Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
42892
 

"Siyah Kuğu"nun şizofren dünyası...

"Siyah Kuğu"nun şizofren dünyası...
 

Natalie Portman, "tek engelin kendisi olduğu" balerin rolünü Oscarlık bir başarıyla kotarmış.



Genç ve kırılgan Nina, (Natalie Portman) zamanında balerinliği bir "hata"yla bırakmış annesinin heyula gibi üzerinde beliren gölgesinden kurtulamamış, odasında onlarca sevimli oyuncağın göstermelik şefkatiyle, başucundaki müzik kutusunda dönen kurmalı balerinin huzuru vadettiğine inandırılarak yaşayan bir kız.

Başarılı ama kırılgan...

Newyork'ta önemli bale topluluklarının başında bulunan ve baş balerinlik ödülü verdiği baletleri yatağından geçiren kötü bir şöhretin sahibi, oyun yönetmeni, Thomas (Vincent Cassel) eski balerini Beth'yi (Winona Ryder) başından savıp “genç ve bakire” bir yüzü aradığı yeni sezonda, perdeyi Kuğu Gölü Balesi'yle açmaya karar verir.

Farklı bir performansla seyirci karşısına çıkacak gösterimde, iyilik, saflık, duruluk, güzellik gibi bir çok olumlu sıfatı üzerinde taşıyan Beyaz Kuğu'ya hayat verecek bir balerin, onun tam zıddı nitelikleriyle kötülüğün timsali Siyah Kuğu'yu da canlandıracaktır.

Rol, Nina'ya alışıldık yöntemlerin hiçbirisini yapmadan düşer. İlk yarısı beklenmedik bir hızla sonlanan film; Nina'nın her an

baş balerinliği kaybetme korkusu etrafında kafasında yarattığı şizofrenik hayaller diyarına konuk ediyor bizi.

Verilen rolle; Nina o güne kadar hiç sorgulamayıp sessiz bir kabullenişle, boyun eğdiği annesinin, kendisine gösterdiği şefkatin altında sırıtan otoritesini görür.

Farketmeden sık sık tırnaklarını geçirerek kanattığı sırtını, annesinin görmesini istemezken, sahne günü yaklaştıkça annesiyle ilişkileri de bilindik seyrinin oldukça dışına çıkmaya, gerilimli bir hal almaya başlar.

Kendine ve annesine bir meydan okumadır bu, görünen o naif, kırılgan kızın içinde uyandırılmayı bekleyen nedir?

Kendi olabilmek ve iyi olanı değil, kötülüğü ortaya çıkarmaktaki başarısızlığı Nina'nın kişiliğini parçalamaya başlar.

Mükemmellik hırsıyla yanıp tutuşurken ve ayak tırnaklarını kanata kanata yaptığı provalarda, yine de Siyah Kuğu rolünün hakkını veremeyen Nina; performansının doruklarına ulaşmak için kendini hırpalamaya başlar.

Kırılgandır ama sertleşir,

Kendince hiçbir şeydir ama her şey olması istenir

İyidir ama alabildiğine kötüleşir

Siyah ve beyaz renkleri birbirine ne kadar zıtsa, o oranda yabancılaşır kendine.

İyi, güzel, narin... olanın pek matah olmadığı, içindeki hissiyatın, kendini ortaya dökmenin daha samimi ve başarıyı getireceğini dikte eden oyun yönetmeni, Nina'yı kendi bastırılmış cinselliğini ortaya dökmesi için kışkırtmaya başlayınca film şu soruyu sorduruyor:

Cinsel özgürlüğün ve rahatlığın sınırları nerede başlar, nerede biter?

Kendi tutkusunu, bedensel hazzını annesinin de otoriter baskısıyla içinde yaşayan Nina, sınırlarının ötesinde, kafasında dönen şizofrenik hallerle seyirciyi de sürüklüyor peşinden.

Kamera oldukça hareketli çekimlerle hep arkasında Nina'nın... Onun cephesinden izliyor, kimi kez, gerçek mi yoksa halüsinasyon mu bilemiyoruz.

Çok sürmeden cevabı kameranın karşısında konumlanmasıyla çıkıyor ortaya.

En basite indirgirsek; 'her insanın içinde bir iyi bir de kötü damar vardır' cümlesini kimi sahnelerde alt üst edecek bir karmaşayla ilerleyen film, seyirciyi, yönetmenin -tarzı gereği- ayartan, efektleri ile gerim gerim gerecek bir cendereye sokuyor.

Oyun yönetmeni, annesi ve onun tam tersi kişilik özellikleriyle, Siyah Kuğu rolünü her an kapmaya hazır Lilly ( Mila Kunis ) olmak üzere hepsi Nina'nın kendisini içten içe kanatacak birer tehdit unsuruna dönüşmeye başlıyor.

Sahne günü gelip çattığında Nina, kendisiyle neredeyse özdeşleşen Beyaz Kuğu'ya bürünemez, düşer. Herkesin hayal kırıklığına uğradığı birinci perde kapanırken ikinci perdede Siyah Kuğu ile adeta bütünleşir.

Tüm salonun ayakta alkışlayarak ödüllendirdiği Nina'nın, filmin son sahnesinde dudaklarından dökülen son kelimesi, doğrusu Portman'ın filmdeki performansı için de söylenebilir:

"Mükemmeldi"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çaykovsky'nin müzikleri ve Nathalie Portman'nın unutulmaz oyunculuğuyla çok etkilendiğim nefis bir modern müzikal, melodramdı. Yeniden izleyebileceğimi düşündüm yazınızı okurken.

Yaz Hamra Aydemir 
 13.01.2016 19:56
Cevap :
Müzikal demişken, Kırmızı Değirmen de aynı tadı verir bana.Beyaz perdede izlemiştim, ekranlara sığmaz o şenlik. N.Portman; bakıyorum da Leon yirmi yıldan çok olmuş -vay yıllar- hep ayrıksılığıyla sevdiğim bir oyuncu.Boleyn Kızı'nda da müthişti.Kral çıplak diyen de oydu, güce tapan da.Uslu, itaatkar kardeşi inadına övüledursun ben onu tüm ayrıksılığıyla sevmiştim. Bu roller yaraşıyor ona.  16.01.2016 13:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 1392
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1587
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster