Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
16692
 

“Kopenhag Kriterleri” nedir? AB, gerçekte Türk Ordusu ve Yargısının vesayetini mi istemektedir?

“Kopenhag Kriterleri” nedir? AB, gerçekte Türk Ordusu ve Yargısının vesayetini mi istemektedir?
 

AB ne istemektedir? Vazoda kendi vitaminleriyle besleyecekleri bir süs bitkisi mi?


Toplumumuzda çok sık gündeme gelmesiyle birlikte; genelde içeriği fazlaca bilinmeyen “Kopenhag Kriterleri” açıklanacak ve Avrupa Birliği, Türkiye için dışarıya verilen görüntünün aksine, "Türk Ordu ve yargısının siyaseten etkin olmasını mı istemektedir?" soruna cevap aranacaktır. Önce meşhur Kopenhag Kriterleri;

-“22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

A. Siyasi kriterler

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların varlığı.

AB'ye girmeye aday ülkeler;

1.İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,

2.Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,

3.İnsan haklarına saygı,

4.Azınlıkların korunması

gibi dört ana kriter açısından değerlendirmeye alınacaktır.

-Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması,

-Hukukun üstünlüğüne saygı,

-İdam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması,

-Irk ayrımcılığının olmaması,

-Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması,

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır.

Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olması gerekmektedir.

B. Ekonomik kriterler

İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığının yanısıra Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunması.

Kopenhag Zirve sonuçlarına göre, ekonomi alanında işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı kadar, AB içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısı ile başedebilme kapasitesi de aranmaktadır.

I. Etkin bir piyasa ekonomisi için;

1. Arz - talep dengesinin piyasa güçlerinin bağımsız bir şekilde karşılıklı etkileşimi ile kurulmuş olması,

2. Ticaret kadar fiyatların da liberal olması, piyasaya giriş (yeni firma açılması) ve çıkış (iflaslar) için engellerin bulunmaması,

3. Mülkiyet haklarını (fikri ve sınai mülkiyet) içeren düzenlemeleri kapsayan yasal bir sistemin olması ve bu yasalar ile düzenlemelerin icra edilebilmesi,

4. Fiyat istikrarını içeren bir ekonomik istikrara ulaşılmış olması ve sürdürülebilir dış dengenin varlığı,

5. Ekonomik politikaların gerekleri hakkında geniş bir fikir birliğinin olması,

6. Mali sektörün, tasarrufları üretim yatırımlarına yönlendirebilecek kadar iyi gelişmiş olması gerekmektedir.

II. AB içinde rekabet edebilme kapasitesinin sağlanması için;

1. Öngörülebilir ve istikrarlı bir ortamda karar alabilen ekonomik kurumların makro ekonomik istikrarının olması ve bununla beraber işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı,

2. Alt yapı, eğitim ve araştırmayı içeren yeterli miktarda fiziki ve beşeri sermayenin olması,

3. Firmaların teknolojiye uyum sağlama kapasitesinin bulunması gerekmektedir.

Bu çerçevede rekabet edebilme derecesinin göstergeleri olarak, birliğe girişten önce birlik ile o ülke arasında belirli bir ticaret ortaklığının olması ve ülke ekonomisinde küçük firmaların oranı sayılmaktadır.

C. Topluluk Müktesebatına Uyum kriterleri

Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması.

I. AB'nin siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek:

Birliğin ortak dış politika ve güvenlik politikasına etkin bir katılım için aday ülkelerin buna hazır olması gerekmektedir. Ekonomik ve Parasal Birlik konusunda ise, merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomik politikaların koordinasyonu, İstikrar ve Büyüme Paktına katılım, merkez bankasının kamu sektörü açıklarını finanse etmesinin yasaklanması gibi konularda üye ülkelerin aldıkları kararlara katılmak gerekmektedir.

II. AB'nin aldığı kararlara ve uyguladığı yasalara uyum sağlamak:

1.Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı gibi ortaklık anlaşmaların da belirtilen şartlara uyum sağlaması,

2.Tek pazara geçişi gerektiren Topluluk müktesebatına uyum sağlanması,

3.Topluluğun tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji, taşımacılık, tüketici hakları, adalet ve içişleri, işgücü ve sosyal haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlardaki her türlü düzenlemesine uyum sağlanması.(1)

* * *

Bahsekonu kriterlerden anlaşılan;

-“22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş (MDAÜ) ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir..."

Denilmektedir ki, Biz AB olarak bir karar aldık. Genişleyeceğiz ve ilk olarak MDAÜ’leri de aramıza alacağız. Bilinmelidir ki, Tüm (aday) ülkeler açıklanan kriterlere uyacaklardır. Bu nedenle ve önemle; “Siyasi kriterlere uyumun katılım müzakerelerinin açılması için ön koşul olduğu belirtilmiştir. (2)

Tercümesi; Kurumlarının mevcut (siyasal) yapıları uygun olmayanlar AB girmeleri mümkün olmadığı gibi ilgili ülkelere katılım müzakerelerinin açılması da söz konusu değildir.

Peki, bu şart, TSK, TBMM, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Dışişleri bakanlığı veya diğer ilgililer tarafından bilinmezmi? Biliniyordur herhalde!

O halde demeyelim; Mademki bilirler, mevcut yapıyı neden değiştirmezler?

O halde demeyelim; Türkiye şartları yerine getirmediğinde Avrupa Birliği neden bu konuda tavır almamaktadır.

O halde demeyelim ki; Avrupa birliği, tüm MDAÜ ülkeleri ile yaptığı üyelik görüşmelerinde, ülkedeki kurum ve yasalarını A’dan Z’ye değiştirmek için ısrarcı olur ve bunun yaptırırken, neden Türkiye’de ısrarcı olmamaktadır?

Örneğin, asker ve yargı vesayetine neden ses çıkarılmamaktadır?

* * *

Aşağıda AB’nin hazırladığı 2008 ilerleme raporunun içeriğinden küçük bir alıntı yaparak ne demek istediğimizi açık olarak anlatalım.

………

2. Siyasi Kriterler

Bu bölüm Türkiye’nin demokrasiyi güvence altına alan kurumların istikrarı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıkların korunması konularını içeren Kopenhag Siyasi Kriterlerini karşılamaya yönelik ilerlemesini değerlendirmektedir…

 

Anayasa

İktidar partisi, diğer hususlar meyanında, Türkiye’nin temel haklara ilişkin uluslararası standartlara uyum sağlaması amacıyla, bir grup akademisyene 1982 Anayasası’nı gözden geçirme görevi vermiştir. Ancak, kamuya veya parlamentoya herhangi bir taslak sunulmamış ve taslağın tartışılması amacıyla herhangi bir zaman çizelgesi oluşturulmamıştır.

Bunun yerine, Şubat 2008’de Meclis, üniversite öğrencileri için başörtüsü yasağının kaldırılması amacıyla, Anayasa’nın 10. maddesi ( Kanun önünde eşitlik) ile 42. maddesinde (Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi) değişiklik yapmıştır. Anılan değişiklikler, iktidar partisi AKP ile muhalefetteki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Demokratik Toplum Partisinin (DTP) desteği ile kabul edilmiştir.

Muhalefet partileri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Demokratik Sol Parti’nin (DSP) başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, 5 Haziran 2008 tarihinde sözkonusu değişikliklerin Devletin laik niteliğine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle iptal edilmesine karar vermiştir. Azınlıkta kalan iki hâkim, Mahkemenin Anayasal değişiklikleri esastan değil sadece şekil yönünden inceleyebileceğini savunmuşlardır…

 

Yargı ve Güvenlik güçlerinin sivil denetimi

Ancak, Silahlı Kuvvetler, resmi ve gayrıresmi mekanizmalar vasıtasıyla önemli ölçüde siyasi etkinlik göstermeye devam etmiştir. Silahlı Kuvvetlerin üst düzey mensupları, Kıbns, Güneydoğu, laiklik, siyasi partiler ve askeri olmayan diğer gelişmeler dahil olmak üzere iç ve dış politika konularında sorumlulukları dışında kalan alanlarda görüşlerini açıklamışlardır.

Türk Silahlı Kuvvetlerin İç Hizmet Kanunu ve MGK Kanununda değişiklik yapılmamıştır. Bu kanunlar, Türk askeri güçlerinin rol ve görevlerini tanımlamakta ve ulusal güvenliği geniş şekilde tanımlayarak askerlere geniş bir hareket alam sağlamaktadır. Jandarma’nın üstlendiği sivil faaliyetlerde sivil denetiminin arttırılması konusunda bir gelişme olmamıştır…

Askeri bütçe ve harcamalar üzerinde Parlamento denetiminin güçlendirilmesi hususunda bir ilerleme olmamıştır. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu, Milli Savunma Bakanlığı bütçesini incelemektedir…

Anayasaya göre, Sayıştay, askeri harcamaların harcama sonrası denetimini yapabilmektedir. 2007’de, tüm askeri muhasebe ofislerinin %25’i denetlenmiştir. Ancak, Sayıştay, kabul edilmesi gecikmiş olan gözden geçirilmiş Sayıştay Kanunu kabul edilene kadar askeri mülklerin denetimini yapamamaktadır. Güvenlik kurumlarının denetimine imkân veren 2003 Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Yasası’nın yeterli bir şekilde uygulanması henüz sağlanamamıştır.

Genel olarak, savunma harcamalarının Parlamento tarafından denetimi ve askeri makamlar üzerinde tam bir sivil denetim konularında bir ilerleme sağlanamamıştır. Silahlı kuvvetlerin üst düzey yetkilileri, sorumlulukları dışında kalan alanlarda açıklamalar yapmışlardır.

 

Yargı Sistemi

Ayrıca, yargının, insan haklan ve temel özgürlüklere ilişkin mevzuat yorumlamalarının AİHS, AİHM içtihadı ve T.C. Anayasası’nın 90. Maddesiyle uyumlu olmasının sağlanması için çabaların arttırılmasına ihtiyaç vardır.

Yargının tarafsızlığı konusunda kaygılar sürmektedir. Yüksek düzey yargı mensupları kamuoyuna çeşitli vesilelerle siyasi yorumlar aktarmış olup, bu yorumlar ileride yargının tarafsızlığına gölge düşürecek niteliğe sahip olabilir. Yargının bağımsızlığı konusunda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) bileşimine ve yargı müfettişlerinin raporlama şekillerine ilişkin bir ilerleme sağlanamamıştır…” (3)

* *

Özetle; “Asker ve yargının sivil siyaset üzerindeki ağırlığı ortadadır.”

Peki, nerede kaldı aşağıdaki ön koşul?

-“Siyasi kriterlere uyumun katılım müzakerelerinin açılması için ön koşul olduğu belirtilmiştir. (2)

 

Burada âcizane görüşlerimizi ifade edelim;

Avrupa Birliği Türkiye’de gerçek manası ile ne halk egemenliği istemektedir;

Ne de Laik Anayasal düzen.

Peki, ne istemektedir?

Vazoda (köklerinden-değerlerinden değil)  sentetik vitaminlerle beslenen bir süs bitkisi…

Resim; cicekbakımı.com

(1) Vikipedi

(2) www.ikv.org.tr

(3) 2008 Yılı ilerleme raporu (Alıntı; stratejik Boyut)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlgi ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Kanaatimiz, AB'nin bize uzun vadede yarar getirmeyeceğidir. (Baskı grubu olarak ülkeye demokrasinin gelmesine yardımcı olmasının dışında) Neden karşıyız? Güçlü ülkelerin arasına, bilgi üretemeyen bir toplum olarak katıldığımızda (en azından şimdilik) arada eriyip yok olma riski vardır. Ki; onlarda bunu bilmektedirler. Bulgaristan'a gelince; asırladır yönettiğimiz ülkeden alacağımız değil, vereceğimiz bir şeyler olduğunu düşünmekteyiz. Doğunun mistik anlayışı; O anlayış, ne kadar inkar edilsede bugünkü batı medeniyetinin kaynağı, tetikleyicisidir. Anayasa; burada sadece saltanat el değiştirmiştir. Halen demokrasinin "D"si yoktur. Asker, başbakanları azarlamakta, dilediği zaman darbe yapmakta ve dilediği yasayı çıkararak (yargıya) zoraki uygulatmaktadır. Çocuğun adı hızır, çıplak gerçeğimiz budur. Sonuç; halk şehirleşmekte, zenginleşmektedir. Bunda sonra sıra herhalde dünyada, halk darbelerine gelmektedir. Sağlıcakla kalınız. 08.02.2010-11.02.2010

Canmehmet 
 22.02.2010 9:47
 

Asker ve özellikle yargının birincil, öncül, asıl ve fakat kapalı kapıla ardında olmadığı bir tek ülke bilmiyorum ben Mehmet Bey... Dünya gerçekleri ve standartları değişmeden bizimkiler değişmez, değişemez. Kanımca... Selamla...

Mehmet Sağlam 
 15.02.2010 16:01
Cevap :
Saygıdeğer Mehmet Bey, bilirsiniz, modernleşmiş bir çok ülke "asker toplum" anlayışından, bilgi toplumuna geçerek ülke yönetim ve korunmasında tam bir iş bölümüne gitmiştir. Ve Avrupa, Fransız ihtilalinden sonra da giderek asker toplum anlayışından uzaklaşmıştır. Ancak bizde ilginç bir durum vardır. Bilirsiniz, İttihat Terakki anlayışı, iktidara silahlı eylemle gelmiş ve bu devrin güçlü batılı devletlerince de desteklenmiştir. Gerek 1, gerek 2.ci dünya savaşının altında, dönemin güçlü (batı) ülkelerinin hammadde kaynaklarına sahip olan ülkelerin, sömürgeleştirmelerindeki paylaşım kavgası vardır. Ve burada en büyük paylaşılan parça da Osmanlıdır. Okuduklarımdan anladığım, son 100 yıldır bizde ne olmuşsa bölgede sömürgeleri olanların parmağı olduğudur. Özetle, olaylara kuşku ile yaklaşılmasında fayda vardır. Yazıya pencere açan yorumunuz için Teşekkür ediyorum. sağlıcakla kalınız.  15.02.2010 18:57
 

Tek para kullanan AB tüm devlet devletleşme sürecini yaşarken Türkiye katılmak istiyorsa onun bir parçası olmayı kabul edecek, bunu açıkça konuşmak gerek ancak AB nin almak gibi bir derdi yok. Temelde din ayrılığı ama daha bir çek nedenden, sevgiler...

Kadri KANPAK 
 12.02.2010 10:06
Cevap :
Değerli Kadri Bey, siz tüm meseleyi özetlemişiniz. "Onun bir parçasını olmayı kabul ederse..." Bu kadar zengin bir kültüre ve tarihe sahip bir devlet olarak bu kabul edilebilir mi? Mesele eşit şartlarda ortaklık olsaydı sorun herhalde olmazdı. AB, içine aldıklarını kendi kültüründe eritmek, yok etmek istemektedir. İlgi ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız. (yorumunuz, bize cevap tarihinde ulaşmıştır.)  17.02.2010 17:36
 

Ben, Türkiye'nin AB, AET iken sadece ekonomik kolaylıklar için başvuru yaptığını, Daha sonra siyasi birlik olunca isteğini askıya aldığını, yanlış icraatlarının sonucu darbe geleceği korkusu taşıyan hükümetlerin AB nin ipine sarıldığını düşünüyorum. Siyaseten AB ile Türk kültürünün uyuşmayacağını, bu nedenlede böyle hükümetler var oldukça sözde müzakerelerin süreceğini düşünüyorum. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 10.02.2010 15:04
Cevap :
Değerli İzmirli97, Bilirsiniz, devletlerde şirketler gibidir. Birinin güçlenmesi diğerinin fakirleşmesi anlamındadır. Bu nedenle devletler arasında büyük rekabet vardır. Bin yıl evvel Avrupalıların (haçlılar) Anadolu ve Ortadogu'ya yaptıkları seferlerin altında da, Amerika'nın Afganistan ve Irak'ın işgalinin altında da sadece sömürü anlayışı vardır. Ne kadar inkar edilse de, (Müslüman olarak) Türkleri AB'ye asla almayacaklardır. Onların derdi bizlerin hiçbir zaman güçlü olmamasıdır. Çünkü bizlerin kültüründe onlar gibi milletleri acımasızca sömürmek yoktur. Osmanlı 500 yıl Balkanlarda, 400 yıl Ortadoğu ve Afrika'daki ülkeleri Haçlılara sömürme imkanı da vermemiştir. Bize olan düşmanlıkların altında yatan gerçek neden budur. Çok iyi bilinmektedir ki, Avrupa ve ABD, dünyanın gözü önünde hem işgal ettiği ülkelerde katliam yapmakta hem de onları acımasızca sömürmektedir. Ve maalesef ülkemizde tarihi gerçekler çarpıtılarak verilmektedir. Yorumunuz için teşekkürler. Sağlıcakla kalınız  15.02.2010 10:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1019
Toplam yorum
: 2646
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1730
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster