Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '10

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
4487
 

"İlk aşkını" tam 35 yıl bekledi!...

"İlk aşkını" tam 35 yıl bekledi!...
 

Liseli aşkı, yıllar yılı hep "ilk aşk" olarak kaldı. Daire içinde âşıklar. görülüyor.


 

Yaşanan ilk aşk’ların yularından tutup, sağlam kazığa bağlamadıkça, o aşk, sonradan buhar olup uçuyor.

Onların aşkı, çocukluk aşkı. Emekliye emekliye liseye kadar gelmiş, Orada terfi ederek “ilk aşk” olmuş.

İyi de; bu aşk, orada da, hiç terfi etmemiş mi? N’olmuş? Yerinde mi saymış. İlk aşk’ın sahipleri, mecburiyetlerle “uzatmaları” oynamışlar karşılıklı. İçleri yana yana. Taraflar, biri Almanya’da, diğeri Türkiye’de evlenmişler, boşanmışlar amma, elleri hep şakaklarda kalmış, inmemiş oradan. Hep o eski sevgili, hep o “ilk’ler” aranmış.

Şimdi sizler de  bir düşünün bakalım. Herkesin ilk aşkı vardır hayatta. Bir gün karşınıza çıkıverirse n'aparsınız? Eğilin de kulağınıza söyleyeyim: " Yeniden doğarsınız"  Her halde "bir hoş" olursunuz. Gözlerinizi ayıramazsınız. Yüreğiniz çarpmaklı olur. Bu aşk, aşkların hiç birisine benzemez. İki kişi arasında, rengi belli olmayan kumaş gibidir bu aşk.  Taraflar  sevda dokur, aşk dokur o gergeflerde. Batırılan her iğne, geçiirilen her iplikten  aşk damlar tıp tıp diye. Ama bundan tarafların haberi olmaz. İçin için  ağlar kalpler.

İşte aşkların en güzelidir bu aşk. Aç kalır, açıkta kalır, sürünür ama, yine de kuyruğu dik tutar, aşkı uğruna. Hiç de unutmaz. İlk aşkların mukaddesliğii de zaten buradan başlar. Doğuştan  asaletlidir. Dokunulmazlık zırhı taşır.

Bir de "çıtlatılmamış ilk aşk'lar" vardır ki, çok hazizndir. Taraaflar, ayrı ayraı yerlerde, birbirinin varlığındana habersiz acı çekerler.. Acı çekmeseler de, mazinin sayfaları karaıştırıldığında,  "keşke açılsaydım" diye iç geçirir taraflar... Bu "keşke'ler çare de değildir. Onları ancak, bir araya gelmeleri paklar. Şart hale gelir üstelik. İşte aşk ve ve işte  aşkın saygısı da budur.

İlk aşk. Söylemesi bile güzel. Her şeyin ilk'inde bir güzellik vardır. Yıklar geçse  solmaz, sararmaz. İçin için, gizli gizli dokunuşları vardır. Binbir göz emeği, nefes gücü vardır o  dokunuşlarda.

 Kuşadası Sara Otelde rastladık çiftlere. Sara Hanım, bizim M.Blog yazarlarımızdan. “ Sen bunları çek, diyor, Romeo Juliet gibiler” diye.

Dinledik onları.. Çağlayan Erdoğan Uçkun çiftini.

 İlk aşk…Unutulmaz. İzi kalır insanda. Hele hele “unuttum” deseniz de, “hatırlamak” tır aslında. Kalbinize hükmedemezsiniz. Kalbiniz madik atar size. Kalbinizle iyi geçinmeniz gerekli. Unutsak da “iz’i” kalır. O ilk aşkımızın.

Onların aşkı, çocukluktan başladı. Lisede de devam etti İzmir’de. Bir türlü filizlenemedi bu aşk. “Zaman” denilen o “soğuk” vurdu goncasını.

 Biri Almanya’da, biri Türkiye’de, birbirlerini düşündüler, birbirlerinden habersiz. Kadın evlendi, çocuklarının isimlerinin baş harfini, sevdiği ilk aşkının harfleriyle başlattı. Erkek de, kadın gibi evlendi bir başkasıyla, o da boşandı. İlk aşkı gözünün önünden gitmiyordu çünkü.

Tam 35 yıl geçti aradan. Taraflardan biri Almanya’dan geldi. Çiftler, yatılı okullarının, eski mezunlar gecesinde, yine bir araya geldiler. Bu sefer gözlerinin içlerine baka baka, birbirlerine sevdiklerini söylediler.

 İlk aşkları, 35 yıl sonrası verdi meyvesini, oldu bu aşkın adı şimdi “son aşk” Ama daha bitmedi. Çağlayan Hanım, daha 4 yıl sonra emekli olacak Almanya’dan. Ondan sonra Türkiye’ye gelip birlikte olacaklar temelli.

Peki şimdi niye olamıyorlar? Alman Konsolosluğu vize vermiyor. Eşi olsa dahi. “ Aile birleşim planına tabi” imiş. Çok iyi Almanca da istemişler kendisinden. O da tutmuş 2 ayda Almanca’yı Goethe Enstitüsü Türkiye bürolarından öğrenerek mezun olmuş. Ebedi vuslat izni, yılbaşından sonraya kalmış şimdi.

Aşkı uğruna “ Okyanusu geç deseler, geçerim” diyor Erdoğan Bey. Sorduk. Lisedeyken, birbirinize açılmadınız mı? Bir ömür niye beklediniz?” dedim. Güldü. “Liseli aşkı işte, birimiz birimizin gözüne aşık oldu, diğerimiz de bakışına. Sevgilerini dahi fısıldayamamışlar. Aradan 35 yıl geçmiş, ilk aşklarını yaşatıyorlar şimdi. İlk aşkları olmuş şimdi son aşkları. Sıkı sıkı tutuyorlar.

Esasında ilk’leri oynuyorlar ama, bunu bu zamana kadar taksitlere yaymışlar. Okul mezuniyet gecesinden itibaren birbirlerini kaybetmişler. Tam bu sırada, başka bir yıl, mezunların gecesinde buluşmuşlar. Bir türlü açılamamışlar birbirlerine. Bu ne iş?!

 Hele durun, çile bitmedi. Ebedi vuslat için temelli birleşmelerine daha 4 yıl var. Hanımının emekli olmasını bekliyor. Kendisi gidip gelecek Almanya’ya. Burada kendisi madencilik yapıyor. İşleri yoğun. Aşk yuvalarını şimdiden hazırlamış Erdoğan Bey.

Çeşit çeşit aşklar var. Orta şekerli aşklar, büyük aşklar, olanaksız aşklar, plâtonik aşklar, romantik aşklar, veresiye aşklar, taksitli aşklar ve ilk aşk’lar.

35 yıl sonra ha?!

Ört ki, ölem!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu öyküden film de çıkar,sayfalar dolusu roman da...Şimdi tadını çıkarsınlar...Tam zamanı...Bu gizemli olayı topluma sunan kalemine gönlüne sağlık üstadım...Mutlu ve huzurlu yıllar...

Mesut Selek 
 29.12.2010 13:16
Cevap :
Milliyet Blog'un bakan, değil, gören göze ihtiyacı var. Şükür o da sizde var. Ben yazıyı kısa kestim. Daha ne naneler de vardı. Filmler hep böyle doğuyor. Yeter ki yönetmen iyi olsun. Selam ve teşekkürler. Yeni yılınızı kutlarım.  29.12.2010 16:23
 

Hayat böyle bir şey işte, biz de "mutluluklar dileriz" kendilerine...Selamlarımla...

Yurdagül Alkan 
 28.12.2010 12:52
Cevap :
" İşte böyle bir şey!" Selamlar  28.12.2010 15:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 888
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster