konuşan bir toplum oluşturduk...

3. "TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR": Kişinin toplumdaki "rol"ü, "statü"sü çok önemlidir. Hele, dilimizde, "ağzından çıktığını kulağın duysun" gibi, öğretici, hepimizin ders alması gereken bir sözümüz varken; kulaklarının duymadığı şekilde konuşan "STATÜ" sahipleri, toplumları yanlış yönlere çekebilirler. Benim, "taraf" olmamı isteyen kişiler veya kurumlar, özgürlüğüme 'ipotek' koymak, dolayısıyla 'onun veya onların çıkarlarına uygun olarak çalışmam'ı isteyen kişiler veya kurumlardır ki, bu, doğanın tabiatına aykırı bir tutumdur. Çünkü, İnsan, en çok özgürlüğüne düşkün bir varlıktır. Kendi isteğiyle "taraf" olmak ise, tamamen bu durumdan farklı bir durumdur. Kişi, kendi isteğiyle istediğini -yasalara uygun olarak- yapabilir. (Yasalara uymadan yapılan davranışlar da olabilir ki, bunun da sonucuna yapan katlanır). Büyüklerimiz, kendi isteğimiz dışında "taraf" olmamız için, yumuşak karnımızı alet olarak kullandılar; kendi göbeklerini kaşımak için, sömürülerine bizi de yıllarca alet ettiler. Öyle ki, sömürü, hemen herkes için artık alışkanlık halını aldı...

4. "TOPLUM" OLABİLMENİN "OLMAZSA OLMAZ" KURALLARI VARDIR: Bu kurallar, ortaklaşa alınan yasal kurallardır. Bu kurallara uymamak, toplumun başıboş, sürüler halinde, 'yığınlar' şeklinde yaşaması demektir. Toplumu bir arada tutan bu 'ortak payda'dır. Bu paydanın dağılması toplumu, herkesin "gücü" oranında, (ki bu güç, 'kaba güç', yanlışa-doğruya bakmadan yönlendirici 'fikir gücü', parasal güç,'dini güç', 'milliyetçilik gücü'...vb.gibi güçlerdir) "PAY" kapma savaşına sürükler, toplumu koruyan hukuk kaybolur. O zaman da, bunun adı "ulus" değil, "cemiyet"lere ayrılma" olur. Cemiyetleşmeye doğru hızla yol almaktayız...

5. BU YAZILANLARA, "AKIL VERİYOR -ÖĞRETİYOR-" DEYİP, YAN ÇİZENLERİMİZ ÇOĞALDI: "Öğretme"yi (ki bu, kitaptan öğrenme de olabilir -belki de bu yüzden okumayı sevmiyoruz-), demokrasinin bir "BASKI UNSURU" olarak görenlerimiz çoğaldı. (Ankara'da öğretmenlerimizin bile polislerimiz tarafından tekme-tokat aşağılanmasını başka nasıl izah edebiliriz?)

6. KENDİ KÖTÜLÜKLERİNİ GÖRMEYENLER, BAŞKALARININ İYİLİKLERİNİ DE KÖTÜLÜYOR OLDULAR: Yıllardır siyasi liderlerimizin ağızlarından, kendi egosal- birbirlerine üstünlük taslama- dışında, sadece ülke sorunlarıyla ilgili bütünsel bir konuşma yaptıklarına şahit olanınız var mı? Birbirlerine sataşmadan konuşan bir lider gördünüz mü? Biri, bir şey söylese, diğeri hemen onu kötülüyor. Yani, biri lokum derken diğeri b...; töbe töbe!... Böyle bir ülkede "bütünlük" sağlanır mı?

7. AKADEMİSYENLERİMİZ SUSTURULDU; YERİNİ, "BİLİNMEZLİĞİN MÜCİZELERİ" Nİ KONUŞANLAR ALDI: "Sevgili halkım, bilinmezliğin mücizeleri çok olur; hadi, hep beraber bilinmezliklere kucak açalım, belki oralar bizi "ADAM" eder!..."

Alaettin Morgül / 18.04.2012

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Asıl sorunun davranışsal ayrıntılarını ele alan son derece güzel ve toparlayıcı bir analiz olmuş. Ve maalesef hepsi de doğru.Üstelik sadece siyasette değil toplumun her kesiminde, ki burada bile işte, bu davranış ve tutumların hepsini hem de istisnasız aynen görmekteyiz. Uyarılar da bir işe yaramıyor.Hatta daha da sinir bozucu bir hale doğru ilerliyor. Bilmiyorum ne olacak böyle bu işin sonu. Yani tamam insan akılsızdır, kötüdür, çıkarcıdır, bilmez cahildir şudur budur ama bu kadar da değil. Bu kadar da olmaması lazım. Cidden aklım almıyor artık bu denli bir çığrından çıkmışlığı aymazlığı. Bendeki de akıl alideki velideki de akıl, bu kadar fark olamaz yani, olmamalı. Benim sizin gördüğünüzü, benim sizin düşünebildiğimizi hem de alenen apaçık ortadayken bir şeyler, adam/kadın göremiyor, düşünemiyor. Hatta hatta dikkatini direkt o noktaya çektiğimiz halde dahi.Bu kadarı gerçekten hayret bir şeydir.Hakikaten çok ilginç.Şu ana kadar hiç yaşanmamış çok farklı bir süreçteyiz "aklın yittiği".

Filiz Alev 
 25.04.2012 4:42
Cevap :
Davranışlarını kendi çıkarları üzerinden düzenleyenler, başkalarının çıkarlarını düşünmezler...Oysa, demokrasi, başkalarının çıkarlarının başladığı yeri bilip, orada durabilme erdemini gösterebilmektir.. Bu, aynı zamanda "AHLAKSAL" bir kuraldır da... Ahlak adına 'ahlakı; demokrasi adına 'demokrasi'yi katleden bir "yığın toplumu' oluşturduk; tüm kavramlar altüst olup, kafalar tersine çalışır oldu. Yoksa, herkes, "akıl yolu"nun bir olduğunu bilir; bilir de, kullanımını -çıkarı uğruna- başkalarına (siyasilere) kiralar. (inancını bile!). İlginize teşekkür eder, saygılar sunarım.   26.04.2012 17:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 213
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1069
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster