Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '12

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
1112
 

‘Kocaman’ bir psikolojik travma: Aykut Kocaman olayı!

‘Kocaman’ bir psikolojik travma: Aykut Kocaman olayı!
 

Görsel Kaynak: www. miliyet.com.tr


Bilindiği üzere, Fenerbahçe futbol takımında Spor Toto Süper Lig'in ilk devre son haftasında yaşanan Kardemir Karabükspor hezimeti sonrasında (takımın bu maçtaki performansına sinirlenen tribünlerdeki) çok sayıda sarı-lacivertli taraftar, teknik direktör Aykut Kocaman'ı ve yönetim kurulunu istifaya çağırmıştı. Tribünler adeta ikiye bölünürken, Kocaman ve yönetimi istifaya çağıran taraftarlara, tribünlerin diğer bölümlerinden tepkiler yükselmişti. Öfkeli taraftarlar tribünlerde, ''Koskoca Fener'i ne hale getirdiniz'', ''Aykut istifa'', ''Yönetim istifa'', ''I Love You Alex'', ''Aziz Yıldırım anons yapsana'' şeklinde tempo tutmuş ayrıca Atletico Madrid'te forma giyen Fenerbahçe'nin eski futbolcusu Emre Belözoğlu'na da tezahüratlarla sevgi gösterilerinde bulunmuştu.  Maç esnasında Kuyt'ın attığı Fenerbahçe'nin tek golüne de takıma tepkili tribünlerden yuhalama sesleri yükselmişti.

Maçın ardından Teknik Direktör Aykut Kocaman, "Yaklaşık 2,5 yıldır çok şerefli bir görev olan Fenerbahçe Teknik Direktörlüğünü yaptım. Bizim gibiler için, hemen her yerde bu formanın özellikle bir şekilde prestijini ve kredisini kullanmış insanlar için zirve burasıdır. Burayı yaşadım. Ancak açıkçası bunu devam ettirebilecek gücü hissedemiyorum kendimde. Bu maçla beraber Fenerbahçe'deki görevime son veriyorum... Bu şerefli görevi burada bırakıyorum. Herkese çok çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullanarak istifa kararı aldığını açıklamıştı.

Taraftar tepkisinin ana neden olarak belirtildiği fakat 3 Temmuz 2011 süreci sonrasının birikimli yorgunluk izlerini taşıyan bu duygulu istifa isteğinin ardından, gerek Başkan Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri gerekse tüm futbolcular ve önemli bir taraftar çoğunluğu Kocaman'ın istifasını kabul etmeyeceklerini belirterek kendisine destek olacaklarını vurguladılar. Bu gelişme sonrası sert gelgitler yaşayan Kocaman’ın, ailesinin de büyük baskısıyla istifa kararının arkasında durmaya karar vermesine rağmen -dün Kulüp binasında yapılan yönetim kurulu toplantısının ardından yapılan açıklamayla- görevine yeniden devam kararında mutabakat sağlandığı açıklandı.

Aykut'lu Fener derken...

Fenerbahçe'nin Lig tarihinde en çok gol atan (140 gol) efsanevi futbolcusu olan ve (2009–10 sezonunda son haftada kaçan şampiyonluk sonrası Daum'un gönderilmesiyle onun yerine Sportif Direktörlük görevinden ayrılarak) teknik direktörlüğe getirilen Aykut Kocaman'la ligin ilk yarısında kötü bir yarı yıl geçirip liderin 9 puan gerisine düşülse de ikinci yarıda 17 maçta 16 galibiyet ve 1 beraberlik alınarak averajla Trabzonspor’un önünde 2010/2011 sezonu şampiyonluğuna ulaşılmıştır. Fenerbahçe bu şampiyonlukla ligde 18 kez şampiyon olarak ligin en çok şampiyon olan takımı unvanını ele geçirmiş, ayrıca 29 Yıllık bir aradan sonra da 2011–2012 sezonunda Türkiye Kupası kazanılmış, Süper Lig şampiyonluğu da yine son maçta bir puan farkla G.Saray’a kaptırılmıştır.

2012–2013 sezonunda UEFA Avrupa Ligi'nde bulunduğu C grubunda 6 maçta 4 galibiyet 1 beraberlik 1 mağlubiyet alarak 2010'ndan sonra Türk takımlarının Avrupa Kupalarında en çok puan toplayarak gruptan çıkan takımı olan Fenerbahçe’de Aykut Kocaman daha önce de Türkiye Kupası’ndaki Yeni Malatyaspor, sezon içinde de Kasımpaşa yenilgisi ardından da benzer bir noktaya gelmişti.

Zor dönemde yaşanan bu başarılara rağmen başta efsanevi futbolcu Alex olmak üzere Emre Belözoğlu dâhil birçok önemli futbolcuyla ilişkinin kesilmesi, oynanan futbolun çoğu zaman keyif ve tat vermemesi seyircide belli bir birikimli gerginlik de yaratmıştı.

Buradaki başarı ve başarısızlık algısı objektif ve sübjektif bakışlara göre kişiden kişiye değişebilir. Bu da olağandır. Ama birkaç ay içinde Başkan hapse girdi, "en büyük başkan bizim başkan. Başkanlar ölmez vs…" Başkan ve Teknik Direktör Alex'i gönderince bu kez, "En rezilbaşkan bizim başkan. Başkan istifa, teknik Direktör istifa vs…"  sloganlarıyla saf değiştirilmekte! Bu durumlar kanımca maalesef psiko-somatik emareler göstermekte… Kişi önce takımı sonra kişileri tutmalı. Hele de böylesi tarihsel geçmişi ve başarıları olan köklü ve güzide kulüplerde…  

Fakat meçhul olan konu şudur ki;

Aykut Kocaman'ı ve yönetim kurulunu istifaya çağıran Fenerbahçeli taraftarların

Ne kadarı kendi işlerini mükemmelen –ya da en az A. Kocaman kadar- yapmaktadırlar? Ve bu durum ne derece süreklidir?

Ne kadarı yaptıkları işlerde benzeri durumlar karşısında istifa isteğini, cesaretini gösterebilirler?

Ne kadarı işleri yanı sıra prensipleri olan, ailelerine düşkün iyi birer insan ve iyi birer aile reisidirler?

Tribün rahatlığıyla değil de kendisiyle yüz yüze gelseler kaçı Kocaman'ın yüzüne bu şekilde bağırabilir?

Temel neden, psikolojideki yansıtma kuramıdır!

Kendisine yakıştıramadıklarını başkalarına yakıştırma. İnsanların iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma aracıdır. Kimi insanlar kendilerinde var olduğu halde kabul etmek istemedikleri nitelikleri başkalarında görürler ve eleştirirler. Örneğin kendisi dedikoducu olan bir kimse başkalarını dedikoduculukla suçlar. Bu, normal olabildiği gibi hastalıksal (patolojik) de olabilir.

İçe yansıtma, bireyin bilinçdışı bir işlevle çevredekileri benimsemesi, benliğine sindirmesidir. Böylece anne, baba ve çevredeki diğer kişilerle ilgili imgeler, tasarımlar ruhsal yaşantının içine alınır. Kişiliğin temel öğeleri haline getirilir. İçe yansıtma sonucu kurulan duygusal bağlantı çok aşırı olursa kişi kendi gerçekleri, yetenek ve olanakları dışında ve üstünde, çevresindeki bütün sorunları benimser, onlara karşı aşırı duyarlık gösterir. Hepsini çözmek için çabalar. Bu nedenle sürekli kaygı ve gerilim içinde olur. Böylece birey başkalarının kaygı ve gerilimini benimseyerek kendi kaygı ve geriliminden kaçıp uzaklaşmaya çalışır. Burada benimsenen kaygı tutulan futbol takımının başarısızlıklarıdır.

Dışa yansıtma, insanın kendisinde görmek istemediği eksik, yersiz davranışları, beğenmediği duygu, düşünce, istek ve amaçları başkalarına ya da çevresine yüklemesidir. Burada iki tür davranış söz konusudur. Birinde kişi beceriksizliğinin, yetersizliğinin, başarısızlığının nedenlerini başkalarında arar. Okulda başarısız olan genç bu durumdan ana babasını, öğretmenini sorumlu görür. Ya evde kendisine çalışma olanağı verilmediğini ileri sürer ya da öğretmeninin kendisine taktığından söz eder.

İkinci yansıtma biçiminde kişi kendisinin olumsuz, çirkin, hatalı istek ve tutumlarını başkalarına yakıştırır. Kimi kez dışa yansıtma düzeni iki kişi arasında karşılıklı olarak işler. İki taraf da bütün çirkin ve kötü gördükleri yanlarını birbirlerine yansıtırlar. Bu durumda ilişki kurup sürdürme olanağı kalmaz. Bir sınır içinde kişiliği kaygıdan koruyan, kişilik gelişmesinde olumlu katkıları olan bu düzenleme, aşırı ve sürekli olursa kişinin kendisini doğru tanıyıp değerlendirmesini bozar. Ruhsal hastalıklarda dışa yansıtma, algı ve düşünce sapmalarına, halüsinasyonlara ve taşkınlıklara neden olur. Tribünlerde yaşanan taşkınlıkların önemli ölçüde kaynağı kanımca bu mahiyettedir.

Ben olayı daha çok bu açıdan, psikolojik yansıtma açısından değerlendirmekten yanayım.

Öte yandan;

Futbol dev'asa bir şekilde endüstrileşirken taraftar da müşterileştirilmekte, zaman zaman hastalıklı talepleri ekonomideki şımarık müşteri talepleriyle eşdeğer bir konuma doğru hızla yükselmektedir!

Ve takdir edersiniz ki günümüzde futbol (çok yüksek yayın gelirleri, ürün satış mağazaları, konforlu stadlar, sponsorluklar, medya ayağı ve astronomik transfer ücretleriyle) büyük bir endüstri haline gelirken taraftarlar da müşterileştirilmekte ve takımlar arası rekabet - öncelikle forma aşkından çıkıp- firma rekabetine dönüşmekte! Her büyük futbol klübü piyasada monopol (tekel) -yani hep şampiyon- olmak istemekte! Bu mantık ortamı sürekli geren oldukça hastalıklı bir mantık... Ve bu mantık kanımca hergün bir yenisini gördüğümüz sürtüşme, polemik ve arayışların da temel kaynağını oluşturmakta!  

Bu çerçevede;

Olası yeni bir başarısızlık halinde –onca taraftar bir anda iyileşemeyeceğine göre- benzer durumun yeniden yaşanma olasılığını çok yüksek görmekteyim. Klüp başkanı ile aralarındaki önemli kişilik ve diyalog farklılıkları ise tam bir saatli bomba izlenimi vermekte! O nedenle eğer gerçekten kalıcı olmak istiyorsa Aykut Kocaman'ın psikolojik direnç düzeyini yükselmesi, alınganlık düzeyini de en aza indirmesi gerekmekte... 

Diğer yandan olay medyaya son derece duygusal karelerle aksettirilse de kişisel  izlenimim, olası daha da olumsuz durumlara set çekmek amacıyla, sağduyu çerçevesinde  sağlanan son mutabakatın ancak sezon sonuna kadar olan bir süreyi içerdiği yolundadır!

İ. Ersin Kabaoğlu

27 Aralık 2012, Ankara

izmirli doksanyedi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Futbol açısından çok güzel bir yazı. Bir o kadar da düşündürücü. Yorumlarıda okudum. Ne zaman toplum olarak fanatizmden kurtulacağız acaba diye düşündüm. Akıl denen melekemizi nefis denen (egoda denebilir) olumsuzluğun önüne koyabileceğiz. Başarıları kabul ederken vebunun sayısı çokken arada olan başarısızlıklara bu hazımsızlık niye diye sormadan edemiyorum. Saygılar ve iyi yıllar..

hssensoz 
 01.01.2013 1:11
Cevap :
Futbola yönelik diye başlayan dolayısıyla hayatın kendisine yönelik olarak da anlamlı bir mesaj içeren değerli yorumunuza içten teşekkürler Selçuk bey... Mutlu, sağlıklı bir yıl dileğimle...  02.01.2013 10:51
 

Yani siz demek istiyorsunuz ki, anladığım kadarı ile, forma alan , şapka alan, kombine alan müşteriler bunun karşılığında şımarık müşteriler gibi olmayacak taleplerde bulunuyorlar. Ve siz demek istiyorsunuz ki, kişi önce kendine baksın Aykut Kocaman’ı kendi ezikliklerine veya hezeyanlarına mundar etmesin. Sorarım size o zaman insanlar bu ülkede neyi eleştirecek ? Herkes kendini sorgularsa o zaman başbakan ya da diğer siyasiler Obama Putin Esed CIA MOSSAD KGB her kim ve kuruluşsa dünyanın sütten çıkan ak kaşıkları olacak öyle mi? . Peki nasıl işin içinden çıkacağız. Aykut Kocaman’ı beğenmemekle aile babalılığının arasında ki bağı da anlamış değilim. Ben Aykut Kocaman’ın bu takıma vizyon verecek bir şahsiyet olmadığını düşünüyorum ve aynı zamanda da iyi bir aile babası, iyi bir eş ve iyi bir vatanseverim. Söylediğiniz sıfatlarla her hangi bir olaya tepki koymak arasında ki psikolojik bağı bulmak da benim şu an psikoloji mi bozdu! İstikrar ama neye ve hangi kritere göre istikrar? Oyun felsefesi ve kurgusu ile tamamen iflas etmiş bir düzen , aynen bahsettiğiniz gibi şımarık kız çocukları gibi sürekli pahalı hediyeler isteyen EURO düşmanı bir transfer anlayışı ve bunun karşısında sakin umarsız ya ya ya şa şa şa Aykut Hoca çok yaşa terennümleri bekleyen akil ruhlar! Aile reisliği iyi insan olma işini adam gibi yapma skalaları eğer Aykut Kocaman için önem arz etseydi Alex gönderilmezdi!!! Sizin mantığınız da ilerlersek o zaman Aykut Kocaman’ın sahada ki her futbolcu kadar koşması lazım, futbolcuların değerini ölçerken. Kusura bakmayın kimse bana milyon euro vermiyor? Ve kimse bana Fenerbahçe’nin yönetimsel anlamda yaptığı garabetlerin nedenini sormuyor? 30 Milyon taraftarı olan bir güce sahipseniz bedellerini de ödemeniz gerekir, sevaplarını aldığınız gibi. Yine söylüyorum gitmeliydi taraftarın gözünde dik , düzgün kişiliği ve saygınlığını kurtarabilirdi şimdi beceremediği antrenörlük payesine dansözlüğünü de kattı. Sizin örnek diye lanse ettiğiniz şahsiyet kaç kez isti

Cumhur Milletoğlu 
 28.12.2012 14:34
Cevap :
Konu hakkındaki duyarlılığınızı anlıyor, uzun yorumunuzda yer alan ve haklılık payı olan bazı bölümlere de katılıyorum Necati bey. Aslında futbol yazmam. Bu yazıyı yazma nedenim de çok değerli dostum Ata Kemal Şahin'in sizin "Bük-emediğin eli Karabük!" başlıklı bloğunuza yazdığı yorumun etkisiyledir. Yani oluşmasında dolaylı ve farkında olmadan katkınız var:) Öncelikle belirteyim ki; A.Kocaman'ın Fenerbahça'deki Teknik Dir.nün başarılı olup olmadığı konusunda net bir yorum yapmadım. Verileri ortaya koyarak bu konudaki görüşün değişken olabileceğini vurguladım. Benzer(ekonomik-siyasal sistemin hasta ettiği) insan profillerinin siyasette de (özellikle seçimler öncesi micro-ganimet döneminde)sıkça göze çarptığını da(siyasetle kurduğunuz bağlantı nedeniyle)belirtmek isterim. Tabii ki, sizin gibi çağdaş-bilgili-eli iyi kalem tutan- örnek aile reisleri istisnaları teşkil etmekte.Bu istisna alanının çapının sanılandan daha büyük olduğu konusunda haklı olabilirsiniz. Eleştirilerinize tşk.-slm.  29.12.2012 13:41
 

psikoojik bir analiz hem de futbol üstüne!...*Alex gitmiş miş Emre gitmiş miş eee noolmuş yani...Rıdvan da gitti Sinyor da Lefter de gitti..."çubuklu"dur asıl mevzuu gerisi teffrruat...Aykut da gidecek nasılsa ama sezon sonu olmasında yarar var ki çok sular akar çim sahların altından üstünden:)))*...eyvallah...kutlumutlu yıllar dost...

nedim üstün 
 28.12.2012 12:56
Cevap :
Evet... Sadık, doygun ve bilinçli taraftar için " çubuklu'dur asıl mevzuu gerisi teferruat..." Sana da kutlumutlu yıllar dost, sana da...  28.12.2012 13:46
 

Kıymetli Yazarımız Ersin Kabaoğlu: Yarım Asırlık Fenerbahçeli olarak Bu siteye üye olduğumda esas amacım maç yorumları diye bilgi vermişim,evet öyleydi ancak Türkiye'de futbol artık gayesinden uzaklaştığı için,bazen Sayın Turgut Çelik,Engin Altunışık ve Mesut KARİP için ara sıra bir kaç satır yorum yazıyorum.Sizin yazınıza yorum yapmamak yazınızı okumadım demek olacağı için yorum yazmaya karar verdim ama yine yorum sayılmayacak peşinen özür diliyorum.Dünyada bir başka Kulübün Başkanı bir yıl hapis yatmamıştır,Dünyada hiç bir ülkede l7 takım tek takıma karşı cephe almamıştır,( Bu gün yabancı futbolcunun 11 maçlık cezası 4 maça inmiş Gs. ayağa kalkmış diye manşetler var )Fenerbahçenin içine düştüğü durum yılların verdiği acılar,iftiralar,Helvacılar,Arıboğanlar İnce ayarcılar,dışarıda olan içeride olan görünmezler düşmanlar,bu birikim irinli çıban oldu,Fenerbahçe Pendik'e yenilmişti,Karabük'e yenilmesi önemli değil,yeterki Temel sağlam olsun,Selam ve saygılar sunuyorum..

Mehmet Burakgazi 
 28.12.2012 0:23
Cevap :
Değerli hümanist yazarım Burakgazi... Bu değerli sitemize bu amaçla üye olduğunuzu bilmiyor, ara sıra futbol yorumlarınızı görmeme rağmen böyle bir durumu tahmin etmiyordum. Sürpriz oldu. Takdir edersiniz ki günümüzde futbol -dev yayın gelirleri, ürün satış mağazaları, konforlu stadlar, sponsorluklar, medya ayağı ve astronomik transfer ücretleriyle- büyük bir endüstri haline gelirken taraftarlar da müşterileştirilmekte ve takımlar arası rekabet -forma aşkından çıkıp- firma rekabetine dönüşmekte! Her büyük takım piyasada monopol (tekel) -yani hep şampiyon- olmak istemekte! Bu mantık ortamı sürekli geren oldukça hastalıklı bir mantık... Ve bu mantık kanımca hergün bir yenisini gördüğümüz sürtüşme ve polemiklerin de temel kaynağı... Klüp ayrımı yapmıyorum, tüm satıhta neler ekiliyorsa onlar biçilmekte diyorum. İçten teşekkürler, sonsuz saygı, sevgi ve selamlarımla...  28.12.2012 11:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3203
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2343
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster