Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '12

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1959
 

"Sevişemeyince yazıyorsun(uz) değil mi?"

"Sevişemeyince yazıyorsun(uz) değil mi?"
 

deviantart.net'ten alıntı


4 yıldır oturmakta olduğum apartmanın mülk sahibi, kocasını yaklaşık 15 yıl önce kaybetmiş, ortalama 60’larında olup ama ne mihrabı ne de camisi yıkılmamış, benim diyen İstanbul şoförlerine taş çıkartabilecek çeviklik ve manevra kabiliyetiyle Range Rover’ını kullanan, başı örtülü, iri yarı bir kadın, Sümbül Hanım.

Taşındığım günlerde, hoş geldin demek için uğramış birlikte bir kahve içmiştik. Önce rahmetliyi anıp nasıl cabbar - cevval bir adam olduğundan dem vurarak başlamıştı. Ardından gittiği dini sohbetlerin uhreviyatı, maneviyatı, bilimum hissiyatı üzerine ballandırdı, dolandırdı lafı. Kocası öldü öleli gittiği Haç sayısı da umre sayısı da belirsizmiş. Bir de bir anlatışı var, nefes almadan. Sen sus, o konuşsun tipi!

Anladım ki genç yaşta kocasını kaybeden bu kadıncağız, onca para-pul, mal- mülkle orta yerde yapayalnız kalıvermiş. Bünyenin biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları da çeneye vurmuş.

Dinleyen birini bulmuşluğun memnuniyetinden olsa gerek, o günden sonra, durmadan iade-i ziyaretimi istedi ve kah kapıcı ile haber gönderdi, kah geldi bizzat kendisi söyledi. İlginçtir (!) ben bir türlü müsait olamadım bu ziyaret için. Fakat akıllı kadın. Anladı sonunda geçiştirildiğini ve ne zaman karşılaşsak iğneli laflar eder oldu. Hele birinde o dişlerini sıkıp, aracının camından,“Bir kere de gelmedin ya!..” deyip, ardından lastikleri cayırdatarak apartman önünden gidişi hiç gözümün önünden gitmez. “Hayırsızım biliyorum, kusura bakmayın  lütfen. Ama geleceğim bir gün,” desem de muhtemelen benim cümle çıkardığı rüzgarın ortasında savrulup kayboldu.

Gel zaman git zaman iğneli laflar öyle bir boyuta geldi ki, ona yakalanmamak için çeşitli manevralar geliştirir hale geldim. Markette reyon değiştirerek, apartman kapısında görünce bakkala sıvışarak geçiştiriyordum. Yazın ve baharlarda diğer evlerinde ikamet ettiği için sadece kışın başa bela oluyordu. Dolayısıyla bu yıl yaz başlangıcından beri de görmüyordum.

O gün… Geçen gün… Hatta üç gün önce… Saat bile verebilirim.

Apartmana girdim, asansörü çağırdım. Kapı bir açıldı, amanın! Heyhula gibi karşımda. Öyle bir hışımla üstüme geldi ki, neye uğradığımı şaşırdım. Ben gerileyince üstüme gelmeye devam etti ve boynum iki memesinin arasında kalacak şekilde duvara yasladı beni. Memeler, boynumu sıkan, fazla iri ve şişirilmiş boks eldivenleri gibiydi. “Lırk” diye bir ses duydum kendimden. Yutkunmaya çalışmış olmalıyım.

Muzip ve çakal bir bakışla sırıttı. Tanrım nasıl bir kovboy filminin içine düşmüştüm.

Beynimin manyak tarafı, içine düştüğümüz tehlikenin farkında değilmiş gibi veri almaya başladı. “Hımm, egzotik bir parfüm sıkılmış. Sutyen sert kauçuktan. Vücudu toparlayıcı korse giyilmiş. Eşarp Vakko...” Tehlikenin farkında olan yanı ise, “Geri zekalı bu bilgileri hangi kıvrımına sokmayı düşünüyorsun? Kapa çeneni de bu işten kurtulmanın yoluna bakalım!” diye basıyordu çığlığı. Gözler, iki meme arasında tenis topu takipçisi gibi fıldır fıldır.

Ben kendimle cebelleşirken, hatun o keskin ve esir eden bakışı ile; “Sen sevişemeyince yazıyorsun, ben de okuyorum. Dert aynı!” demesin mi!

Hönk!

Zönk!

Ney?

Efenim?!

Beynimin her iki tarafı, yüzüne far ışığı tutulmuş tavşan şaşkınlığı ile bakarken, kadın çifte torpil ağırlığındaki memeleri geri çekip nefes almamı kolaylaştırdı. Müdüründen azar işitmiş devlet memurunun kravatını gevşetmesi gibi bir rahatlık oluştu boynumda. Tedirgin ve gergin. Nasıl tepki vereceğimi, ne diyeceğimi bilemiyordum. “Sen bana gelmiyorsun ama ben kitabını alıp okudum,” dedi. Beynimin manyak yanı, “Aha aha! Mesele anlaşıldı. Koca kitaptan yalnızca o bölümü anlamış bu hatun! Çok çaresiz desene!” deyip gülerken, mantıklı olan yanı beni kurtarmaya çalışıyordu: Ben size gelecektim aslında… gibi cılız, uyuz bir sesle karşılık vermeye çalıştım fakat harflerin kimi az önce örselenmiş boğazımda takılı, kimi havada asılı kaldı. Çünkü o, çoktan çıkış kapısına yönelmiş, seni dinlemiyorum tavrıyla basıp gidiyordu. Bense, şok olmuş, duvara yaslı bir şekilde öylece kala kalmıştım.

Doktor bu neydi şimdi? El alem bir kitap yazar, hayatı değişir, para kazanır, ünlü olur, filan falan. Ben yazınca başım belaya giriyor. Hem iktidarla da değil; apartman sahibesi, azgın-geçkin hatunla! Pih!

O değil de, kadının dediğine takıldım kaldım. O devasa şaheserleri yazan kült yazarların durumu ne içler acısıdır öyle! Viktor Hugo’yu düşünsenize. Sevişme hayatı nasıl bir  sefillikteyse artık!? Marquez’in durumu hepten içler acısı. TamYüz Yıllık Yalnızlık! Azgınlıktan ölmüştür garibim, yazmasın da ne yapsın(!) Dostoyevski desen doğrudan Kadın Budalası ile kendini te o zaman ele vermiş. Bizdekilere hiç girmeyelim.

Buraya kadar tamam… Şimdi iğneyi kendimize batıralım: Biz blogcular… Geceli gündüzlü, bilgisayar başında tüneyip, veryansın, çalakalem yazan, biz blogcular?... Durum vahim, di mi? :))))

 

Notum: Yaşadığım olay, birebir gerçek. Fakat sonunda blogculara söylediğim söz sadece şaka. Sakın ola, biriniz çıkıp da höykürmeye kalkmayın emi? Zaten tırsmış durumdayım, beni korkutmayın lütfen :)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevişmeye ulvi bir anlam katan ifadelerinize ek olarak kitabınızı okuyan bina sahibesinin asansörde size saldırısını blog yazısı yaparak anlatan dımağınıza sağlık çok keyifliydi, zekice idi, gülümsemeden öte neşelendim. Teşekkürler, selamlar.

Nizamettin BİBER 
 14.12.2013 10:38
Cevap :
Asıl ben beğeninize teşekkür ederim, Nizamettin Bey. Var olasınız. Saygımla size.  15.12.2013 3:53
 

Çok güldüm..seni de güldürsünler.. bu iyi geldi... de en çok merak ettiğim, diğerleri tamam da, o şıkşıklık anında "eşarbın vakko" olduğunu nasıl anladın... sevgiyle kal

Ahmets 
 17.04.2013 14:51
 

Birçok yazar yazmayı tek iş olarak edindiklerinde başarıya ulaşmış...Bölünmeden bir yere akmak en iyisi sanki...Yaralı olmak, travmaların olması belki de yazmaya giden yolu açan bir kanal bulmayı kolaylaştırıyor...Sadece cinselliğin değil ama aşkla örülü bir birlikteliğin yazmayı biraz engellediğine inanıyorum o an için...Belki ruhunu doyuruyor bir süre, sonra boşalmak için yine yazıyorsun... Siz çok iyi bir dinleyicisiniz demek ki..! O kadar etkilemiş ve kendi etken olduğu durumu tekrar istemiş...

Arzu Elif 
 06.11.2012 10:14
 

Kıymetli kalem Gülpembe'nin Yorumu: "Aylardır bloglara bakmıyordum, bir baktım pir baktım vesselam..Yüreğinizden yüreğime necefli maşrapalardan dökülen tarçınlı salepler aktıı gitti.Türk edebiyat tarihi size hazır sevgili öğretmenim, akın gidin tüm dünya halklarının gönüllerine uzun ince yollardan. Yazan eller dert görmesin, sevgiyle saygıyla."

Emine Supçin 
 04.11.2012 11:25
Cevap :
Sevgili Gülpembe, yorumunuzu yanıtlayıp yayınladım ama sistem sayfada göstermediği için, bir de bu şekilde yayınlıyorum. Bin teşekkürlerimle: "Siz nasıl güzel bir gülün pembesi'siniz öyle... Nasıl güzel söylüyor diliniz... Necefli maşrapalar... Tarçın kokulu salepler... Oysa kendiniz, henüz üstündeki çiğ damlasına gün ışığı düşmemiş vadilerden, tan yerinin sabah serini kokusunu getirdiniz... Türk Edebiyat Tarihi de dahil olmak üzere; Dünya Edebiyat Tarihinin o muazzam, o baş döndüren, o tavaf edilesi tanrılarına baktıkça, kendi zerreliğimden utanırım... Utanır, kaçacak delik ararım sözleriniz karşısında. Yapmayın... Güzel söyleyen diliniz, güzel bakan varlığınız daim OLsun... Sonsuz sevgi, saygı ve selamlarımla..."   04.11.2012 11:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3007
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster