Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
358
 

12 Eylül 1980'den bugüne

12 Eylül 1980'den bugüne
 

 

Ne zaman eylül ayı gelse sona eren yaz ile birlikte hepimizi sonbaharın hüznü kaplar. Sararan yapraklar arasında yeşil örtüsünü kaybeden doğayı kasvetli bir hava sarar. Bu havayı daha da karatan bir gün vardır. O da o günleri yaşayanlar için 12 Eylül 1980’dir.

Aklımıza baskı ve işkenceler ile kurulan idam sehpaları gelir. Diğer gençler ile birlikte, yaşı 18 bile olmadan asılan gencimizin sararmış resmi sararan yapraklar kadar yüreğimizi karartır, burukluk ve utanç verir.

Bugün 30 binden fazla insanımızın ölümüne sebep olan insanı asmayıp beslerken ve de 5 yıldızlı hapishanede ağırlarken. O gün beslemeyip astığımız bu genç insanları neden astığımızın hesabını vicdanlarımızda bugün dahi verememekteyiz. Bırakın 1980’i 1960’da asılan Menderes ve arkadaşlarının bile hesabı verilememekte bir demokrasi ayıbı olarak vicdanları rahatsız etmektedir. http://blog.milliyet.com.tr/Menderes_in_hic_mi_sucu_yok_/Blog/?BlogNo=308551

12 Eylül 1980 öncesini yaşayanlar çok iyi hatırlarla ki. O günlerde insanlar her gün kardeş kavgasında ölüyordu. Sağ sol kavgası olarak ortaya çıkan kanlı hesaplaşmalar kimi zaman alevi sünni çatışması olarak karşımıza çıkmıştı. Yürekler yanıyordu. Kan ve gözyaşı ülkenin bütün her yerini sarmıştı.  Birileri bu kavgayı kışkırtıyordu ve hükümetler bunun cevabını bulamıyordu. http://www.alevi.org/alevi-katliamlar/1980-corum-katliam/corum-katliam-bilgi/1212-corum-katliami-mayis-1980.html#

Halk bıkmıştı. Siyasiler günlük kavgalarına haklı olarak devam ediyordu. Çözüm bir türlü sağlanamıyordu. Tarih boyunca olduğu gibi halkımızın orduya güveni çerçevesinde çareyi sivilden değil ordudan beklendi. Halk adeta ordudan yardım ister hale geldi. Ülke elden gidiyordu. Kan durmadan akıyordu. Kin ve nefret içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.

http://video.mynet.com/fatihreis8492/12-eylul-1980-Darbesi/584701/

Kimse kimseyi kandırmasın, 12 Eylül 1980 darbesini halkın tamamına yakını istedi. Hatta bugün darbeciler yargılansın diyenler o günlerde köşelerinde darbecileri övüyorlardı. Darbecilere karşı çıkanlar ise bir kısım politikacı, bir avuç aydın ve gazeteciden başkası değildi.

Hiç de bugün denildiği gibi halka bu konuda bizi destekleyin diye sandık başında oyun da yapılmadı. O günlerde yapılan oylamalarda bugünkü kadar bile şüphe duymamıştık. Bugün artık biliyoruz ki batıdan bir ölçüde alınan onay ve destek ile darbe yapılmıştı. Darbenin üzücü tarafı darbe sonrasında yapılan hatalı, haksız ve insanlık dışı olaylardır. Bir kısım aydın insan bunu görürken, halk olarak bizler bu gerçeği göremedik. En acısı da o günlerde sağ ve solda ölen insanların bazılarını da aynı silahlar vurmuştu. Her görüşten gençlerimiz ve değerli insanlarımız birer birer yok edilmişti.

12 Eylül 1980’de bıçak gibi kesilen kardeş kavgası her kesimden aydınların kıyımına yol açarken, bazıları geleceği umursamadan darbe yöneticilerine övgüler yağdırmıştır. Darbe örgütlenme ve demokratik hayata zarar verilmiştir. Halk demokratik bir yönetim için örgütsel mücadeleden uzak tutulmaya, tarımsal amaçlı kooperatifler bile yok edilme ile karşı karşıya bırakılmıştı. Tarım kesimindeki en büyük ekonomik örgütlenme olan KÖY-KOOP adeta yok edilmişti. Yüzlerce fabrikası ve işletmesi ya kapatılmış ya da elden çıkarılmıştı. http://www.koy-koop.org/tarihce.html

1980 ile birlikte global ekonomi ve serbest piyasa ekonomi denilen bir kurgulama ile ekonomik bağımsızlık yok edilmeye başlanmıştı. Bugün karşılaştığımız birçok sorun olacak olayın temeli o günlerde atılmıştı. Tüm bunlardan da önemlisi binler insan haksız şekilde işkenceye tabii tutulmuş ve hayatlar karartılmıştı.

Darbe oldu fırsat bu fırsat diyerek Özal’ın önderliğinde satalım kurtulalım düşüncesi ile özelleştirme furyası başlamıştı. Özelleştirme ile birlikte devlete ait birçok işletme ucuz pahalı elden çıkarılmıştı. Kara delik olarak nitelenen tarımsal destekler kaldırılmış, tarımsal örgütler zayıflatılmış, tüm geçim kaynağı tarım ve devlete ait ekonomik işletmeler olan güneydoğuda ekonomik yapı zayıflatılmıştı. Ülke yönetmenin sosyal tarafı bir tarafa bırakılarak bir koyup beş alma zihniyeti hakim olmaya başlamıştı. Tabii bölgede kriz ve işsizliğin artması, terörü artırmasına bir ölçüde kolaylık sağlamıştır. 1980 sonrasında da aradan geçen zaman içinde bölgedeki ekonomik kayıplar ve sorunlar bugün bize kürt sorunu olarak sunulmaya başlanmıştır. Güneydoğudaki ekonomik zorluklarını çözmeye yönelik talepler yerine bölünme ve parçalanma yönelik istekler gündeme gelmeye başlamıştır. http://www.milligazete.com.tr/makale/ozellestirme-sevdasi-85148.htm

Dost sandığımız batı ülkeleri kendi topraklarındaki halklara birlik ve beraberlik çağrısı yaparken, AB’ye tam üye olmak isteyen 40 yılı aşkındır AB kapısında bekleyen ülkemizde bölünmeyi destekleyen politikalara destek vermeye başlamışlardır.   

Bugün hepimiz biliyoruz ki ayni 12 Eylül 1980’de olduğu gibi bazı batı ülkeleri desteklemediği takdirde kürt sorunu bir gece çözülecek sorundur. Kürt sorunu bazı batı ülkelerinin ülkemiz üzerindeki zorlama ve kışkırtmaya dayalı yarattığı bir sorundur. Dün 12 Eylül 1980 darbesinin zeminin hazırlayanlar bugünde faaliyetlerine başka boyutlarda devam etmektedirler.  

Darbeden zarar gören siyasiler ve o günlerin hangi siyasi çizgide olursa olsun mücadele içinde olan insanları susarken, o günler meydanlarda görülmeyenler ve aksine darbenin yanında olupta hiç zarar görmeyenler, darbenin kendilerine verdiği zarardan bahsetmektedirler. Hatta o günleri yaşamayan bazı köşe yazarları kısa dönemde elde ettikleri köşelerinden bir bilge edası ile acımasız eleştiriler yapmakta, yeni dönemin yöneticilerine methiyeler düzmektedirler. Bu dönemde yaşanan gerçekleri görmeden geçmişi ele almaktadırlar. Toplumda kutuplaşmayı artırmaktadırlar.

O günleri yaşayan ve hapislerde yıllarca yatan ve işkence gören insanlarımıza sorduğumuzda siz neden ortaya çıkıp 12 Eylül sonrasında yaşadıklarınızı anlatmıyorsunuz. Neden hesap sormuyorsunuz dediğimde bizler çok acı çektik ama şimdi daha acı çekiyoruz. Bize o günlerde acı çektiren ayni güçler bizim duygularımla bizi vurmaya ve bizi kullanmaya çalışıyorlar diyorlar.  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9882487&tarih=2008-09-12

Çünkü onlarda biliyor ki, ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesine neden olanlar ve o zemini hazırlayanlar bugünde görevlerine devam ediyorlar. Hem de daha titiz ve demokrasi diyerek, bu güçlerin bölgemizde yeni haritalar çizip bizleri de bu oyunda piyon olarak kullanmak istedikleri apaçık ortadadır. http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=49803

İktidarı ve muhalefeti ile hepimiz sağduyulu olmalı, düştüğümüz tuzaktan çıkmalı, aydınımız, basınımız ve ordumuzun içinde düşürüldüğü süreç bir an önce aşılmalı. Yaşadığımız güç kaybı ile sorunun güvenliğimiz bakımından ileride daha da vahim hal alacağı bilinmeli. Kin ve nefret tohumları ekilmemelidir.  

Tarihte ve günümüzde adaletin sağlanamadığı ve diktatörlük heveslerinin arttığı ülkelerde ister sivil baskı rejimlerinin ister askeri darbelerin hiç de gündemden kalkmadığı bir gerçek olarak karşımızdadır. Sivil baskı rejimlerinin zaman içinde askeri darbeye neden oldukları ya da daha da acısı bazen yabancı askeri güçlerin o ülkeyi isgal gerekçesi olarak kullanıldığı ortadadır. Ne yazık ki biz insanoğlu tarihten ders alamadan geleceğe yürümekteyiz. Bazı batı ülkeleri dün destekledikleri arap liderleri bugün alaşağı etmekten hiç çekinmemektedirler. Kaldı ki dünyayı yöneten bu güçlerin gerçekte demokrasi ve insan hakları diye bir gündemi yoktur. Ne de olsa bedeli o ülkelerin insanları ödemektedirler. Yerine getirdikleri yönetimlerde yine onların güdümünde hizmete devam etmektedirler. Bu ülkelerde demokrasiyi kurmak bir tarafa kurulu düzeni de altüst etmişler, kan ve gözyaşı getirmişlerdir. Çocuk ve kadınları gözlerini kırpmadan katletmişlerdir.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208844, http://www.facebook.com/video/video.php?v=1111350280785

Bugün Irak ve Afganistan derken demokrasi ve arap baharı adına arap dünyasının petrol kaynaklarını paylaşım savaşı içine girenler geçmişte olduğu gibi yarın bizlerin de kapısını çalacaklardır. Lozan Antlaşması sonrasında Lord Curzon’un İsmet Paşa’ya söylediği “Kabul etmediğiniz şeyleri şimdi cebime koyuyorum, zamanı gelince birer birer karşınıza çıkaracağım” sözünü bize hatırlatacaklardır. Bugün sıcak tutulan kürt meseleside bu oyunun bir parçasıdır. Bu da gösteriyor ki, dış politikada dostluk çıkara dayalıdır. Bu nedenle dış politikanın insan ömrü ile sınırlı bir politika olmadığı gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız.. Bu ülkeler istemeden terörün bitmeyeceğini bilmeliyiz.

Hiç şüphesiz tarih kendi süreci içinde çözümünü üretecektir. Ülkemiz her zaman olduğu gibi bu zor tuzaktan da çıkacaktır. Ülkemizi bölme ve yıpratma çabaları boşa çıkacaktır. Eğer darbelerin olmasını ve darbecilerin gelecekte destek bulmasını önlemek istiyorsak, önce dost zannettiğimiz bu ülkelerin yaklaşımlarını çok iyi ve dikkatli değerlendirmeliyiz. Ülkemizde gerçek adaleti oluşturmalı, oy çokluğu ile yapılacak ve toplumun tamamının onayını almayan gerek anayasa, gerekse yasaların yeni bir darbenin önüne geçmek bir tarafa iç çatışmaları ve parçalanmayı artıracağını gözardı etmemeliyiz.

İktidarı ve muhalefeti ile birlikte milli bütünlük ve beraberlik anlayışı ile bölücülüğe prim vermeden, toplumu birleştiren politikalar izlemek zorundayız. 12 Eylül 1980 iktidarının yaptığı gibi çözümün herkesi hapse atmak, mahkemelerde süründürmek, işkence yapmak ve gereğinde asmak olmadığını görmeliyiz. Darbecilerin yaptığı hataları yapmadan, tarihin yapılan hataları affetmediğini bilmeli, çözümün milli bütünlük ve kardeşlik olduğuna inanmalıyız. Hangi görüş ve siyasi yapıda olursa olsun ülkemizin birlik ve beraberliğinin geleceğimizin sigortası olduğunu unutmamalıyız.

21 yüzyıldaki sahte demokrasi ve insan hakları dayatmalarından çok insani değerleri ve ülke menfaatlerini dikkate alarak ülkemizdeki tüm taraflarla birlikte ile çözümü kendimiz yaratmalıyız. Baskıcı ve demokrasiden uzak 12 Eylül zihniyetine geçmişten ders alarak bir daha izin vermemeli, hatta son vermeliyiz.  Darbelerin ve terörün efendisi ülkeler bir kenarda dururken çözümü başka yerde aramamalıyız. 

Mustafa Duzenli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 416
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 773
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster