Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
231
 

28 Şubat ve Çevik Bir

28 Şubat ve Çevik Bir
 

28 Şubatın Tankları


Sene 1997. 28 Şubat askeri darbesini takip eden aylar. Ben İzmir’deyim. O zamanlar İzmir’de çalışıyorum. Bir banka müdürüyle  toplantı halindeyiz. Bu tip toplantılarda hemen iş konuşmaya başlamazsınız. Bilenler bilir. Önce ordan burdan, spordan, çocuklardan, siyasetten,ordan burdan konuşursunuz. Toplantının son on veya beş dakikasında da esas istediğinizi sanki hiç önemli değilmiş gibi, veya hiç önemsemiyormuşsunuz gibi, hani o anda aniden aklınıza gelmiş gibi, alçak perdeden dile getirirsiniz.

 

 

Konuşma sırasında söz nerden geldiyse Çevik Bir’e geldi. Banka Müdürü, “bu Çevik Bir var ya” dedi. İçimden, “evet var” dedim. Sizi temin ederim dedi, “bu Çevik Bir başbakan olsun, Türkiye’nin bütün sorunlarını altı ayda çözer” deyiverdi. Ben içimden, “vay anasını sayın seyirciler” dedim ama dışımdan gayet ciddi, sakin ve ölçülü bir hayret ve merak ifadesiyle dinlemeye devam ediyorum. Banka müdürü dediğim zat, şüphesiz üniversite mezunu, son derecede efendi, hem çok sevdiğim, hem gerçekten saygı duyduğum, iş ilişkilerimizin de çok iyi olduğu, en az beş altı yıldır banka müdürlüğü yapan, gayet olumlu yapıcı ve gerçekten iyi bir bankacı.  Eminim ki okuyan, vatadaşlarla ilişkisi olan, entel, tipik ve ortalama bir Türk aydını.

 

 

Benim o zaman ki görüşlerim bu doğrultuda değildi. Büyük bir ihtimalle iyi bir askerdir  ama askerlik başka Başbakan olarak ülkeyi idare edebilmek başka. Fakat çok merak ettim ve takip eden yıllarda zaman zaman, uzun uzun düşündüm. Ortalama ve tipik bir Türk aydını olan banka müdürü neden Çevik Bir’in Türkiye’nin bütün problemlerini altı ay gibi kısa bir zamanda çözebileceğine inanıyordu.

 

 

Konuyu analiz etmeye çalıştım. Çevik Bir’i tanımam ama görünen pozitif vasıflarını alt alta sıralamaya çalıştım. Birinci vasfı uzun boylu, sağlam yapılı, dik duran, dik yürüyen, oldukça yakışıklı, açık renk gözlü, tipik bir rumellili. Benim babam da Rumelliliydi. Rumellinin erkekleri genellikle uzun boylu, beyaz tenli, açık renk gözlü güzel insanlardır, yakışıklıdırlar. Bu biiiir. Bu vasıflarıyla çoğunun Atatürk’ü andıran yönleri vardır. Benim babam da, büyük ağabeyim de Atatürk’e çok, ama yakın akrabası mı acaba denecek kadar, çok benzerler.

 

 

Dönelim Çevik Bir’in diğer vasıflarına. Bir defa koyu bir Atatürkçü olduğunu varsayabiliriz herhalde. Akşamları da bir iki kadeh parlatıyordur herhalde, hani şöyle tuzlu leblebiyle falan. Başka? Güler yüzlü, esprili, sempatik  bir kişiliği var. Akşam toplantılarına, resepsiyonlara, kokteylere katılıyor, basın mensuplarıyla arkadaşca, gayet mütevazi ama ölçülü sohbetlere giriyor, kafa hafifçe yükseldiğinde de hoş espriler patlatıyor. Hani şu meşhur esprisi var ya, “demokrasiye balans ayarı yaptık” diye; işte bizim aydınları tam can alıcı yerinden vurduğu, kalplerini fethettiği esprisi.  Çevik Bir’in okumayı seven, çok okuyan, çok gezmiş, çok bilgili ve çok kültürlü biri olduğunu da tahmin ediyorum.

 

 

Hep söylerim. İnsanlar ne kadar tahsil yaparlarsa yapsınlar, yaratılış itibariyle telkinlere çok açık, ve telkinler karşısında çok zayıf bir yapıları olduğuna inanırım. Objektif olabilmeleri, ne kadar aydın olurlarsa olsunlar, kolay değil, tam tersi çok zor. Bu yüzden aydınlar da dahil insanların yüzde 98i, olaylara baktığında, görmek istediğini görüyor, duymak istediğini duyuyor, kısaca inanmak istediğine inanıyor. İnanmak istedikleri de genellikle, ailede ve okulda kazandığı değer yargıları, dini inançları ve benimsediği yaşam tarzından kaynaklanan sonuçlar oluyor.

 

 

Benim Atatürkçülükle ilgili iki görüşüm var. Birincisi Atatürk asla dogmatik değildi.Bildiğim kadarıyla inandığı ve bağlı olduğu bir doktrin yoktu. Tabii ki idealleri, amaçları, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri vardı. Ama bu hedeflere varmak için içinde bulunduğu zaman, mekan ve şartlar gerektiriyorsa daha önceki söylemlerini hatta görüşlerini, taktik ve strajesini değiştirmekte asla tereddüt  etmezdi. Civa gibi bir adamdı. Dolayısıyla Atatürkçülük diye birşey yoktur bana göre, veya şöyle şöyleyelim, Atatürkçülük önemli derecede  günün  şartlarına göre hareket edebilmek, pozisyon değiştirebilmektir büyük ölçüde. İkinci görüşüm de şudur. Atatürkçü olmak, Atatürk’ü çok sevmek başbakan olabilmek için, bakan olabilmek için, genel müdür olabilmek için, hatta emniyet müdürü veya bölük komutanı olabilmek için dahi tek başına yeterli bir vasıf değildir.

 

 

Kalın sağlıcakla....Benden bu kadar, istiyorsanız siz üzerine ilave edin.

 

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tabiki Ataturkculuk yoktur, Kemalizm'in oldugu yerde!

Newyorker 
 14.09.2013 21:44
 

Bu memleketi o kadar çok düzelten oldu ki her düzeltenin ardından bir başkası düzelti. Daha çok düzeltenler de çıkar sanırım bu gidişle. Kendimizi düzeltemedik gitti. Saygılarımla

E Ruhi YALÇIN 
 14.09.2013 19:07
Cevap :
çok doğru söylüyorsunuz....ilginize teşekkürler.....  14.09.2013 20:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 908
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster