Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
200
 

“Mele” tartışmaları

“Mele” tartışmaları
 

Son haftaların moda tartışması bu oldu. Hatta zaman zaman şike tartışmalarının bile önüne geçti.

Her şey Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bin kadar din görevlisi kadrosuna dışarıdan sınavla personel alınacağı haberiyle başladı. Hükümetin bu tasarrufuna ne yazık ki Diyanet İşlerinden de bir tepki gelmedi. Hatta bu girişim bir anlamda onay da aldı. Bunun sonucu da tartışmalar ayyuka çıktı.

***

Sevgili okuyucu, ben öğretmenlik mesleğine 1969 yılında başladım. İlk görev yerim olan Çavdar Köyü'nde güzel bir camimiz vardı da, minaresi yoktu. Cami avlusundaki bir ağacın üstüne bir tabla yerleştirilmiş, imam oraya merdivenle çıkar, ezanı okurdu.

O sene yeni bir imam göreve başlamıştı. Yaklaşık atmış yaşlarında, sessiz, sakin bir adamdı. Afyonlu olarak hatırladığım bu imam özellikle akşam ve yatsı vakitlerinde o merdivenden ağaca çıkamaz, ağacın dibinden ezanı okurdu.

İmam Efendi maaş almazdı. Köylü kendisine “hak” adı altında ürünlerinden verirdi. Zaten hergün ekmeği, yemeği verilirdi. Hak zamanı da imam dağ tepe dolaşır, bu hakkını toplardı. Çavdar'da o vakitler en azından yirmi hane, köyün dışında yaşardı. Bunlar besledikleri keçi sürüleri nedeniyle köye birer, ikişer saat uzaklıklarda evlerini yapmışlardı. İmam hak zamanı yaya olarak dağ tepe dolaşır, hak olarak verdikleri zeytinyağını büyük bir emekle taşıyarak köye getirirdi. Sonra da bu yağları satar ve parasını memleketine, çoluk çocuğuna götürürdü.

***

Daha sonra Afyon'un bir köyünde öğretmenlik yaparken de aynı uygulamaya şahit oldum. Orada köyden biri imamlık yapıyordu, ama yine aynı şekilde o da köylülerinden hak topluyordu.

Hoca namazı kıldırmanın dışında ders vermeye de çok meraklıydı ama, inanın anlattıklarının tutar tarafı yoktu. Daha çok cehennem ateşinin korkutuculuğunu vurgulayarak cemaati titretir, sonra da cennetteki hurilerden söz ederek sakinleştirirdi.

Birgün evine ziyarete gittiğimde bana nereden bulduğunu bilemediğim küçük film kareleri göstererek buradaki görüntülerin ne olduğunu sormuştu. Filmler çocukluğumuzda seyrettiğimiz “Baytekin” filmlerinden alınmış o zamanın uzay ve kurgu bilim kareleriydi. Geri verirken özellikle bilemediğimi söyledim. Kendinden emin bir bilge edasıyla, beni de adeta küçümseyerek açıklama yaptı.

Onlar cavurların tapınağı. Orada tapınıyorlar...”

O günün koşullarında, köyünün dışındaki dünyayı pek de tanımayan, bilgeliği de babasından öğrendikleriyle sınırlı bir kişinin yapısı gereği her şeyi dinle ilkişkilendirme anlayışıydı. Ne yazık ki onlar da toplumun en etkili öğretmenleri konumundaydılar. O zamanlar aydın ve bilge din adamlarının bu ülke için ne kadar önemli olduğunu düşünmüştüm.

***

Yıllar sonra Kayseri'de görev yaparken ilk kez İmam Hatip mezunu genç bir din adamıyla çalıştım. Allah selamet versin, pırıl pırıl bir imamdı. Zaman zaman çevresindeki yaşlılar tarafından boğulup kuşatılsa da, en azından öğretileri doğruydu. Onu görmek içimde umut ışıkları yaratmıştı.

***

Son olarak da Umurlu'nun bir dağ köyünde, Yukarı Kayacık Köyü'nde görev yapan bir din adamını örnek vermek istiyorum. Aslen Kuşadası'nın bir köyünden olduğunu öğrendiğim bu imam kardeşimiz de İmam Hatip mezunu ve çağdaş bir Türk imamının en güzel örneğiydi. İmamlık görevini yerine getirirken hiçbir şeyi sözde bırakmayan, anlattıklarını gerçek anlamda yaşayan ve yaşatan bir insandı. O dağ köylerinin ufkunu açmış, üretmeyi, ürettiklerini pazarlamayı öğretmişti. Suyun ve elektriğin önemini anlatarak her eve su ve elektrik alınması için çaba göstermişti. Okulun bile bütün su ve elektrik tesisatını sürekli denetler, muslukları değiştirir, arızaları tamir ederdi. Köyün tek kahvesinde oyun oynanmazdı. Haber saatlerinin dışında televizyon bile izlenmez, köylü boş saatlerinde ancak sohbet eder, bilgi paylaşımında bulunurdu.

Bu imam benim yıllardır hayal ettiğim, olması gerektiği gibi bir din görevlisiydi.

***

Şimdi tekrar “Mele”, yani molla tartışmalarına dönülmüş. İnanın ki neden diye sormaktan kendimi alamıyorum. Cumhuriyet Hükümetleri açtıkları İmam Hatip Okullarıyla ve de İlahiyat Fakülteleriyle bilge din adamları yetiştirirken neden onlara itibar etmeyip de dışarıdan istihdam ihtiyacı hissetti.

Bazı medreselerden söz ediliyor, Türk Eğitim sistemi içinde yeri olmayan böyle kurumlar mı var? Ya da yine bazı iddialara göre mezhepsel ihtiyaçlar mı söz konusu?..

Bu tartışmalar Türkiye Cumhuriyetine yakışmadı.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hocam dilinize ve yüreğinize sağlık. ben aydınlı bir öğretmen kardeşinizim. yazılarınızla ufkumu genişletmeyi umuyorum. inanın buna çok ihtiyacım var. özellikle de mesleğinin ilk yılında ülkenin en doğusunda bir ilde görev yaparken.

Ibrahim Ergi 
 21.12.2011 19:48
 

Anlatandan çok yaşayandan al haberi!!! Çok doğru ve güzel tespitler. Mantık patikasından hareket ederek sıralıyorum : Din adamı açığı var... Diyanet ve imam hatip mezunu işsizlerde var...Yapılması gereken belliyken neden böyle bir yöntem?!!! Acaba aydın yerıne yobaz mı arıyorlar?!!

Süleyman Akyürek 
 21.12.2011 11:35
 

O kadar güzel anlatmışsınız ki... Ve son cümle herşeyi özetlemiş! Yaşanılanlar hiç yakışmıyor Türkiye Cumhuriyetine, hem de hiç! Ellerinize sağlık. Sevgi ve saygıyla...

Haluk Seki 
 20.12.2011 23:26
Cevap :
Teşekkür ederim Sayın Seki.   21.12.2011 11:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 116
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 531
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

Emekli öğretmenim. Üç yıldır Söke Ekspres gazetesinde günlük yazılar yazıyorum. 2008 Yılında röpo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster